Modern zamanlarda inancın önünde iki temel engel var. Birincisi bilimle uğraşanların var olmak sanki garanti altındaymış gibi konuşarak varlığı açıklama girişimleri, ikincisi ise kâinatın anlamsız olduğunu savunan bazı filozofların yaydığı fikirlerdir. Bütün bilimsel araştırmalar ve keşifler kâinatın düzenli ve anlamlı yaratılması sayesinde gerçekleşiyor. Bu düzen ve anlamın sürekli olma zorunluluğu yoktur. Varlıklardaki düzen ve anlamın Varlık Kaynağı irade ettiği sürece, keşifler ve buluşlar yapılabilir. Varlıklar hakkında çeşitli fikirlere ulaşılabilir. Dolayısıyla, sanki bir Varlık Kaynağı yokmuş gibi davranarak varlık ve kâinat nasıl olmuşsa olmuş, sebebini tam bilmediğimiz bir şekilde oluşmuş, biz bunları kullanıp işimize bakalım anlayışı insaniyetle bağdaşmaz. Her bir parçasıyla, her bir anda yenilenerek düzenliliğinin ve anlamlı bir şekilde varlığının sürdürüldüğünü her an ve her bir parçasında gördüğümüz bu kâinatın tümünün bilinçli bir Yaratıcısının olması gerektiği gerçeğini “oluşmuş” iddialarıyla yok görerek yapılan bilimsel çalışmalar hiçbir zaman sonsuz mutluluk bekleyen duygularla yaratılmış insana mutluluk ve huzur getirmez. Nitekim bilgiyi güç olarak görmenin neticesinde dünya açlık, adaletsizlik, zulüm ve korkunç silahların kullanıldığı savaşlardan kurtulamıyor. Bir Yaratıcıyı kabul edip O’nun mülkünde, O’nun adını anarak araştırma yapmak barış ve huzur getirebilir. Ancak böyle bir anlayışla her varlığın azami derecede hukuku gözetilebilir. Sadece daha çok kâr elde etmek, daha fazla insana hükmetmek ve daha güçlü olmak için hava, su, toprak ve diğer varlıklar yalnızca insan bedeninin ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılmamalıdır. İnsan, bedenden ibaret değildir, kâinat da yalnızca anlamsız madde yığınından ibaret değildir. İnsanın ebediyet duygularıyla donatılmış olması ve kâinatın Var Edicisinin sonsuz özelliklerini yansıtması, insaniyetimizin ihtiyaçlarını karşılayacak Varlık Kaynağını bize tanıtır. Böylesi özelliklerle donatılarak yaratılan ve insanlığın hizmetine sunulan bu kâinat, ancak insanların anlamlı bir hayat yaşaması için kullanılmalıdır.
Kâinatın anlamsız olduğunu zannetmek nihayetinde Yaratıcıyı inkâra götürür. Hatta bazı filozoflar, Yaratıcı fikrinin insanın ürettiği bir olgu olduğunu iddia eder ve kâinatın varlığında bir anlam ve amaçlılık olmadığını savunurlar. Böylece onlara göre, din veya inanca gerek yoktur. Peşin kabullere dayanarak kâinatta sergilenen delillere gözlerini kapattıkları için inananların da kendileri gibi peşin yargıyla inandıklarını var sayarlar. Halbuki hiçbir insan akıl ve delile başvurmadan inancını tesis etmez. Taklidi inanç sahipleri bile birtakım gözlemlere dayanarak düşündükten sonra ikna olur. Tamamen anlamsızlık demek kâinatın anlamını reddetmek demektir. Buradaki temel problem, anlamsızlığı dogmatik olarak geçerli kabul etmekten kaynaklanır. İnanan insanlar, bir Yaratıcıya inanmayı kâinattaki anlamlılığa dayandırırlar. İnanmayanlar ise argümanlarını kâinatın anlamsızlığına dayandırırlar. Bu durum insan mantığıyla çelişir. Çünkü mantık, anlamlılıkta mana bulur. Hem aklı ve mantığı kullanmak hem de aklın ve mantığın anlamsız olduğunu savunmak bir çelişkidir. Eğer kâinat anlamsızsa akıl ve mantık da anlamsızdır. Anlamsız olandan anlamlı bir sonuç çıkmaz.
Din, kâinatın var edilişindeki anlamlılığa inanmak demektir. Bu kâinatın bir anlamı vardır. Eğer bir şey anlamlıysa, o zaman amaçlı olarak yaratılmış olmalıdır. Eğer bir amacı gerçekleştirecek şekilde varsa o takdirde bilinçli tercih yapan bir Yaratıcı var demektir. Böylelikle din, önce Yaratıcı kavramını kurmak gerektiğini söyler. Bunu yapmak için kendi varlığımızı ve olabildiğince kâinatı gözlemlemeliyiz. Gözlemlerimiz sonucunda elde ettiğimiz manalara dikkat etmeliyiz. Bulutlar, yıldızlar, ağaçlar ve her nefes alışverişimizde olduğu gibi her şey anlamlıdır. Tesadüfi bir olay yoktur. Tesadüflerle sürekli biçimde anlamlı işler gerçekleşemez. Yani her şey, bilinçli seçimlerin sonucunda var olmaktadır. Bir şey bize ancak cehaletimiz ve dikkatsizliğimiz nedeniyle anlamsız görünebilir. O şeyi gerçekten araştırdığımızda kesinlikle anlamını keşfederiz. Bu sadece zaman ve araştırma meselesidir. Peşin kabullere dayanmadan kâinatın varlığını inceleyen herkes, kasıtlı bir yaratılış gözlemler ve bunun sonucunda mantıki olarak her şeyi kasıtla yaratan bilinçli ve irade sahibi bir Yaratıcının var olması gerektiği sonucuna ulaşır.
9. Kur’an’ın her zaman yeni bir yorumu vardır.
Kur’an’la gelen vahiy, Mutlak bir Kaynaktan geldiği için belirli bir zaman ve bağlamdaki yorumlar mesajın kapsamının tamamını açıklayacak nitelikte olamaz. Kimse mesajı tamamen anladığını iddia edemez. Her zaman yeni bir anlayış ve yorumla mesajı okumak mümkündür. Mesajın yeni yorumlama biçimlerine bu konuda eğitim almış herkes katkıda bulunabilir. Kâinattaki keşiflerin ve araştırmaların sonu gelmediği gibi, kâinatı ve varlığın anlamını açıklayan Kur’an’ın yorumlarının ve anlama biçimlerinin de sonu gelmez. Zira, kâinatın yaratılışının şahitliğinde anladığımız kadarıyla, ilmi sonsuz olması gereken Yaratıcının sözlerinin kapsamı da sonsuz olmalıdır. Yaratılıştaki her şeyde Yaratıcının varlığını tasdik etmeyi sağlayan işaretler vardır. Kâinatın var ediliş biçimi, bu kâinatı Yaratanın sonsuz bilgi ve hikmet sahibi olması gerektiğini gösteriyor. Yaratıcı insanı, ebedi varoluş ve mutluluğa ihtiyaç duyacak biçimde yaratmıştır. İnsan bunu kendindeki duyguların varlık kaynağını sorgulayarak tasdik edebilir. Bendeki sonsuz mutluluk duygusu nedir, nasıl var ediliyor, neden hep var olmak istiyorum, niçin yok olmak istemiyorum ve neden hep mutlu olmak istiyorum gibi sorular insanın Varlık Kaynağını tanıması için rehberlik eder. İnsan bu duygular aracılığıyla sonsuz bir mutluluğun var olması gerektiğini anlayabilir.
10. İnanç, atalardan miras alınmaz.
İnsan inancını atalarından miras alamaz. Her insan, kendi aklı ve kalbi dahil tüm özelliklerini kullanarak inancının esaslarını bizzat kurmakla mükelleftir. Bu bakımdan inanç, şahsi bir tecrübedir. Herkesin inancı kendi sonuçlarına dayanmalıdır. Zira inanç, başkalarından miras kalan bir eşya veya mal gibi aktarılamaz. Bir kişi, babası veya annesi mühendistir diye doğrudan mühendis olamaz. Mühendislik eğitimi alması zorunludur. Bu bakış açısıyla Kur’an, yaratılışın anlamını öğreten bir öğretmenin konuşmasıdır. Öğretmen taklit edilmez. Öğretmeni anlamak için dinlemek gerekir. Söyledikleri mantıklıysa tasdik edilir. Kur’an’ın sözlerini de dikkatlice okuyup dinlemeli ve kendimizin ve kâinatın varlığını şahit tutarak anlamaya çalışmalıyız. Hem kendi varlığımız hem de kâinat şahitliğinde Kur’an okumayı öğrendiğimiz ölçüde anladıklarımız bereketlenir.
İnancı şahsi olarak tahkik ve tahkim edebilmek için her şeyin varlık kaynağını sorgulamak gerekir. Hazır cevapları kopyalamak yerine kendi cevaplarımızı bulmalıyız. Birisi bize sınav sorularının hazır cevaplarını verdiğinde hiçbir şey öğrenmiş olmayız. Yalnızca verilen cevapları tekrarlamış oluruz. Halbuki insan kapasitesi ve gelişimi sınırsızdır. Bu nedenle, tatmin edici cevaplar bulmak için sürekli sorgulamak ve araştırmak gerekir. Belli bir cevap yeterli geldiği zaman onu onaylarız. Onaylamanın bile sonu yoktur. Çünkü Yaratıcının özelliklerinin kâinattaki tezahürleri sonsuzdur. Hiçbir şey tükenmez, tatmin edici cevap bulana kadar sorgulamaya devam etmeliyiz. Sorgulama asla bitmez. Yaratıcıyı tanıma ve tasdik etme bakımından insan kapasitesi sonsuzdur. Kimse inancında son noktaya ulaştığını söyleyemez, zira insan ruhu sonsuzdur. Her soru insana özgüdür ve cevaplanmalıdır. Soruların cevabını ararken samimi olmalıyız. Bütün insani özelliklerimizi bir arada kullanmalıyız. Pratik hayatta hepsini kullanamayabiliriz ama prensip olarak tüm soruların cevaplanabilir olduğunu bilmeliyiz. Yaratıcının Sözü herkes tarafından anlaşılabilir olmalıdır. Nihayetinde dini inanç, taklide dayanmamalıdır. Taklit etmek, tasdik etmek anlamına gelmez.
Sonuç olarak, Kur’an okurken aşağıdaki ilkeleri aklımızda tutmamız ve uymamız gerekir:
1. Kur’an, asla tarihe hapsedilmez.
2. Kur’an, daima okuyana hitap eder.
3. Kur’an, kâinatın şahitliğiyle okunur.
4. Kur’an, dünyevi menfaat için okunmaz.
5. Her varlık ve olay, Yaratıcıyı tanıtan bir ayettir.
6. Kur’an, hikâye okur gibi okunmaz.
7. Peygamberler bilgin veya filozof değildir.
8. İnsan, Yaratıcının zatını kavrayamaz.
9. Kur’an’ın her zaman yeni bir yorumu vardır.
10. İnanç, atalardan miras alınmaz.
Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “The Principles of Reading the Quran – Part 4 –07/08/15” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.




