Kur'an Okumaları Usûle Dair

Kur’an Okuma Usulü-3

Kur’an Okuma Usulü-3 | Ha-Mim

Bu kâinat şartlarında her şey geçicidir ve zevale mahkumdur. Mevsimler gelir geçer, geceyi gündüz takip eder ve her an bir batışla beraber yeniden bir doğuş var edilir. İnsanın gerçekliği de böyledir. Sürekli bir anın bitişi ve diğer bir anın başlangıcıyla var edilmektedir. Fakat insan, ebedi var olmayı ve ebedi mutluluğu sevecek ve isteyecek biçimde yaratılmıştır. Batıp giden ve yok olan şeyleri sevmez. Eğer bu dünyanın geçiciliğini idrak ederek yaşarsa her şey gözünde değersizleşir, bu dünyadaki hayatının, varlığının sadece geçici bir dönemi olduğunu idrak eder. Çünkü varlığının Ebedi Varlık Kaynağına ait olduğunu bilir. Ebedi varlık kaynağı olan Yaratıcı ebedi olduğuna göre, kendi varlığı yani ruhu da bu ebedi varlık kaynağına ait olduğu için ölüme mahkûm edilmez. Eğer bu dünyada, Ebedi Varlık Kaynağını tanıyarak yaşarsa o zaman bu dünyadaki hayatını ebediyete dönüştürmüş olur.

İnsanın gerçekliğine göre, bu dünyevi hayat tecrübesi bir rüya gibidir. Rüyaların yaratılması, böyle bir hakikati anlamaya yardım eder. Bundan dolayı, hepimiz şu anda bir tür rüyadayız. Geçmişimiz ve geleceğimiz şu anki yaratılışımızda bir hatıra ve bir ümitten ibarettir. Hakikat, an be an var ediliyor olduğumuzdur ve ancak yaratıldığımız anın içinde varlığımızı algılamaktayız. Bazı filozoflar bilinmez bir güç tarafından bu dünyaya atıldığımızı söyler. Ancak bilincimiz bunun aksinin gerçek olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Varlığımız Ebedi, Bilinçli, Bir mutlak Varlık Kaynağı tarafından Onun yaratma tercihinin devamıyla gerçekleşmektedir. Bu Varlık Kaynağı olan Yaratıcı Mutlak olmalı, yani var edilmeye muhtaç olmamalı ve diğer tüm özellikleri var edilmeye muhtaç kâinat türünden olmamalıdır. Aksi takdirde, hiçbir var edilişi açıklayamayız. Kâinat, insanın buradaki varlığı gibi fenaya gider. Her an gerçekleşen ölümler bunu gösteriyor. İnsan ölümü sevmez ve ondan korkar. Ölüm korkusundan kurtulmanın yolu, ölümü Var Eden Varlık Kaynağının kendisini bu dünyada var eden ve hayat veren olarak tanımaktan geçer. Yaratıcıyı tanıyan bir insan için ölüm, bir rüyadan uyanmaktan başka bir şey değildir. İnsanın dünyada sonsuzluk özlemiyle donatılan duygularının şahitliğiyle kendisine ebediyete aday olan bir varlık verildiğini anlar ve onaylar. Gerçek varlığının ebedi olduğunu, Ebedi olan bir Yaratıcıya ait olduğunu fark ederek bu dünyada yaşar. Öldüğünde ise yeni bir var ediliş biçiminde, Yaratıcısıyla irtibat kurmanın heyecanını yaşar.

İnsan, yaratılış biçimiyle mükemmelliği ister. Ona verilmiş ebediyet duygusu bunun delilidir. Duygularındaki mükemmellik hissi insanın varlık kaynağı olan Yaratıcısından gelmektedir. Mükemmelliğe olan meylini kabiliyete dönüştürülebilmesi için Yaratıcısını tanıması gerekir. Çünkü bu duygular ile insanı Var Eden, bu duygular ile insana bir vaadde bulunuyor demektir. Yani, bu duygular aracılığı ile insana “Ben seni ebedi bir hayata aday olarak yarattım” haberini veriyor. Bu dünyada rahatı bulmak için var edilmedik. Yaratıcı, her şeyi en mükemmel bir biçimde yaratmakla Kendisini, mükemmelliği seven bir Yaratıcı olarak tanıtmaktadır. İnsan da anlayışında en doğru, işlerinde en mükemmel olanları tercih ederek Ona layık bir kul olmayı hedefleyerek yaşamalıdır. Peygamber (SAV), Allah’ın her şeyi mükemmel bir biçimde yarattığını hatırlatır. Bu rivayette geçen “itkan” kelimesi teknik manasına gelir. Teknik ise her şeyi en mükemmel biçimde yapmak demektir. İnsan dünyaya, Yaratıcının özelliklerinin yansımalarını görerek O’nu tanımak için gönderilmiştir. Mükemmellik de Yaratıcının özelliklerinden biridir. Yaratıcı her şeyi mükemmel biçimde yapmayı sever. O’nun mükemmelliğinin yansımalarıyla O’nu tanımak için insanın da her şeyi elinden geldiğince mükemmel biçimde yapması ve mükemmelliği severek tercihler de bulunması gerekir.

