Hadis Okumaları Kur'an Okumaları Müzakereler Risale-i Nur Okumaları Usûle Dair

İnsan Korktuğu Bir Yaratıcıyı Sevebilir mi?

Serdar – Evet bahsettiğiniz konu yani Allah’ı, ahireti, ölüm ve cehennemin çocuklara nasıl ve hangi yönü ile anlatılacağı önemli bir sorun.  Bütün bu kavramları ve inançları pembe dünyalar çizerek anlatılmalı diyenler ve öyle de yapanlar var. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki can sıkacak konuları kapatıp, unutup, üstünü kapatıp geçiştiriyorlar.  Ya da geçiştirmek zorunda kalıyorlar. Çünkü her şey pembe dünyanın ölçülerine sığmıyor. Yaşam da öyle değil zaten. İnsanın ve çocukların karşısına çok zor anlar ve işler çıkıyor. Sadece Allah’ın merhametini anlatırsanız, bu sefer çocuk “bu nasıl merhamet” diye sorgulamaya başlıyor. Çünkü Allah’ın Adil, Hakim ve Rab olduğunu kasten ihmal ediyoruz.

“İnsan korktuğu şeyi sevemez” mi acaba?  Üstadın en tatlı haleti validesinin tatlı tokadından korkup ondan nefret ettiği hali midir ki böyle bir yargıya ulaştık?

Mehmet Ali –

Sadece Allah’ın merhametini anlatırsanız, bu sefer çocuk “bu nasıl merhamet” diye sorgulamaya başlıyor. Çünkü Allah’ın Adil, Hakim ve Rab olduğunu kasten ihmal ediyoruz.

Sadece mi??? Yani bir merhametli Allah var, bir de merhametsiz Allah mı var? Ya da kızgın? Kafası bozuk? Allah’ın merhametten başka bir özelliği mi var ki? Ya da merhametinin nüfuz etmediği bir yer mi var? Allah’ı kızgın görmeye alıştığımız için kızarak insanlara acı veren bir Allah çıkarmaya çalışmayalım insanların karşısına. A. Berâ’nın dediğini ben böyle anladım ve hak verdim. Böyle bir Allah yok çünkü.

Allah’ın yani Yaratıcımızın bize merhametini fark ettiğimiz oranda o merhametten uzak kalmaktan çekiniriz; Allah korkusu bu demektir. Aramızdaki ilişkiyi bozmamadaki hassasiyet yani. Bunu “korku = scary/scared” formatına getirdiğimiz zaman işin esprisi kaçar– hem büyükler için hem de asıl çocuklar için.

Siz bunu kastetmiyorsunuz ihtimal ama konu oraya geldiği için benim devamlı söylediğim bir lafı burada tekrar edeceğim: “Etrafta epey günah var; yeni günahlar icat etmenin anlamı yok.”

Yani, zaten baskıcı ve günah psikolojisi altında ezmeye teşne bir toplumdan geliyoruz; bunun üstüne bir de biz çam dikmeyelim derim ben…

Abdullah Berâ –

“İnsan korktuğu şeyi sevemez” mi acaba?  Üstadın en tatlı haleti validesinin tatlı tokadından korkup ondan nefret ettiği hali midir ki böyle bir yargıya ulaştık?

Evet, insan korktuğu şeyi sevemez. Said Nursi şöyle diyor:

“Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse, “En leziz ve en tatlı haletin nedir?” Belki diyecek: “Aczimi, zaafımı anlayıp validemin tatlı tokatından korkarak yine validemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.”

Bu cümle bana hep yanlış görünen bir cümle idi. Birincisi bir yaşındaki, şuuru gelişmemiş bir çocuğun durumu bizim için ilgisiz kaçıyor. Aramızda çocuğuna şefkatle tatlı bir biçimde tokat atan var mı acaba :). Tokatın şefkatlisi olmaz. Tokatta negatif anlamlar, kızgınlık, hiddet yüklüdür. Anne-babanın o an için öfkesine hakim olamamasının, sabredememesinin eseridir tokat. Bir insana tokat atmak insani bir şey değildir. Onun kişiliğini hiçe saymaktır. İnsana değer vermemektir. Kısacası tokatın tatlısı olmaz.

Bir filmde çocuğu babası dövüyor. Bunu daha sonra bir arkadaşına anlatıyor: “babam bana tercih sunardı (maddeleri tam hatırlamıyorum ama şöyle bir şeydi). Dayak yemek için kemer mi tercih edersin, ingiliz anahtarını mı?” “Ben olsam kemeri tercih ederdim diyor arkadaşı.” Bizim çocuk ise “hayır diyor, ben her zaman ingiliz anahtarını tercih ederdim”. Arkadaşı şaşırıyor ve “neden?” diyor. Çocuk “çünkü I didn’t care diyor”. Yani babasının dayağını hiç önemsemedğini belirtiyor. Yapabileceği tek şekilde direniyor ona.

Bırakın yetişkin hale gelmiş bir insanı, 3-4 yaşına gelmiş ve biraz şuuru oluşmuş bir çocuk bile tokatı kabullenemez. Bizim 5 yaşındaki ufaklık bile bırakın tokatı, biraz sesimizi yükseltsek “bağırma” diye tepki veriyor :). 3 yaşındaki diğeri: Şunu yapma dediğimiz zaman ikna etmezsek, “yapacağım” diye direnişe geçiyor (saygı duyulması gereken bir direniş bu).

