Kur'an Okumaları Usûle Dair

Kur’an Okuma Usulü-2

Kur’an Okuma Usulü-2 | Ha-Mim

Şehir hayatından uzakta yaşayan insanlar kendi hayat şartlarından şikâyet etmezler. Fakat şehir insanları onlara acıyarak bakar. Oysa şehir hayatı daha çok acınası haldedir. Çünkü modern hayatta insanın hiçbir manada özgürlüğü yoktur. İnsanların sosyal medya kanalları ya da internet sayfaları arasında gezinme serbestiyetinden ve paraları varsa alışveriş yapmaktan başka bir seçenekleri yoktur. Ne var ki, bunlar da çeşitli sınırlandırma ve yönlendirmelere tabidir. Modern hayattan uzak yaşayan insanlar yaratılıştaki özelliklerini, safiyet ve masumiyetlerini daha çok koruyabilirler. Nerede yaşadıklarına bakmaksızın, kendilerini asla bu kâinata yabancı görmezler. Bunun nedeni, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde varoluş amaçlarını bulmaları ve Yaratıcının farkına vararak yaşıyor olmalarıdır. Modern hayat şartlarında yaşayan insanların bu masumiyet ve saflığa ulaşabilmeleri için kutsal metinleri okuma ilkelerini öğrenerek hayatlarına uygulamaları gerekiyor.

Kur’an’da anlatılan kıssalardan kendimize dersler çıkarabilmeliyiz. Örneğin, bir mağarada uzun süre uyuduktan sonra uyananların karşılaştıkları durumları kendimize uyarlayabiliriz. Her birimiz, mağarada uyuyanlardanız. Modern medya unsurlarıyla çerçevelenen bir hayat mağaradan farksızdır. Mutlak özgürlüğe, yani varoluş özgürlüğüne kavuşabilmek için bu mağaralardan dışarı çıkmalıyız. Kendi Varlık Kaynağımız olan Ebedi Varlığa yani Yaratıcımıza ait olduğumuzu idrak ettiğimiz kadarıyla özgürleşiriz. İnsanın vicdanı asla uyumaz, ölmez ve her zaman Yaratıcıyı tanımak için arayışta olur. Fakat beden yorulur, yaşlanır ve ölür.

İnsanın vicdan veya ruhuyla vahiyden aldığı mesaj onu ebediyete hazırlar. Ebediyet ise bu kâinat sınırlarını aşar. Bu nedenle, vahyi dünyevi maksatlarla yorumlamak isabetli olmaz. Vahiy ebedi bir kaynak olan Yaratıcıdan geldiği için insanı ebediyete gitmeye hazırlar. Ayetlerin esas maksadı Yaratıcının özelliklerinin mutlak oluşunu yani bu kâinat türünden olmayıp ebedi olduğunu insana öğretmektir. Dünyevi işlerle ilgili olan az bir kısmı dahi bu işleri Yaratıcının mutlaklığını hesaba katarak yapmayı öğretir. Yani insana, fani varlıklardan hareketle ebedi Varlığı tanıtır. Böylece insanın fiillerine ebedi boyutlar kazandırır. Örneğin Kur’an, Yaratıcının daima temiz olduğunu ve temizlenenleri sevdiğini söyleyerek inananların temiz olmasını ister. Bu mesajı alan bir insan, kendindeki temiz olma ve temizliği sevme duygusunu, kâinattaki işleyişin temizliğini ve Peygamberin (SAV) temiz hayatını şahit tutarak doğruluğunu tasdik edebilir. Bunun sonucunda Yaratıcının ebedi ve mutlak temizlik kaynağı olduğuna iman ederek kendi temizlik anlayışının ebediyetle irtibatını kurar ve ebedi bir boyut kazandırır. Kendini temizlerken bu eylemi Yaratıcısıyla ilişkilendirir. Temizlik duygusunun kendisine Yaratıcı tarafından verildiğini anlar. Kendini ve çevresini temizleme yeteneğinin O’ndan geldiğini görür ve O’nun adıyla temiz olması gerektiğini idrak eder. Böylece bu temizlik fiili ebedi bir boyut kazanarak bir ibadet haline gelir. Zaten ibadet, her iş ve varlıkta Yaratıcıyı tanımak maksadıyla yapılan bütün fiilleri kapsayan geniş bir kavramdır. Yaptığımız her şeyi O’nu tanımak için yapmalıyız. Sonuçta O, tüm duygularımızın Var Edicisidir. İnanan bir kişinin inanmayan bir kişiden farklı biçimde arınması, hayatındaki tüm işlerini ibadet bilinciyle ve Yaratıcısı ile ilişkilendirerek yapmasıdır.

