Ders Notları

“Gayb” Kavramı Üzerine

“Gayb” Kavramı Üzerine | Ha-Mim

Ha-mim’de geçtiğimiz hafta sonu yapılan (07. 01. 2024) Mirac Risalesi okumalarına, önceki hafta kalınan yerden devam edildi. Miracın hakikatinin anlatıldığı İkinci Esasta uluhiyetin tecelli ettiği makam ve mertebeler zihne yakınlaştırıcı temsillerle açıklandıktan sonra miracın, ilahî hikmet ve inayetle Resul’ün bu makam ve mertebelerdeki “seyr ü süluk”u olduğuna işaret ediliyor. Ardından metinde, dinleme makamında olan mülhidin, “Ben Allah’ı tanımıyorum, Peygamber’i bilmiyorum, nasıl miraca inanacağım?” sorusu üzerine mevcudattan yola çıkılarak kainatın nasıl Allah’ı tanıttığı, Onun birliğine nasıl şahitlik yaptığı ispat ediliyor. Bu çerçevede ilk paragrafta kainatın var olduğu, kainatta sayısız fiil ve icatlar olduğu, her fiil ve icadın intizamlı olduğu, failsiz fiil olmayacağına göre kainattaki hadsiz fiillerin de Faili olduğu dile getiriliyor. İkinci paragrafta bir işte iki ya da daha fazla hâkim olması halinde intizamın bozulduğu tespiti hatırlatılarak kanatın düzen ve intizamının hiçbir aksama ya da bozulma söz konusu olmaksızın devam etmesinin O Fâilin tek olduğunu gösterdiği belirtiyor. Akabinde şu paragrafa yer veriyor:

“Hem mâdem şu mevcudâtın tabakàtı, bir ordudan bin defa daha muntazam bir emir ile hareket ettiği bilbedâhe görünüyor. Yıldızların, güneş ve kamerin muntazaman hareketlerinden tut, tâ bâdem çiçeklerine kadar her bir tâife o kadar muntazam, o kadar mükemmel bir sûrette Kadîr-i Ezelînin o tâifeye verdiği nişanları, formaları, güzel libasları ve tâyin ettiği harekâtı, bin defa ordudan daha muntazam bir tarzda izhâr ediyor. Öyle ise, şu kâinatın, mevcudâtı Onun emrine bakar ve imtisâl eder, perde-i gayb arkasında bir Hâkim-i Mutlakı vardır.” (Sözler, İstanbul 2020, YAY), s. 536)

Görüldüğü üzere metin varlık alemindeki tabakaların bir ordu gibi muntazam hareket ettiğini, gökteki yıldızlardan yer yüzündeki çiçeklere kadar her taifenin, her türün kendilerine biçilen formalarla görev ve faaliyetlerini tam bir düzen içinde gerçekleştirdiğini, bunun da “gayb perdesi” arkasında Mutlak bir Hâkimin bulunduğunu gözler önüne serdiğini ifade ediyor. Derste gerek önceki paragraflar gerekse bu paragrafla ilgili olarak küçük dokunuşlarla, kısa fakat açıklayıcı yorumlar yapılıyor. Ben bunları ilgili video kaydına havale edip (link) bu paragrafın sonunda yer alan “perde-i gayb” kavramıyla ilgili tefekküre değinmek istiyorum.

Gayb kavramını zihnimize yakınlaştıran temsillerden birisi kitap örneğidir. Kitabın bir kabı, sayfaları, sayfalarında mürekkebi… var, bir de kitapta bilgiler var, mesaj var, açıklamalar var. Kitabı maddi haliyle görüyoruz, gözlemliyoruz. İşte kitabın gözlem alanımız dışında kalan anlamı, mesajı yani kitaptaki bilgiler ‘gayb’ oluyor. Bu işin bir yönü. Bir başka yönü ise kitaptaki bilgilere, açıklamalara bakarak bilinçli, bilgili, iradesi ile bilgisini aktarmayı tercih eden bir yazarının bulunması gerektiği gerçeği. Bu da ‘gayb’dır. Çünkü yazarı görmüyoruz. Fakat varlığını inkar etmemiz imkansız.