Şimdi bu durumda Nursi’nin yukarıdaki ifadesi yanlış mı? Bu ifade hakkında tekrar düşündüm ve bu cümlenin yanlış görünmesinin sebebinin bizim tokat kelimesine yüklediğimiz mana ile üstadın anlatmak istediği şeyin farklı olduğu kanaatine vardım.

“Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse, “En leziz ve en tatlı haletin nedir?” Belki diyecek: “Aczimi, zaafımı anlayıp validemin tatlı tokatından korkarak yine validemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.”

Üstad “tatlı tokat” diyor ve biz de yukarıda tokatın tatlı olamayacağını söyledik. Demek ki üstadın tatlı olarak tanımladığı tokat farklı bir şey. Buradaki tokat kelimesi bizim Allah’tan uzaklaştığımız durumda düştüğümüz durumu gösteriyor. Kısacası yukarıdaki cümleyi şöyle yeniden yazarsak üstadın kastettiği şey anlaşılır ve karışıklık ortadan kalkar. Üstadı da tokata değer veren bir zat olarak algılanma durumundan kurtarmış oluruz:

Burada çocuk yerine insanı koyacağız.

Eğer bir mü’mine, yaratıcısını tanıyan ve kul olduğunun bilincinde olan bir insana sual edilse, “En leziz ve en tatlı haletin nedir?” Belki diyecek: “Aczimi, zaafımı anlayıp yaratıcımın tatlı tokatından korkarak, yani ondan uzak kalma durumunda yaşayacağım firak acıları, hiçliğe gitme, her şeyin birbirine düşman görünmesi, alemin tesadüfler elinde, kainattaki olayların bana düşman görünmesi, sebeplere dilencilik etme, depresyona düşmekten korkarak yine yaratıcımın şefkatli sinesine sığındığım halettir.”

Evet, yaratıcıdan uzak kalma durumunda yaşayacağımız şeyler bir tokat ve tatlı, merhametli bir tokat. Hiç bir kızgınlık eseri yok bu tokatın insana atılmasında. Zorlama yok. İnsan kendi serbest iradesi ile gerçeğini anlayıp karar veriyor yaratıcısına sığınmaya. Tokatın tatlı olması insana aczini fakrını hissettirecek, yani gerçeğini gösterecek, yaratıcıdan uzak kalması durumunda gireceği durumu hissettirecek bir tokat olmasında yatıyor. Tokatın tatlı olmasının tanımını yapıyor Nursi burada.

Kuran’daki bütün cehennem ayetlerini bu şekilde anlamak lazım. Cenab-ı Hak Kuran’da bizi tehdit etmiyor yani. Şefkatinden merhametinden “çırpınıyor” yanlış yöne gitmeyelim diye. 1-2 yaşındaki bir çocuğunuzun uçuruma doğru yürüdüğünü düşünün. O’nu kurtarmak için neler yaparsınız. O anda ki hissiyatınızı canlandırın kafanızda. Bağırır çağırır, gerekiyorsa yardım istersiniz. Ama çocuğun kolundan tutup çekme yok oyunun kuralında. İnsanın cüz’i iradesi serbest çünkü.

Bu durumda hissettiğimiz şeyi sonsuz ile çarpalım, Kurandaki cehennem ayetlerini bir parça anlarız o zaman. Ve yukarıdaki hadiste geçen kulunun tevbesi karşısında Cenab-ı hakkın “sevincini”.

Evet,

Tevbe, 9:63 – Bilmediler mi ki kim Allah’a ve Elçisine karşı koymağa kalkarsa (kendisine ebedi hayatı verecek, mutlak kudrete, rahmete, hikmete, ilme sahip yaratıcısını tanımazsa) onun için sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır (Bu isimlerin tecellisinden mahrum kalma vardır. Bu dünyada ve ahirette…). İşte, büyük rezillik budur.

Yunus, 10:8 – İşte kazandıkları işlerden ötürü onların varacakları yer, ateştir!

İsra, 17:97 – Allah kime hidayet ederse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onlar için O’ndan başka veliler bulamazsın. Kıyamet günü onları, yüzü koyun, kör, dilsiz ve sağır bir halde süreriz (kör: bu kainattaki yaratılıştaki hikmeti, merhameti vs görmedi. Sağır: bu dünyada Allah adına, onu tanımak için işitmedi. Dilsiz: yaratıcısını tanıma adına kullanmadı dilini, bu amaçla konuşmadı. Yediği içtiği şeyleri yaratıcısı adına yapmadı). Varacakları yer cehennemdir (bu dünyada tanımadığı rahmetten, bu dünyada tanımadığı cemalden uzak kalmadır). Ateş her dindikçe, onlara çılgın alevi artırırız.

Ali – Teşekkür ederim, güzel bir tefekkür.

Yazar hakkında

Müzakereler

Çeşitli imani konular üzerine yapılan e-posta yazışmaları Müzakereler kullanıcı ismiyle yayınlanmaktadır.

Yorum yazın