Ha-mim’de geçtiğimiz hafta sonu yapılan (21. 04. 2024) Miraç Risalesi okumalarında “Miracın Semarâtı ve Faydası Nedir?” başlığında yer alan, aşağıya alıntıladığım Birinci Meyve’nin okunmasına ve müzakeresine devam edildi:
“Erkân-ı imâniyenin hakàikını göz ile görüp, melâikeyi, Cenneti, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelâli göz ile müşâhede etmek, kâinata ve beşere öyle bir hazîne ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki; şu kâinatı perişan ve fânî ve karma karışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile, o kâinatı kudsî mektubât-ı Samedâniye, güzel âyine-i cemâl-i Ehadiye vaziyeti olan hakikatini göstermiş. Kâinatı ve bütün zîşuuru sevindirip mesrur etmiş. Hem, o nur ve o meyve ile, beşeri müşevveş, perişan, âciz, fakir, hâcâtı hadsiz, a’dâsı nihayetsiz ve fânî, bekàsız bir vaziyet-i dalâletkârâneden, o insanı, o nur, o meyve-i kudsiye ile ahsen-i takvîmde bir mu’cize-i kudret-i Samedâniyesi ve mektubât-ı Samedâniyenin bir nüsha-i câmiası ve Sultan-ı Ezel ve Ebedin bir muhatabı, bir abd-i hâssı, kemâlâtının istihsancısı, halîli ve cemâlinin hayretkârı, habîbi ve Cennet-i bâkiyesine namzed bir misafir-i azîzi sûret-i hakikisinde göstermiş. İnsan olan bütün insanlara, nihayetsiz bir sürûr, hadsiz bir şevk vermiştir.” (Sözler, İstanbul 2020, YAN, s. 549)
Görüldüğü gibi, çok yoğun olan parçada miracın birinci meyvesi olarak Resul-i Ekrem’in (asm) başta imanın rükünlerini göz ile görüp melekleri, cenneti, ahireti hatta Zât-ı Zülcelali müşahede etmesi olmak üzere birçok neticesine işaret ediliyor. Önceki hafta paragrafın ilk yarısı ile ilgili olarak kıymetli tefekkürler paylaşıldı. Metinde “göz” kelimesi kullanılmış olmakla beraber görenin bir görme aleti olan göz değil o aleti kullanan ruh olduğu, bir et parçası olan gözün ölümlü, ruhun ise ölümsüz olduğu, yine bir et parçası olan insan beyninin de ruhun kullandığı bir alet olup insan bedeninin kullanılmasının, hareketlerinin, hatırlamalarının ruhun işlevleri olduğu, müminin bu dünyada da miraç yolculuğundaki seviyesine göre ruhu ile Yaratıcının sonsuz cemal ve kemalini müşahedesinden hissedar olacağı konuşuldu. Bu hafta ise metnin son kısımları gelecek haftaya bırakılmış olmakla beraber yine kıymetli tefekkürler dile getirildi. Ben bunları ilgili video kaydına havale edip (https://www.youtube.com/watch?v=oEVWW4zMMjU) “samed” kavramı ile ilgili olarak yapılan açıklamayı aktarmak istiyorum.