Kur’an’ı kendi gerçekliğimizi idrak etmek için okumalıyız. Vahyin amacı, bizi Yaratıcı ile irtibata geçirmek, O’nun adına hareket etmek ve O’nu tanımayı öğretmektir. Bu kâinatta yaşarken, tüm faaliyetlerimizi O’na atfetmemiz gerekir. Buna Allah bilinci ile yaşamak denir. Her varlıkta ve olayda Yaratıcının isimlerinin yansımalarını görmeye çalışarak O’nunla irtibata geçmeliyiz. Yaratılışta her zaman okunacak ayetler yani deliller ve yansımalar vardır. Örneğin, sebze yetiştiren bir çiftçi sebzelerdeki güzellik, tazelik, görünüm ve lezzetin Yaratıcı tarafından kasıtlı olarak var edildiğini görerek bilinçli biçimde O’na teşekkür edebilir. Böylesi bir farkındalığın sonucunda her olaya dair algısı değişecek, Yaratıcının yaratma düzenine saygı duyacak ve kendisinin de bu şekilde yaratılıyor olduğunu kabul ederek O’na gönülden tevekkül edecektir. Sebzeleri sularken, bakımlarını yaparken onları özel birer misafir olarak görür, Yaratıcıya sağlıklı bir ürün vermesi için dua eder. Bu bilinçle, bir çiftçi olmanın ötesinde kendi gerçekliğine şahitlik eden bilinçli bir insan olma mertebesine yükselir.

Kur’an’da bir sebze veya meyveden söz edilmesinin temel maksadı bu varlıklar üzerinden Yaratıcıyı tanıtmaktır. Örneğin herhangi bir meyveyi bir ayet olarak gören ve okuyan bir kişi, aynı zamanda varlıkları gözlemleyerek onların Yaratıcısını tanır ve kendisini bu yaratılışla ilişkilendirerek varlığını yalnızca O’na atfedebilir. Kur’an bu maksatla okunmalıdır, zaten Kur’an yaratılışta her zaman okunacak bir ayet veya işaret olduğunu vurgular. Hatta sevmediğimiz hastalık gibi olayların var ediliş maksadı da yine Yaratıcıyı tanıtmaktır. Hastalık insan için yaratılmıştır. Hastalık yaşarken hissedilen hastalıktan hoşlanmama duygusu, bir çözüm aramak için verilmiştir. Hastalık insana, sağlıklı bir hayata ihtiyacı olduğunu fark etmesini sağlar. Bu farkındalıkla sağlıklı hayatın kimin tarafından verildiğini anlar. Eğer bir insan, sağlığının Varlık Kaynağını hiç merak etmemişse aniden hastalandığında bu hastalığın Varlık Kaynağını sorgulamaya başlar. Hastalık nereden geldi, nasıl ortaya çıktı, sağlık nedir, şimdiye kadar nasıl hasta olmadan yaşamışım gibi sorularla sağlığın ve hastalığın Varlık Kaynağı üzerinde düşünmeye başlar. Hem sağlık hem de hastalık aynı Varlık Kaynağından gelir ve insana O’nu hatırlatır. İnsan, varlığının gayesini anlamak için hem sağlık hem de hastalıkla verilen fırsatları değerlendirmelidir. Bu haller, iyi bir öğretmenin öğrencilerin nerede hata yapabileceklerine dikkatleri çekmek için sınav yapmasına benzer. Sınavlar öğrencileri cezalandırmak için yapılmaz. Benzer şekilde, Yaratıcımız da varoluşumuzun amacını öğretmek için bize gerçekliğimizi hatırlatır. Sonuç olarak, kâinat bir okuldur. Var ediliş amacımızı anlamak için burada eğitiliyoruz. Usul ilkelerini bu anlayışla ele almaya devam ediyoruz.