Acizlik ve var edilmeye muhtaçlığımızı idrak edebilmek için deprem gibi bir felaketin olmasını beklemeye gerek yoktur. Bolluk ve darlık ile sükûnet ve felaket anlarının da Yaratıcısı birdir. Bu bilinçle sağlam bir dünya görüşü tesis ederek daima yönümüzü Yaratıcıya çevirmeliyiz. Din için ayrı dünya için ayrı bir zihniyete sahip olamayız. Bu ikilik ve bölünmüşlükten kurtulup her şeyde Yaratıcının özelliklerini fark etmeye çalışmalıyız. Bölünmüş bir zihinle olaylara bakmak kaygıya ve varlığımızda güvensizliğe yol açar. Kaygı, insanın çeşitli psikolojik sorunlar yaşamasının temel sebeplerinden birisidir. Yaratıcımızın her şeyi anlamlı ve kasıtlı yarattığının bilincini canlı tutarak kaygılardan uzak bir şekilde Onun hikmetli yaratışına güveni sağlayan bir tefekkür ve düşünce sistematiği üzerine kurulu olan inancımızla emniyete ulaşabiliriz. İnancımızdan emin olmak için bu dünyadaki gerçekliğimizle yüzleşmeliyiz. Var ediliyoruz, kendi kendimize var olamayız, varlığımız devam ettiriliyor bunu yapan kendi irademiz değil. Bu gerçeklikler yalın ve nettir. Bunlarla yüzleşerek Varlık Kaynağı olan Yaratıcıya yönelmeliyiz. Fakat, alışılmış dini ritüeller ve faaliyetlere genellikle kendi gerçekliğimizden kaçmak için yöneliriz. Böyle yaparsak inancımızı düşünce, delil, gözlem ve eylemlerimizle güvence altına alamayız. İnancımızın bilinciyle ve inancımızın gereklerini sürekli canlı tutma araçları olan ibadetlerimizi yerine getirerek varlığımızı Yaratıcımız ile irtibatlandırdığımız kadarıyla hayatımızı emniyete alabiliriz.

Varlığımızdan emin olmak şu an var ediliyor olduğumuzu idrak etmeye bağlıdır. Varlığımızda tezahür eden özellikler, Varlık Kaynağı olan Yaratıcıyı tanımada kullanmak üzere Yaratıcı tarafından verilmiştir. Hayattayken ruhumuzu Varlık Kaynağıyla, yani ruhun geldiği Kaynakla tanıştırmamız gerekiyor. Yaratıcı Mutlak Olandır. O’nun varlığı mutlak olmalıdır. Mutlak olan ise zaman ve mekân sınırları içinde düşünülemez. O’nu ancak Sonsuz olan olarak tanımlayabiliriz. Hayatta mutlu olmak, yok olup gitme endişesinden uzak olarak yaşamak ancak O’nu tanıdığımız kadarıyla mümkündür. Bitmeyen, tükenmeyen ve sönüp gitmeyen Bir Mutlak Varlığa ait olduğumuzu idrak ettiğimiz kadarıyla varlığımızda emniyete ulaşırız. Öyleyse yapmamız gereken, Mutlak Varlık Kaynağı olan Yaratıcımızı tanımak ve O’na bağlanmaktır. Böylece varlığımızdan emin biçimde huzur buluruz. Bizde tezahür eden tüm özelliklerin O’na ait olduğunu anlayarak yaşamak için kullanmalıyız. Görevimiz hem kendi varlığımızın ve hem de tam bir uyum içinde olduğumuz kâinatın varlığının O’na ait olduğunu anlayarak yaşamaktır. Kur’an’da sürekli vurgulandığı gibi her şeyi Yaratıcı’ya geri döndürmemiz gerekiyor. Kur’an, gerçekliğimizi anlamaya ve varlığımızı Kaynağa bağlamamıza yardımcı olur. Duygularımız, yeteneklerimiz, aklımız, bilincimiz kısacası tüm varlığımız O’ndan bize emanettir. Emanete hıyanet etmeden temiz biçimde esas sahibine teslim etmek gerekir. Takva, O’nun bize olan emanetini kötüye kullanmamak için son derece hassas olmak anlamına gelir. Kur’an, insanlara en önemli emanetin, yani Yaratıcıyı tanıma yeteneğinin verildiğini sürekli tekrar eder.