Risale-i Nur’da “samed” veya “samedaniyet” kavramlarının sık sık geçtiğini söyleyen takdimci şunları söyledi: “Samet kelimesi Kur’an’da bir defa geçer. Bu da herkesin bildiği gibi İhlas suresindedir. Bu surede önce Allah’ın ‘Ehad’ yani tek olduğu, ardından Onun ‘es-Samed’ olduğu ifade edilir. Ha-mim derslerinde çok konuştuğumuz için ‘Ehad’in anlamını biliyoruz: Her bir şeyde mutlak olan Allah’ın mutlak sıfatlarının, isimlerinin yansımalarının görülmesi. Baktığımız varlık ne olursa olsun veya ne kadar küçük olursa olsun, onun ancak ve ancak bütün kainatı yaratan bir Kudretin eseri olduğunun bilinmesi. Başka bir ifadeyle kainatın her bir parçasının özellikleri, birbiriyle tarifsiz uyumu ve bütünlüğü ile ilan ettiği Yaratıcının ‘vahdet’inin her bir varlıkta müşahede edilebilmesi. ‘Samed’e gelince, Onun yarattığı her şeyde yani her türde, her türün her ferdinde, her ferdin her bir parçasında; keza her zamanda, zamanın her bir biriminde, her bir ânında Yaratıcının sonsuzluğunun, mutlaklığının anlaşılması. Neden? Çünkü söz konusu suredeki ‘Samed’ daha önce geçen ‘Ehad’i, ‘lem yelid ve lem yûled’ ayeti de ‘Samed’ kelimesini açıklıyor. ‘Ve lem yekün lehu küfüven ehad’ ayeti de bir önceki ayet olan ‘lem yelid ve lem yûled’ ayetini açıklıyor.”
“Ayetteki ‘lem yelid ve lem yûled’ ne demektir? Şu: ‘O doğurmadı, doğmadı’ yahut daha güzel bir ifade ile- ‘doğurmamıştır, doğmamıştır.’ Peki bu ne demektir? O doğuran, ebeveyn olan olmadığı gibi, bir anne-babadan doğan da değildir. Geleneksel olarak müfessirler bazı hadis nakillerinden de hareketle bu ayetin Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu olarak anan Hıristiyanlara veya melekleri Allah’ın kızları olarak niteleyen müşriklere mesaj verdiğini söylemişlerdir. Sayıları az da olsa bazı müfessirler ise bunun birer örnekleme olduğunu, ayetin geniş kapsamlı bir anlama sahip olduğunu dile getirmişlerdir. Ayetin evrensel karakterine uygun olan da budur.”
“Bu surede önce ‘Allah’ lafzı anılıyor ve Onun ‘Ehad’ olduğu söyleniyor. Sonra ‘Allah’ lafzı tekrarlanmadan ve başına da belirlilik takısı olan ‘el’ getirilerek Onun ‘es-Samed’ olduğu vurgulanıyor. Arkasından da ‘lem yelid ve lem yûled…’ ifadesi getiriliyor. Bu silsilenin birbirinin açıklaması olduğu anlaşılıyor. Yani Allah ‘Ehad’dir, çünkü O ‘es-Samed’dir’, Allah es-Samed’dir, çünkü O ‘lem yelid velem yûled’dir…’ demeye geliyor. Çünkü takip eden ‘lem yelid ve lem yûled’ ayetini ben basit haliyle şöyle anlıyorum: O sonsuzdur, sonsuza bir şey ekleyemezsiniz, bir şey de çıkaramazsınız. O ‘lem yelid’dir, doğurmamıştır. Yani ‘kendisi gibi birisini yaratmış mıdır’ gibi çelişkili bir düşünceye kapılma! Piyasada ‘Allah kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi’ gibi soru soranlar var. Güya ‘yaratabilir’ dersen, ‘demek ki başka ilahlar olabilirmiş’ diyecekler, ‘yaratamaz’ dersen ‘bak, Allah’ın gücü sınırlı imiş’ diyecekler. Oysa bu tamamen mantıkî çelişki taşıyan bir sorudur. Zira ‘Allah kendisi gibi bir ilah yaratır’ dendiğinde bu uluhiyetin sonsuzluk kavramına ters düşer. Çünkü bu ikinci ilah yaratılmıştır ve yaratılan bir şey yaratılmaya muhtaç olandır demektir, yaratılmaya muhtaç olan ise mutlak Yaratıcı olamaz. Bu ve benzeri sorular gibi bu da mantık çelişkisi taşıyan bir sorudur. Mantık çelişkisi taşıyan bir soruya mantıklı cevap ancak bu sorunun çelişkili bir soru olduğunu bildirerek karşılık verilir. Aynı şekilde ‘ve lem yûled’ de uluhiyetin sonsuzluğuna işaret ediyor: ‘O, doğmamıştır’. Yani Onun sonsuzluğuna bir şey ilave edilemez, çünkü sonsuza bir ilaveden bahsetmek sonsuz tanımıyla çelişir. Bir şey sonsuz ise, tanım gereği eksiksiz, eksiği olmayan demektir. Bunun için Kur’an, Allah’ı ‘Sübhan’ olarak tanımlar. ‘Sübhan’ eksiği olmayan, sonsuz olan, yani mutlak demektir.”
