Kadir suresi, nüzul sırasına göre 25. sıradadır. Kadir güç, kudret, ölçü veya miktar anlamlarına gelir. Vahyin ilk sureleri insan zihnini farklı biçimde düşünme eğitimlerine tabi tutar. İlk inen ayetlerde genellikle insani özellikleri kullanarak varlığını anlamlandırma ve varlığına dayanak bulma eğitimi yapılır. Kadir suresi de bu özelliktedir. Kâinat şartlarında bir tohumun meyveye dönüştürülmesi için onun toprağa ekilmesi, hava, su ve ışıkla beslenmesi şarttır. İnsan istidatları da böyledir. İnsani özellikler yani istidatların meyve verebilmesi için beden toprağına ekilmesi, tefekkür, akıl yürütme ve mana ile beslenmesi gerekir. İşte ilk ayetler bu süreçte insana hayatını anlamlandırma kaynağı olma özelliğini taşırlar.
Kur’an bir defada hep birden değil, 23 sene süren bir zaman zarfında nazil olmuştur. İlk defa muhatap olan insanların özelliklerini dikkate alan ifadeler içerir. Fakat vahyin büyük orandaki kısmı yani yaklaşık %95’i insanın hiç değişmeyen özelliklerine hitap eder. Varlıklara mana vermek, varlık kaynağı aramak, ebediyet arzusu, varlık kaynağının nasıl olması gerektiğine dair konular zamanla değişmez. Her devrin insaninin cevap bulması gereken problemleridir. Kur’an büyük oranda bu problemlere cevaplar içerir.
Bu sureden önceki 24 sure nispeten kısa ve yoğun ifadeler barındırır. Kadir suresi nübüvvetin ikinci yılında nazil olmuştur. İnsanlar Kur’an eğitiminin henüz başındaydılar. Her şeyi yavaş yavaş ve ilk defa öğreniyorlardı.
إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ
97.1: “Muhakkak ki: Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.”
Bu ayetteki “onu” zamiri belirsizdir. Sanki Kur’an muhatabına şöyle diyor: “Onu bilmiyor musun?” Bir zamir kullanıldığında okuyucu onun kim olduğunu sorgular. Eğer Kur’an bir şeyi bir zamirle belirtiyorsa, bunun bir amacı vardır. Kur’an’da Konuşan, insanlara onların Yaratıcısı olduğunu ve insanın hallerini bildiğini öğretmeyi amaçlar ve insana bilmediği ve kâinattan öğrenemeyeceği bir konuda rehberlik etmek için konuşur. Kâinatın Yaratıcısı insana öğretmezse, bilmesi gerekenleri kâinattan öğrenemez. Bu Konuşan, her şeyi hikmetle yaratan olmalıdır. Her kelimeyi hikmetle kullanıyor olmalıdır. Zamir belirsiz bırakıldığında bu onun anlamının farklı şekillerde anlaşılabileceği manasına da gelir. İnsanın ihtiyacı olan bir şeyin gönderilmesini her insan kendi açısından anlamlandırabilir. Zamirin belirsizliği, insanın ihtiyaçlarının sınırsızlığından kaynaklanır. Dolayısıyla “onu” zamiri farklı manalarda anlaşılabilir. Ama bunların ortak paydası insanın ihtiyacı olmalarıdır. Her insan kendi ihtiyacı neyse o manada anlayabilir. Çoğu alim “onu” zamirinin genellikle “Kur’an”a atıfta bulunduğunu söyler. Bazı alimler onu “yağmur”a atfeder. Bu önerilerin hiçbiri yanlış değildir ancak bir “belirsizlik” ortadadır.
Bununla beraber ayette neden her şeyin görüldüğü gündüz değil de karanlık ifade eden geceden bahsediliyor? Kadir gecesi ne demektir? Neden Kadir? Neden gece? Neden guc, kudret, ölçü ve miktar anlamlarını içeren bir kelime kullanılıyor? Bunların bir açıklaması olmalı. Genellikle Kadir Gecesinin Ramazan ayının son on gününde olduğundan söz edilir. Kadir Gecesi neden kesin bir gün olarak belli değildir? Peygamber (SAV) bile kesin bir tarih belirtmiyor ve o geceyi aramayı tavsiye ediyor. Oysa vahyi alan insan olarak Kur’an’ın ilk defa hangi gece indirilmeye başlandığını biliyor olması lazım. Bu belirsizliğin hikmeti nedir? Bütün bu belirsizliklerin manası insanın ciddi biçimde vahye ihtiyacının farkına varması ve bilinçli biçimde varlığına mana araması gerektiği içindir. Kesin bir tarih verilmemesi her insanın vahiyle tanışma gününün farklı olduğu gerçeğinden kaynaklanabilir. Demek ki Kadir Gecesi kişiye özeldir. Her insan onu şahsen aramalıdır. Peygamber (SAV), onu Ramazan ayının son 10 gününde aramayı tavsiye eder. Bu, Peygamber’den gelen özel bir tavsiyedir. İnsan, oruç tutarken dünyevi işlerin veya şeylerin endişelerini kalbinde taşır. Ramazan ayında, Peygamber (SAV) dahil olmak üzere tüm sahabe dünyevi işlerle meşguldü. Dünyevi işlerle uğraşırken insanın kalbi de onlarla meşgul oluyor. İnsan çoğu zaman dünyevi işlerin arasında kaybolur ve yaptığı işlerin geçici yönüyle birlikte kalben kendi gerçeğinden uzaklaşır.
Ramazan, insanın varlıklara bakış açısını fanilikten ebediliğe çeviren bir süreçtir. Oruç tutmanın asıl gayesi insanın varlıklardaki geçici yönü bırakıp ebedi yöne odaklanmasıdır. Yani, ilgilendiğimiz veya meşgul olduğumuz dünya işlerinin geçici yönünde kaybolmaktan vazgeçip, işlerimizin kalıcı yönüne odaklanmaktır. Oruç tutmak, dünyevi işlerimize son vermek anlamına gelmez. Oruç, yemek içmek gibi hayati faaliyetleri tamamen bırakmak demek değildir. Bu faaliyetlerin ebediyetle bağlantısını kurmak demektir. Yani, dünyevi işleri sadece maddi şeyler kazanmak için değil, aynı zamanda maddi şeylerdeki anlamı kavramak için kullanmaktır. Ekmek nedir, su nedir, yemek nedir, içmek nedir, bunları benim için var eden kimdir, bunlar ne mesajı taşıyor, bunların Varlık Kaynağı olan Yaratıcı ile nasıl iletişim kurabilirim gibi temel sorulara cevap arayarak ebediyetle bağlantı kurmak mümkündür.
Varlık kaynağını tanımaya odaklanmak insanı, etkileşimde bulunduğu maddi şeylerin Yaratıcısı ile bağlantıya geçirir. İnsani duyguları ve sorularını dikkate alarak Varlık Kaynağını tanımaya başlar. Bütün varlıklar insana Varlık Kaynağını tanıtan mesajlar içerir. Bu nedenden dolayı insanlar evrendeki varlıklarla etkileşim halindedir. Bu etkileşimle, ilgi ve duygularını yalnızca Yaratıcıya yöneltir. Bu anlayış tevhid yani Yaratıcının tek, mutlak olması gerektiğini ve başka hiçbir varlığın varlık kaynağı olamayacağını anlamak demektir. İslam’ın temeli olan tevhide ulaşmak şahsi bir çabadır ve Müslüman olmak isteyen herkes bu süreçten geçerek bizzat imanın gerekçelerinin bilincinde olarak iman etmelidir. Ramazan ayında bu imanı tesis etme ve uygulamaya geçirme fırsatı vardır. Peygamber (SAV), Kadir Gecesini Ramazan’ın son 10 gününde arayın demekle 20 günlük bu yoğunlaşma ve temel atma aşamasından sonra oruç tutan bir mü ‘minin Kadir Gecesi’ne yaklaştığını, o an bu köklü değişime hazır olduğunu haber verir.
Kadir Gecesine ulaşan bir mü’min, bu gecenin kendi varlığı için huzurlu bir geceye dönüşmesine hazırdır. Bu surenin ana mesajı, geceyi huzura çevirerek hayatta mana ve mutluluk hissedebilmektir. Gecenin temsil ettiği karanlık, anlamsızlık, belirsizlik hallerini, aydınlık, anlamlı ve belirli kılacak bir kaynağa ulaşması için insanın bir arayışa girmesi gerekir. Bu Suredeki “onu” zamiri, bize bu kaynağı bulmaya davet eder. Asıl odak noktası, insanın kendisi dahil tüm kâinatın sahibi olan Yaratıcıdır. Kadir Gecesinde olan şey, Yaratıcının insana gönderdiği anlam kazanma halidir. Benliği örten kalın anlamsızlık perdesinin kaldırılması ve içeriye iman nurunun girmeye başlamasıdır. Gece ve karanlık anlamsızlık ve amaçsızlık demektir. Kadir Gecesini idrak eden insan, karanlık anında ışık almaya başlar ve varlığını güvende hissederek huzur bulur. Yani, karanlık geceden nurlu sabaha ulaşarak emniyet ve huzura vasıl olur. Varlığındaki ebediyet arzusunu karşılayamama hissi ve diğer varlıkların anlamsızlığından kurtularak korkulardan uzaklaşır. Yalnız ve sahipsiz olmadığını fark ederek kendini güvende hissetmeye başlar. Kadir Gecesi’nde nurlanmayı fiziksel bir olay gibi algılamamak gerekir. Her insanın ruhsal durumu kendine özgüdür. Ve her insan Kadir gecesini kendi kapasitesi ölçüsünde idrak eder. Geceyi huzura çeviren Yaratıcıyı ne kadar tanıdığımız önemlidir. O’nu tanıdığımız oranda kaygılar kaybolur, hayatın amacı netleşir ve umutlar yeşerir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ
97.2: “Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?”
Yaratıcı, Kadir Gecesinin ne olduğunu sorarak onu açıklamaktadır. Bu soru insanın kendini sorgulaması ve hayattaki amacını belirlemesi için de bir çağrıdır. İnsandaki anlam arama ve ebediyet arzusunu karşılama ihtiyacı onu soru sormaya ve cevap aramaya teşvik edici mahiyettedir. Her insan ebedi mutluluk ister. Mutluluğu hiçbir zaman ve hatta hiçbir anda kaybetmek istemez. İnsan, bu dünyada ebedi mutluluğu elde edemese de onu dört gözle bekler. İşte bu yüzden, kâinata bakarak yaratılışın ebediyete işaret eden yönünü, yani Yaratıcının Mutlak özelliklerini görebilmek gerekir. Bu amaçla kâinatı ciddi bir şekilde incelemek şarttır. Böylece, varlıklarda tezahür eden özellikleri görerek bunların esas kaynağı olan Yaratıcıyı tanımak mümkün olur. Bu süreç, tıpkı bir resim tablosundaki sanatı görebilmek için kâğıt, tuval ve boyaların varlığına bakarak onlardaki sanatı müşahede etmeye benzer.
Bu Surede kudret ve kudretin belirli bir miktar içerisinde gerçekleştiğini bildiren bir kelime olan “Kadir” Gecesinin ne olduğu yaratılış üzerinden açıklanıyor. Yaratıcı, insana Kadir Gecesinin ne olduğunu anlamak için sonsuz gücünün bir tecellisi olan yarattıklarına bakmasını öneriyor. Önce kendi yaratılışına bakmalıdır. Ondaki duygular ve ebediyet arzusu nasıl var oldu? Sorgulasın istiyor. Kendi varlığı ve yaratılışına bakarak Yaratıcıyı tanısın istiyor. Böylece insana vahiy ve kendi içindeki duyguları aracılığıyla, yani Yaratıcının Kendi Ruhundan insana üflediği ruh aracılığıyla Kadir Gecesinin ne olduğunu açıklıyor. İnsan bunun cevabını kendi ruhunda bulabilir. Yaratıcı, bunu yapabilmesi için insana vahiy gönderir. İnsan, eğer kim olduğunu bilmezse ve ruhani özelliklerine dikkat etmezse, o zaman Yaratıcı olan Allah’ı asla tanıyamaz ve O’ndan herhangi bir mesaj alamaz. Yani, Kadir Gecesinin ne olduğunu anlayamaz. Yaratıcıyı tanımamanın zaafı ve zifiri karanlığı içinde kalır. Yaratılıştaki Kudreti ve Azameti fark ettiği her anda insana Kadir Gecesinin ne olduğunu açıklayan işaretler vardır. Bunu görebilmek için sorumluluk üstlenmek gerekir.
Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Qadar – Part 1 –08/24/20” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.