Varlığından emin olmak insanın temel ihtiyaçlarındandır. Bunu temin edebilmek için inancımızdan emin olmalıyız yani iman eğitimi sürecinden geçmemiz gerekir. Kur’an, “Ey iman edenler!” derken tüm insani özelliklerini Mutlak Yaratıcıya atfederek varlıklarında emniyete ulaşan insanlara hitap eder. Varlığımızda tezahür eden özelliklerin Varlık Kaynağı olan Yaratıcıyı tanıdığımız ölçüde bu emniyet hissini tecrübe ederiz. Bizde tezahür eden emniyet hissi bu duygunun asıl Varlık Kaynağı olan Yaratıcının mutlak manada emin, yani yaratarak bize Kendisini tanıttığı gibi bize muamele edeceğinden emin olmaya delalet eder. Mutlak Emin Olan’a ait olduğumuzu idrak ettiğimiz kadarıyla emniyete kavuşuruz. Kâinat, faniliği gereği bu hayatta kendimizi güvende hissetmemizi sağlayamaz. Dahası, kendimizi kâinattan bağımsız bir varlık olarak göremeyiz. Yaşlanmamız da dahil olmak üzere gözlemlediğimiz sürekli değişim bir nimettir. Bu şekilde, gerçekliğimizi fark ederek dünyayı yalnızca maddi tarafıyla görmekten kurtuluyoruz. Eğer her şeyi maddeden ibaret görürsek o zaman varlığımızda emniyet ve huzur bulamayız. Çünkü sürekli bir yıkılış ve yok oluş hali yaşıyoruz. Bu durum insana acı verir. Bu var oluş sancısından kurtulmanın çaresi, varlıkları Var Edeni tanımak ve tasdik etmektir.  

Kur’an Okuma Usulü-3 | Ha-Mim

Varlık Kaynağı olan Yaratıcıyı tanımak suretiyle varlığımızda emniyete kavuşabilmek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Gördüğümüz gibi hiçbir şey kalıcı değil, her şey fenaya gidiyor. Saatler, günler, aylar, yıllar, mevsimler ve hayatımızın tümü an be an geçip gidiyor. Oysa, geçen her şeyin bir başlangıcı olmalı. Eğer bir şey değişime tabi ise bunun bir başlangıcı olmalı. Başlangıcı varsa, bir sonu da olmalı. Bu nedenle, buradaki hayatımız rastgele bir olayın, yani anlamsızlığın sonucu olamaz. Anlamsızlık stresin kaynağıdır, stres depresyonun kaynağıdır; depresyon ise tüm hastalıkların kaynağıdır. Hakikate dayalı bir iman ile tüm sorunlarımızı kökten çözmeliyiz. Bu amaçla, vahiy okuma ilkelerini irdelemeye devam ediyoruz.

8. İnsan, Yaratıcının zatını kavrayamaz.

Var edilmeye muhtaç olan insan, Mutlak Varlık olan Yaratıcının zatını yani özünü asla bütünüyle anlayıp kavrayamaz. Fakat, kâinatta ve kendinde yansıyan özellikler ve deliller ile O’nun varlığından emin olabilir. Hiçbir şey kendi kendine var olup varlığını sürdüremez. Her şeyi var edip varlığını sürdüren ve kâinat türünden olmayan Mutlak Bir Varlık Kaynağının var olması gerektiğini mantıken anlayacak kapasitede yaratılmışız.  Aksi halde, hiçbir şeyin varlığı izah edilemez. Madde ve parçacıklarının sonsuz ilim ve iradeyle yeni varlık bir aşamasına kendilerini getirdiklerini, her şeyin kendi kendine oluştuğunu veya her şeyin rastlantı sonucu devam eden bir mükemmellikle var olduğunu kabul etmek insan mantığına terstir. Varlıklar veya olaylar ilah değildir. Bunlar, akleden insanlar için ancak Mutlak Varlık Kaynağını tanıtan ayetler yani delillerdir. Her varlık veya olay, kendinde yansıyan özelliklerin asıl varlık kaynağı olan Yaratıcıyı tanıtır. Vahiy bu mesajı verir. Örneğin, bilmek Yaratıcının insanda yansıyan bir özelliğidir. Yaratıcı, Mutlak manada her şeyi bilendir. İnsanın bilmesi, Mutlak bilen olması zorunlu olan Yaratıcının sonsuz bilgisinin kâinattaki tezahürüdür. Mutlak bilmek sınırsızdır. Her varlığı, bizim düşünce kapasitemize göre tanımlarsak, her anda ve her zamanda aynı anda kuşatır. İnsanın bilmesi var edilmeye muhtaç ve yalnızca bir anda gözlemlediğimiz yaratılış ile sınırlıdır. Yaratıcının özelliklerini tanımak için varlığımızı ve kâinatla beraber yaratılmaya muhtaç olduğumuz gerçeğini şahit tutmalıyız. Bu bakış açısıyla Yaratıcı, kâinattaki varlıklar cinsinden olmayan ve var olması zorunlu olan Mutlak Zat şeklinde tanımlanabilir.

