Kur'an Okumaları Usûle Dair

Kur’an Okuma Denemeleri: Nas Suresi-1

Kur’an Okuma Denemeleri: Nas Suresi-1 | Ha-Mim

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ

114.1: “De ki: Ben insanların Rabbine sığınırım.”

Nas suresi, nüzul sırasına göre 21. sıradadır. Bir önceki sırada bulunan Felak suresine benzer biçimde insanlara sığınılacak merci olarak Allah’ı gösterir. Felak, yarmak, ortaya çıkarmak ve şafak vaktinde güneş ışığının gece karanlığını yarması manalarına gelir. Nas ise insanlık veya insanlar demektir. Her iki kavram da sığınma adresini gösteriyor. Felak vahyedilen mesaj iken nas ise bu mesajın muhatabıdır. İnsanlık ilahi mesajın muhatabıdır. Bir laboratuvar ortamında öğretmeni dinleyerek deney yapmaya çalışan öğrencilere benzer biçimde bu kâinat bir laboratuvar, felak burada yapılan deney, nas yani insanlar ise bu deneyin ders kitabı olan vahyi ve öğretmeni olan peygamberi dinleyen öğrenciler gibidir. Vahiy, tüm kâinatın Yaratıcısı olan Allah’ın insana insan dilinde yaratılışın maksadını öğreten konuşmasıdır.  

Kâinat laboratuvarındaki yaratma fiillerinde Yaratıcının yaratma kudreti ve diğer özelliklerinin geniş bir tezahürü görülür. İnsan ise aynı eylemin ve özelliklerin en yoğun bir tezahürüdür. Kâinatta yansıyan özelliklerin tümü bir insanda da bulunur. Bu yüzden insan, kâinatın özetidir, denir. İnsanlar birbirinden ayrılamaz nitelikteki sözlü ve fiilî yaratmanın her ikisinde de tezahür eden özellikleri keşfedebilirler. Laboratuvara girmeden önce ders anlatılan sınıfta öğretmen bir ders kitabı takip eder. Laboratuvarda sadece eylemin tezahürünü gözlemleyerek öğretmeni dinleriz. Ancak bu alem laboratuvarında gözleme eşlik eden bir sözlü açıklamaya da ihtiyacımız var. Birini tanımanın tek yolu, onun yaptığı işini veya eserini incelemektir. Aksi takdirde, o kişinin özelliklerinin yansımalarını varlık aleminde gözlemlemeden onu tanıyamayız. İşte vahiy, Yaratıcının bu sözlü açıklamasıdır.

İslam’ın ilk dönemlerinde putperestliği çağrıştırdığı için resim yapmaktan, heykel yapmaktan inananlar sakındırılmıştı. Burada putperestliğin ne anlama geldiği önemlidir. Putperestlik, bir varlıkta veya olayda tezahür eden özellikleri onların gerçekten sahibi olamayacak bir şeye atfetmek demektir. Bir sanatçı sanatını icra eder ve diğer insanlar sanatçının o eserde yansıyan özelliklerini görür. İnsanlar bir putun yaratıcı olduğunu söyleyerek puta tapmaz. Fakat sanatçının yaptığı eserlerde yansıyan harika özelliklerinin sanatçıdan kaynaklandığını zannedebilir. Yaygın kültürde müzik, spor ve film yıldızlarının “idol” yani “put” olarak adlandırılması boşuna değildir. İnsanlar sanatın güzelliğine hayran oldukları için bu güzelliğin kaynağının sanatçının kendisi olduğunu zannedip aşırı sevgi besleyerek onu putlaştırıyorlar. Oysa dikkatli bir insan sorgulayarak bu özelliklerin sahibinin sanatçı olmadığını anlayabilir. Yaratılmaya muhtaç sanatçının yaptığı, kendisine yaratılışında verilen özellikler ile yaratılmış malzemeleri kullanmasıdır. Yaratıcının yaratma kurallarına müracaat ederek bir seçimde bulunur ve sonucun yaratılması için bekler. Sanatçı yaptığı seçimin bir an sonrasını var edecek bir özelliğe sahip değildir. Ancak düzenli yaratılış devamlı düzenliliği korunarak gerçekleştirilir. Bu düzene alışkın olan insan ise “hep böyle oluyor” diye gördüğü için yaratma işleminin her an yenilendiğine dikkat etmeyebilir.  Sanatçının kendisi, yaptığı tercihi, yaratılan eseri ve o eserde yansıyan bütün özelliklerle birlikte hepsi var edilmeye muhtaçtır. Çünkü hiçbir kimse bir an sonraki dünyanın yaratılmasını garanti edecek bir özelliğe sahip değildir. Kendisi var edilmeye muhtaç olan, bir başka varlığa varlık veremez. Zira, geleceği yaratamaz. Öte yandan sanatçı da insanların hayranlık duygularının etkisiyle var edilmeye muhtaç olduğunu unutup gurura kapılabilir. Kendisi ve diğer varlıkların esas Varlık Kaynağını aramayı unutabilir. Eserinde yansıyan özelliklerin yaratıcısının kendisi olduğunu zannedebilir. Burada sanatçı, sanatın gerçek Varlık Kaynağı olduğu yanılgısıyla hem kendisi hem de başkaları tarafından putlaştırılabilir.