“Sonuç olarak geriden ileriye doğru şöyle bir anlam silsilesi görünüyor: O ‘lem yelid ve lem yûled’dir, yani O sonsuz olandır, Ona bir şey ilave edilemez ve Ondan bir şey eksiltilemez. Zira O es-Samed’dir, zira O Ehad’dir, zira O Allah’tır. Veya baştan geriye doğru sıralamaya bakarsak, ‘O Allah’tır, zira Ehad’dir, O Ehad’dir, zira O es-Samed’dir, O ‘es-Samed’dir, zira O doğurmamış ve doğmamıştır’ demek gerekiyor. En son ayetiyle de, Allah kendi sanatı olan mahlukat aleminde yarattığı hiçbir şey ile tarif edilemez mânâsında “ve lem yekün lehu küfüven ehad’ der. Onu bir yaratığa benzeterek tanımlayamazsınız, yalnızca ‘O mutlak olandır’ diyebilirsiniz. İşte bütün mesele Onun bir sanat eseri olan kainattan yola çıkarak Yaratıcının mutlaklığını, sonsuzluğunu anlamaktır. Çünkü kainat hem bütün haliyle hem de bütün tabakaları ve bütün efradı ile Varlık Kaynağının sonsuzluğunu, sonsuz olması gerektiğini gösteriyor.”
Başka bir müzakereci ilave olarak şu notu paylaştı: “Samed kavramının ‘lem yelid ve lem yûled’ ayeti ile açıklanması, bu ibarenin de ‘Allah’ın Kendisine bir şey eklenmesinin ya da çıkarılmasının söz konusu olmayacağı ‘sonsuzluğu’ ifade ettiğinin belirtilmesi bana çok anlamlı geldi. Malum, ‘samed’ kelimesi sözlükte hem kast etmek, yönelmek hem de ‘salabet’ anlamına geliyor. Samed olan Allah bizi kasıtla yaratan, bizim taleplerimize yönelip salabetle karşılık verendir. Bu bakımdan Allah’ın Samed olması, -genel olarak ifade edildiği üzere- her var edilmeye muhtaç varlıklar gibi bizim de her zaman, her işimizde ve her ihtiyacımızda Ona muhtaç olmamız; Onun ise hiçbir şeye muhtaç olmaması anlamındadır. Bunu Onun sonsuzluğunu düşünerek anlamaya çalıştığımızda şöyle bir anlam da çıkıyor bize bakan yönüyle: O rahmeti, keremi, ihsanı… ile sonsuz olan; biz ise rahmete, kereme, ihsana sonsuz muhtaç olan vaziyetteyiz ve kendimizden kaynaklanan imkan itibariyle sıfır pozisyonundayız. O halde her zaman, her ihtiyacımızda Ona muhtaç olduğumuz bilinci ve duası içinde hareket etmeliyiz.”
Derste miracın ilk meyvesi olarak açıklanan metnin geri kalan kısımlarının müzakeresine devam edileceği belirtildi. Ben öteki hususlarla birlikte İhlas suresinin, özellikle de Allah’ın “Samed” isminin anlaşılmasına yönelik açıklamalardan çok istifade ettim. Allah razı olsun.