6. Kur’an, hikâye okur gibi okunmaz.

Vahyin içeriğindeki her şey, her zaman, şu anda yaptığımız bir şeyle ilgilidir. Kur’an’da geçen bir olay hikâye olsun diye değil, kendi insaniyetimizi kullanarak eğitim görmemiz için anlatılır. Yaratılışta amaçsız bir şey yoktur. Her şey hikmetle yaratılmıştır. Kendi yetenek ve eğitim seviyemizle olayları yorumlarız. Vahiyle anlatılan olaylar, okuyucuyu eğitmek maksadındadır. Anlatılan kıssalardaki kişilerin yerine kendimizi koyarak, kendi gerçekliğimizle ilişkilendirerek kendimizi tanımalıyız. Mesela Kehf suresinde geçen Hızır (AS) kıssası, yaratılan olaylarda Yaratıcının sonsuz ilmiyle düzenlediği kâinatın bizim ilk bakışta bilemediğimiz yönleri olduğuna dikkat etmemiz için bir davet olarak okunmalıdır. Yaratıcının sonsuz ilmiyle yarattığı olaylarda bize görünmeyen yönlerini aramak zorundayız. Bir olayı yorumlarken, anladığımız şeyin her zaman bizim tarafımızdan görünmeyen ve ilk bakışta anlaşılmayan yani gayb olan başka bir tarafı olduğunu aklımızda tutmalıyız. Bu kıssa, insan olarak ancak kâinatın bir andaki yaratılışının çok sınırlı bir alanını gözleme kabiliyetinde olduğumuzu, kâinatın tümünü ve gelecekteki yaratılışlarda neler olacağını bilemediğimizi öğretir. Kıssada Hz. Musa (AS), bir insan olarak yaratılışı gözlemleme biçimini, Hızır (AS) ise Yaratıcının hem mekân ve hem de zaman boyutunda tüm yaratılışları aynı anda bilme özelliğini temsil eder.

7. Peygamberler bilgin veya filozof değildir.

Peygamberler (AS) dünyaca meşhur bilgin, kâşif veya filozoflar gibi değildir. Onlar her zaman insanlığa semavi manaları yani vahyi okumayı öğretir. Kendilerinin düşünmeleri ve deneyimleri sonucunda ulaştıkları bilgileri insanlara aktarmak için ortaya çıkmazlar. Kendilerini görevlendiren kâinatın ve dolayısıyla insanın Yaratıcısının emanet ettiği vahiy okuma rehberliğini ifa ederler. İnsanlara hayatın amacını, Yaratıcıyı tanımayı ve O’nunla irtibat kurmanın yollarını uygulamalı biçimde öğretirler. İnsan bu dünyaya kendisine verilmiş yetenekleri kullanarak Varlık Kaynağını tanımak için gönderilmiştir. Peygamberler (AS) ise bu potansiyeli nasıl kullanacağını öğretir. Zira insan ruhunun, Varlık Kaynağı ile tanışması için eğitilmesi gerekir. Yaratıcıyı ne kadar çok tanırsa, Yaratıcının bilincine o kadar çok varır. Bu kâinat okulu, Yaratıcıyı hikmetli, seven ve sevilen olarak tanıtır. Peygamberler (AS) de Onun hikmetini ve sevgisini tanıyarak nasıl karşılık verileceğini bir eğitim sürecinde uygulamalı olarak insanlara öğretirler.

Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “The Principles of Reading the Quran – Part 2 –05/27/15” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.

Yazar hakkında

Yunus Erkan

Yorum yazın