Bu hatalara düşmemek için kâinatı dikkatli bir şekilde incelemek gerekir. Alışkanlıklarımızı sorguladığımızda yanılgılarımızın farkına varırız. Kâinatın yaratılışındaki harikulade özellikleri onun Varlık Kaynağına atfetmek isabetli olur. Çünkü kâinatın hiçbir yerinde ve hiçbir varlıkta kendini var etme özelliği yoktur. Varlıkları bu özellikleriyle var Eden, kâinat cinsinden olmayan, yaratılmaya muhtaç kâinatın ötesinde var olan yegâne Mutlak bir Varlık Kaynağıdır. Kainattaki varlıklarda gördüğümüz bütün hamd ve şükürlere layık özelliklerin varlık Kaynağı olan Tek Varlıktır. Bu hamd ve şükür ile insan kendisinin Varlık Kaynağını bulur ve O’na sığınmış olur. Buradan hareketle, bir sanatçıya veya eserine duyulan hayranlığı bunların Var Edenine yani Yaratıcıya yöneltmek gerekir. Zira onlara varlık veren, ancak tüm kâinatın Yaratıcısı olabilir. Hayran olunacak olan eser veya sanatçı değil onları Var Edendir. Bütün varlıkları Var Edeni kâinatı ve içindeki her şeyin Sahibi olarak tanımak ve bütün ibadetleri O’na arz etmek gerekir. İnsan ile kâinat arasındaki ilişkiyi sürdüren bu Yaratıcı insanın Rabbidir, Sahibidir, ihtiyaçlarını karşılayanı ve terbiye edicisidir. O’nun mutlak olan özellikleri varlıklarda yansır. Varlıkların varlığını devam ettiren ancak O’dur.

مَلِكِ ٱلنَّاسِ

114.2: “İnsanların Melikine”

Malik sahip demektir. Kâinatta var olan her şey Yaratıcının malıdır. Melik ise hükümdar manasına gelmekle beraber hem her şeye sahip olmak hem de onların yöneticisi olmak demektir. Bütün varlıklar ancak kâinatı Yaratana aittir. Varlıkların kendileri ve idareleri de O’na aittir. Yaratıcı, hem varlıkların varlığını devam ettirerek yöneten Melik hem de onları her andaki varlıklarının Sahibi, yani Malikidir. İnsan, bir ağaca kıyasla hür iradeye sahip biçimde yaratılmıştır. İnsan istediğini kendisine tanınan seçim alanında seçmekte özgürdür. Aynı zamanda yaptığı seçimlerin sonucunun yaratılıp yaratılmaması o insana yaptığın seçimin doğru mu yanlış mı olduğunu söyler. Örneğin, okula kayıtlı olduğu halde öğrenci olmadığını iddia eden bir kişi okul idaresinin müsaade etmediği bir şeyi yapmaya kalkışırsa okul idaresi buna müsaade etmez. Veya okulda bulunmayı tamamen boş ve anlamsız görürse ve öğrenciliğin gereklerini yerine getirmezse, okulda bulunması o kişi için anlamsız olur. Oysa, insan için anlamsızlık kabul edilemez. Bu ayet insana, kâinat okulunda bir öğrenci olduğunu haber verir.  “Senin bir Sahibin var, yöneticin var, O seni burada eğitmek üzere yarattı. O senin Sahibindir, O’nu tanı ve O’na güven, bütün ihtiyaçlarını O’nun karşıladığını bilerek O’na ihtiyaçlarını sun, başarısızlığa düştüğün zaman O’na sığın, O’ndan özür dile, O senin merhametli Sahibin, yöneticin, Koruyucundur” mesajını iletir.