Dersi takdim eden moderatör kısaca şunları paylaştı: “Gayb perdesi ne demek? Ben ‘gayb’ kavramını ‘madde cinsinden gözlemlenemeyen’ diye tarif ediyorum. Madde olarak göremediğimiz, gözlemleyemediğimiz için ‘gayb’ oluyor. Mesela bir kitabın mânâsı maddi cinsten gözlemlenemediği için kitabın fiziki yapısına göre ‘gayb’ oluyor. Kainatın gayb tarafına baktığımızda ne görüyoruz? Tecelli yani özellikler görüyoruz. Düzenli olmak, sanatlı olmak, amaçlı olmak, ölçülü olmak, irade eseri olmak… gibi özellikler müşahede ediyoruz. Varlıkların birbiriyle mükemmel ilişkisini, kainat daima değişime uğradığı halde düzeninde hiçbir aksama olmadığını… gördüğümüzde bu özelliklerin -mantıken- sonsuz olması gerektiğini düşünüyoruz. Peki bu özelliklerin kaynağı nedir dediğimizde, göremediğimiz ama varlığı aklen aşikar olan sonsuz bir Kaynak olmalıdır diyoruz. Anlıyoruz ki sonsuz olan Kaynak sonlu olan kainatta aranmaz, aranamaz!”

“Biraz daha açarak ifade etmek gerekirse, gayb kavramını zihnimize yakınlaştıran temsillerden birisi kitap örneğidir. Kitabın bir kabı, sayfaları, sayfalarında mürekkebi… var, bir de kitapta bilgiler var, mesaj var, açıklamalar var. Kitabı maddi haliyle görüyoruz, gözlemliyoruz. İşte kitabın gözlem alanımız dışında kalan anlamı, mesajı yani kitaptaki bilgiler ‘gayb’ oluyor. Bu işin bir yönü. Bir başka yönü ise kitaptaki bilgilere, açıklamalara bakarak bilinçli, bilgili, iradesi ile bilgisini aktarmayı tercih eden bir yazarının bulunması gerektiği gerçeği. Bu da ‘gayb’dır. Çünkü yazarı görmüyoruz. Fakat varlığını inkar etmemiz imkansız. Çünkü kitaptaki bilgilerin kaynağının kağıt yığınları ya da mürekkep damlaları olmadığı, olamayacağı gün gibi aşikar. O halde kitap gözlemlediğimiz madde, yazar ise kitabın içinde olmayan, kitap ya da mürekkep cinsinden olmayan, olmaması gerek fakat kitaptaki bilgilerin tanıklığıyla varlığı kitabın varlığından daha aşikar ‘gayb” konusu. Demek ki ‘gayb’ olmayan değil, varlığı ilk bakışta ‘gizli olan, fiziken görülmeyen, görme alanımıza girmeyen’ ve fakat aklımıza, duygularımıza, yani insani özelliklerimize açıkça görünen’ demek oluyor.”

“Kitap örneğini esas alarak kainata baktığımızda bütün varlıklarda ‘anlamlılık, amaçlılık, yerindelik, düzenlilik, bilinçlilik…’ görüyoruz. İncelediğimizde bu anlamlılık, amaçlılık ve düzenliliğin kaynağının madde olmadığını, olamayacağını kesin şekilde fark ediyoruz. Öyleyse bunun arkasında bu özellikleri taşıyan bir varlığın bulunması gerektiğinin zorunlu olduğu sonucuna ulaşıyoruz. ‘Gayba iman’ bu demek oluyor. Peşin hükümlü olmaya gerek yok. İnsan kendisinde bulunan donanımla hakkaniyetli olarak bunu değerlendirdiğinde, bunun böyle olması gerektiğine hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde hükmeder.”

Biz günlük dilimizde “gayb” kavramını bir şeyi yitirmek ya da kaybolan (orijinali gayb olan), kaybedilen bir şey, yani yitik anlamında kullanırız. Kur’an ise “gayb” kavramını yitirmek veya yitik değil, tam tersine, varlık aleminde müşahede ettiğimiz, yani gözlemlediğimiz her bir varlıkta, onun Var Edicisini bulmak anlamında kullandığını hatırlamak gerekiyor.