Vahiy yani Kur’an okuduğumuzda gelen mesajı kendi varlığımız ve kâinat şahitliğiyle tahkik etmeliyiz. Örneğin, Allah her şeye kadirdir ayeti, O’nun gücünün Mutlak olduğu anlamına gelir. Bu ayet okuyana, kendine ve kâinata bakmayı, Kudretin tezahürlerini görmeyi ve sonra bunların Varlık Kaynağının Mutlak olması gerektiğini anlamayı öğretir. Yine bu ayet, Yaratıcının zatını anlamaya çalışmak yerine, O’nun varlığına delalet eden ayetleri okumayı öğretir. Kendi varlığımız, diğer varlıklar, dünya ve tüm kâinatı Yaratıcının birer ayeti yani varlığının delili olarak görmeyi öğrenmeliyiz. Her an, her şey sürekli olarak yaratılıyor. Mutlak Yaratıcı şu an tüm kâinatla beraber bizi, okuyup düşünür biçimde yaratıyor.

İnsan yaratılmış bir varlık olduğu için Yaratıcının zatını anlamak veya anlamaya çalışmak insanın kapasitesini aşar. İnsan ancak kâinat türünden olan varlıklar ve olayları anlayabilir. Yaratıcı ise kâinat türünden bir varlık değildir. Kâinattaki varlık ve olayları da tümden anlayıp açıklamak zordur ama en azından insan, anlayabildiklerini bir yere kadar izah edebilir. Kâinatta cereyan eden düzen ve kanunlar, burada anlamlı bir şeylerin olup bittiğini haber veriyor. Bu nedenle, kâinatın varlığının ardında Bilinçli ve İrade sahibi bir varlık olmalıdır. Bu varlık ancak Yaratıcı olma özelliğine sahip olan olabilir. Yaratıcının güçlü olduğunu söyleyerek O’nun hakkında spekülasyon yapamayız. Bunun yerine, kâinattaki varlıklar ve olayların harika bir biçimde var edildiğine şahitlik ederek onların Yaratıcısının kadir ve hâkim olduğunu belirtmek gerekir. Yaratıcıya olan inanç, şahitlik ve delillere dayanmalıdır. İnancın esasları, birtakım varsayımlar ve peşin hükümlere dayanamaz.

Kâinatın varlık kaynağı olan Yaratıcının belirli özelliklere sahip olması gerekir. O’nun özelliklerini kendi varlığımız ve diğer varlıkları inceleyerek tanıyabiliriz. Örneğin, insan gördüğü için Yaratıcının da görme özelliğinin olması gerekir. Eğer O’nun görme özelliği olmasaydı insanı görür biçimde var edemezdi. İnsanların ve hayvanların görme özelliği ile yaratılması, Yaratıcının kendisinin mutlak görme özelliğine sahip olduğunun delilidir. İnsan, akıl sahibi bir varlık olduğunu bilir ve idrak eder. İnsandaki hakikati idrak etme bilinci, bilgi ve hikmet, Varlık Kaynağı olan Yaratıcının bu özelliklerini tanıtır. İnsan hikmetsiz bir eylemi seçebilir fakat bu Yaratıcının da hikmetsiz bir eyleme seçtiği anlamına gelmez. Çünkü evrende hikmetsiz yaratılmış bir şey yoktur. Ayrıca insana, kendisine verilen özellikleri kullanmamayı tercih etme özgürlüğü verilmiştir. Bu iradesi ile kendisine verilen bir özelliği kullanmamayı tercih edebilir. Böylece yanlış bir tercih yapmış olur. Ancak seçme yeteneği, Yaratıcının bu yeteneğin de Yaratıcısı olduğunu gösterir. İnsanın hür iradesini kullanarak akılsızca bir eylem yapması kendi tercihidir. Oysa kâinatta akılsız ve hikmetsiz biçimde yapılan hiçbir şey yoktur. Çünkü kâinatta, Yaratıcının yanlış tercihler yaptığına şahit olabilecek hiçbir varlık yoktur.

Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “The Principles of Reading the Quran – Part 3 –06/03/15” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.

Yazar hakkında

Yunus Erkan

Yorum yazın