İnsanlar genellikle insan olmanın anlamını düşünmez. Bu varlığım nedir, bununla n’e yapacağım, neden bana bu kadar çok duygu verildi gibi temel soruları sormazlar. Fakat insan, hayatın anlamını sorgulamazsa varlığını anlamsız bulur. Bu yüzden kendini yalnız hisseder ve var olmaktan memnuniyet duymaz. Bu çağın en önemli psikolojik problemlerinden biri bu anlamsızlık duygusuyla tezahür eden amaçsızlıktır. Örneğin, iyi bir işte çalışıyor olmak genellikle memnuniyet verir. Fakat bu memnuniyet fiziksel ihtiyaçları ön plana çıkarmaya dönüşebilir. İnsani olan yani manevi tarafın ihtiyaçları pek gündeme gelmeyebilir. Ölüm, insanın bu yönünü acı biçimde hatırlatan bir gerçektir. İnsan, ölümlü olduğu için ayrıca şükretmelidir. Eğer ölüm yaratılmamış olsaydı insan kendi gerçekliğini anlamadan yaşayıp giderdi. Öte yandan insanın ölüme yaklaştığının bir işareti olan yaşlanma olmasaydı, anlamsızlıktan kurtulmak ve bu varoluşun ardındaki anlamı anlamak için asla çabalamazdı. İnsan hür iradesini, kendisi ve kâinatta gözlemlediği özelliklerin gerçek Sahibini arama yönünde kullanmalıdır. Şahit olduğu gerçekliklerden hareketle Varlık Kaynağına teslim olmayı seçmelidir. Bütün varlıklar kâinatın Yaratıcısının İradesine uygun hareket eder. İnsan da bu varlıklar gibi O İradeye teslim olmalıdır. Kendinin ve kâinatın Hâkimi olarak Varlık Kaynağını tanımalıdır.

إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ

114.3: “İnsanların İlahına”

İlah, bu kâinat içinde var olan her şeyin Varlık Kaynağı olan, onlara varlık veren anlamına gelir. İnsanların İlahı, onları var edendir. Kâinatta var etme özelliği olan hiçbir varlık yoktur. Fakat bütün varlıklar var edilmeye muhtaçtır. Kâinattaki varlıkların varlığı kendi kendine oluşla açıklanamaz. Hiçbir varlık tesadüfen veya doğal süreçler sonucunda var olamaz. Çünkü en küçük bir varlıktan en büyüğüne kadar her varlığın var edilmesi için sonsuz kudret, ilim ve irade gerekmektedir. Bu özellikler ise kâinat türünden hiçbir varlıkta yoktur. Maddenin kendisi veya tesadüf, asla bu sonsuz özellikleri var edemez. Tesadüften varlık da çıkmaz, amaçlılık da çıkamaz. Tesadüften ancak tesadüf çıkar. Kâinatta tesadüf de yoktur, amaçsızlık da yoktur. Her varlığın var edilmede bir amacı vardır ve bu amacı gerçekleştirecek şekilde var edilir. Bu nedenle kâinatın Varlık Kaynağı, özellikleri sonsuz yani mutlak olan ve kâinatın ötesinde olan Tek Varlık Kaynağıdır. Bu Varlık Kaynağı İslam dininin temelini oluşturan Kur’an’da “Allah” ismiyle anılır. Allah lafzı da aslında el-İlah yani bilinen ve yalnızca tek Mutlak İlah ifadesinin belirlilik ifade eden özel biçimidir. Her bir insan, insanların İlahına sığınmakla sonsuz kudret, merhamet, şefkat, emniyet ve ilim özellikleri olan Varlık Kaynağına sığınmış olur. Bu iltica, insanın varlığını sonsuz emniyet altına alma isteğidir. İnsandaki sonsuz emniyet ve mutluluk ihtiyacını bu kâinatın ötesinde ve bütün sıfatları mutlak olan Varlık Kaynağı karşılar. İnsan ruhunun ebedi itminan kaynağı onun İlahıdır. Bu itminan haline ulaşmak için de Yaratıcısını tanıması gerekir. Bu tanımaya ibadet denir. İbadet, insanın Yaratıcısını tanımak için yaptığı bütün faaliyetleri ifade eder. 

Sonuç olarak insan, fani olan şeylere ne kadar çok bağlanırsa onlardan ayrılması o kadar çok zorlaşır. İnsan ruhu, fani olanı değil ebedi olanı ister. Geçici şeylere bağlanmak yerine onların Varlık Kaynağını Rab, Melik ve İlah olarak tanıyıp ebedi itminana ulaşabilir. Dünyadaki fani varlıklar insanın varlığına ebedi mana kaynağı olamazlar. Çünkü kendileri de var edilmek zorundadırlar. İnsanın Varlık Kaynağı ise her tür eksiklikten münezzeh ve var edilmeye muhtaç olmamalıdır. Ebedi manayı ve itminan hissini ancak Mutlak özelliklere Sahip olan İlah var eder. İnsanın yegâne anlam kaynağı ve ibadet mercii O’dur. O’nu tanımalı ve ibadetleri O’nu daha yakından tanımaya vesile etmelidir. O’nu ne kadar çok tanırsa ibadetleri o kadar çok anlam ve boyut kazanır. Sadece taklide dayalı ibadetler insanı Rabbine yaklaştırmaz. Böyle bir kişi belirli bir seviyede kendini tekrar eder veya zamanla yaptıkları anlamsız gelmeye başlar. Bu nedenle, sürekli uyanık ve arayış içinde olan bir mü’min ibadetlerin niteliğini artırarak imanını kuvvetlendirir.

https://ifw.ha-mim.org/chapter-nas-part-1/

Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Nas – Part 1 –08/28/19” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.

Yazar hakkında

Yunus Erkan

Yorum yazın