Bu kısa fakat ilk bakışta basit gibi görünen temsil bana kalırsa hem Yaratıcıya imanın nasıl “gayb” konusu olduğunu, hem Onun varlığının kainatın varlığından daha aşikar olduğunu, hem kainatın Onun özelliklerine nasıl ayna olduğunu gayet güzel açıklıyor diye düşündüm. Zihnimde kitap örneği yerine resim tablosu, mimari yapı, harika bir sanat eseri gibi başka örnekler canlandırdım. Söz gelimi bir resim tablosuna baktığımızda ressamı görmüyoruz. Gördüğümüz tuvaldir, tuvaldeki çizgilerdir, boyadır vs. Bu -teknik tabiriyle -“şehâde” yani görünen oluyor. Resimdeki sanatın, dizaynın, estetiğin… bu özelliklerin varlık kaynağı olan bir varlığın mutlaka var olması gerektiğine kesinlikle şahitlik yaptığı bir ressam ise “gayb” oluyor. Yani, bizim varlığını fiziken deneyimlemediğimiz halde, bu özelliklerin varlık kaynağı olan bir ressamın mantıken, aklen var olması gerektiğine kesin inanmamızı zorunlu kılıyor. Tablodaki özellikler de ressamın nitelikleri oluyor. Aynı şekilde bir yapıya, mimari bir binaya baktığımızda gördüğümüz “şehâde”, binadaki tasarım, sanat ve öteki özelliklerin delalet ettiği mimarın varlığı “gayb” oluyor. Demek ki kainat tablosu ya da binası da maddesiyle, fiziki varlığı ile “şehâde”, binada gözlemlediğimiz özelliklerin şahitlik yaptığı bir Ressam ya da Mimar ise bizim fiziki gözlerimize göre “gayb”dır. O gözler ile fiziki dünyayı gören “ben” yani beni insan yapan “ruhum”un gözlemlemesine göre “şehade”dir. Tabloda yahut binada görünen özellikler de Onun isimlerinin tecellilerinden ibarettir. Biz günlük dilimizde “gayb” kavramını bir şeyi yitirmek ya da kaybolan (orijinali gaybolan), kaybedilen bir şey, yani yitik anlamında kullanırız. Kur’an ise “gayb” kavramını yitirmek veya yitik değil, tam tersi, varlık aleminde müşahede ettiğimiz, yani gözlemlediğimiz her bir varlıkta, onun Var Edicisini bulmak anlamında kullandığını hatırlamak gerekiyor. Söz sırası gelmişken, kültürde gayb kelimesinin önemli bir yanlış kullanımını da hatırlayalım: Bir sevdiğimiz, mesela annemiz öldüğü zaman “annemi kaybettim” deriz. Bu söz çok yanlış bir anlayışı temsil eder. Biz annemizi kaybetmedik, annemizin bedeni öldü ve ruhu hala yaşıyor. Ruh ölmez, beden ölür.

Gayb kavramının her ne kadar literatürde varlık (ontoloji), bilgi (epistemoloji) ve ahlâk olmak üzere geniş bir alanla ilgisi varsa da, Allah’ın mesajı olan Kur’an’n başlarında zikredilen (Bakara 2/3) “gayba iman” merkezi bir nitelik arz ediyor. Kur’an bize, “varlık, bilgi ve ahlak anlayışımızı ‘gayba iman’ merkezli tesis ediniz” haberini veriyor. Benim kitap örneği üzerinden derste anladığım husus şu: Kainat kitabının Yazarı gözlemlenemez olması açısından “gayb”, fakat varlığı kainatın her zerresinin şahitliği ile “aşikar”dır. Kainattaki tüm özellikler Onu isim ve sıfatlarıyla tanıtan tecellilerdir. O mantıkî bir zorunluluk olarak kainatın varlığı cinsinden değildir. Allah razı olsun!

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın