Kainat ve İnsan

Peygambersiz Hayat Anlamsız Olurdu -I-

Peygambersiz Hayat Anlamsız Olurdu -I- | Ha-Mim

Var Edici yahut Yaratıcı Ne Demektir?

Sahip olduğum donanımla varlığı, var olanı, var olmayı kolayca fark edebiliyorum. Henüz on aylık sevimli kedimin bir yıl öncesinde olmadığını biliyorum. Bahçemdeki ağaçların yemyeşil yapraklarının baharda vücuda geldiğini bizzat müşahede ettim. İki evladımın hangi tarihlerde doğduklarını söyleyebiliyorum. Nihayet kendimin şu kadar yıl önce hayatta değilken, şu anda her yönüyle hayatı solukladığımı bilincimle gayet açık olarak hissedebiliyorum.

O halde benim için evren önceden beri mi var, yoksa sonradan mı var oldu gibi soruların bu bağlamda önemli olmadığını düşünüyorum. Ben çevremden, ailemden ve kendimden “varlık-yokluk” ilişkisi kurabiliyor, evimdeki kedimin, bahçemdeki ağaçlarımın, çocuklarımın, nihayet kendimin yok iken varlığa geldiğini, var olduğunu biliyor, hissediyor ve yaşıyorum. Bu tespitimden sonra yine bendeki donanımlarla yani insanî özelliklerimle bunu anlamaya çalışıyor ve sorgulama yapıyorum. Hiçbir önyargıya kapılmadan kedi nasıl var oldu, ağaçlar nasıl yeşillendi, ben nasıl hayat buldum, diye soruyorum. Mantıkî seyri bu yazının konusu olmamakla beraber bir Var Edenin bulunması gerektiği fikrine ulaşıyorum. O halde “yoku var eden Odur”, diyorum.

Onu temel özelliği ile biraz daha tanımak için şu soruyu soruyorum: ‘Yok’u var edebilmek için ne gibi bir özelliğe sahip olmak gerekir?

Bu sorunun cevabı için öncelikle bir noktaya dikkat etmem gerekiyor. Görüyorum ki her şey özellikleri ile birlikte var oluyor. Özellikleri olmayan bir şeyin varlığından bahsetmem bile söz konusu olmuyor. En küçük varlık olarak ne tasavvur edersem edeyim, mutlaka onun özellikleri ile karşı karşıya geliyorum. Gözlemlenebilen varlıklarda bu durum çok daha belirgin. Bu nedenledir ki, insanoğlu en küçük parçacıkların özelliklerini öğrenebilmek için çok büyük labaratuvarlar kuruyor, deneyler yapıyor.

Kedimdeki veya erik ağacındaki veya dağdaki ya da kendimdeki bunca özellikleri görünce, bunların varlık kaynağı kim veya ne olabilir, diye sormam zorunlu hale geliyor. Eşyanın özelliklerine dikkat ettiğimde, çevresiyle ilişkili olmayan bir özellik göremiyorum. Her bir eşyadaki özellik diğer bütün eşyadaki özelliklerle birbirlerine sanki kenetlenmişler. Bir şeyin özellikleri, o şeyin çevresiyle kurduğu ilişkilerden anlaşılıyor. Bağımsız varlığı olan hiçbir şeyden bahsedemiyorum. Hep birbirleriyle ilişkili olarak varlık aleminde bulunuyorlar.

Bu durum bana açıkça gösteriyor ki, bir şeyin özelliklerini (ki bu özelliklerin tümü o şeyi bana gösteriyor) yaratmak için her şeyin özelliklerini aynı anda varlık alemine getiriyor olması gerekiyor.

Varlık alemindeki bu varoluşa baktığımda iki husus özellikle dikkat çekici görünüyor:

(1). Gözlediğim düzenlilik, ahenklilik, hiçbir boşluk olmaması, yani varlığın kesintisiz olması, sonsuz denecek kombinasyonda olmasına rağmen karmaşıklık bulunmaması, çok farklı özelliklere sahip olan varlıkların her birinin kendi içinde bir bütünlüğü olması, her birinin kendine has bir formu, özellikleri olmasına rağmen varlıklar arasında hiçbir kargaşanın olmaması, her bir varlığın kendine ait bir düzen ve varlığa getirilme şeklinin olması, canlı denilen varlıkların her birinin doğum, yaşlanma, ölüm, tecrübe edinme, beslenme, solunum, çoğalma, yeni nesliyle ilgilenme, bakımını yapma, aralarında ilişkilerini sürdürme… gibi sayısız özellikleriyle birbirinden farklılıkları hiçbir karışıklığa meydan vermeden var olmaları…

(2). Kainattaki düzenin sürekli yeniden yeniye değişikliğe tabi tutulması, her yeni ânın bir öncekinden birazcık da olsa farklı olması, her şeyin sürekli hareket halinde yeni form ve değişik özelliklerle varlığı devam ettirmesi…

Bu iki durum gösteriyor ki, kainat hem şu anda bir düzen içinde var ediliyor ve de yine bir düzen içerisinde varlıkları sürdürülüyor. Yani, hem mekan boyutunda bir düzen görülüyor ve hem de zaman dediğimiz yeni yaratılış boyutunda bir düzen görülüyor. Bu iki düzen de birbiriyle tam bir ahenk içinde var ediliyor.

Böylesi düzenli olan varlık aleminin rastlantı sonucu olması yahut kendi kendine böyle oluşmuş olabileceği hiçbir şekilde bana mantıklı görünmüyor. Bendeki donanım varlıklardaki hem makro düzeyde hem mikro düzeydeki, yine hem zaman hem mekan boyutundaki bu kusursuz düzeni sağlayan Kaynağın ancak ve ancak kendisi kainat cinsinden olmayan, sonsuz özelliklere sahip “mutlak” bir Yaratıcı tarafından sağlanabileceğini zorunlu görüyor ve onaylıyor.

Tekrarlamak gerekirse insanî özelliklerim, bir tek parçacığı bile varlık alemine getirmek için, kainat cinsinden olmayan, düzenin mahkumu olmayan, “varlığı kendinden” ve bilinçli olan bir varlık özelliğine sahip olmayı zorunlu kıldığını kabul ediyor. O halde kainatın tümünün varlık kaynağı olmanın tek şartı ancak “mutlak” diye tanımlayabileceğimiz, kainat cinsinden tanımlanamaz olan bir varlığı, insan bilinci kaçınılmaz olarak onaylar ya da onaylaması beklenir.

Fakat, insan hür iradeye sahip bir varlık olarak yaratıldığı için, bu sonucu onaylamak veya onaylamamak seçimini yapmada serbesttir. Bütün delillere rağmen onaylamamayı da seçebilir. Bu özgür seçim hakkı, insanın yaptığı her türlü seçimin haklılığının ve gerçeği ifade ettiğinin göstergesi olamaz!

Sonuç olarak ben kendi seçimimden sorumluyum ve ben varlıklardaki bu iki boyutlu düzenlilik karşısında Var Edenin “mutlak”, sınırsız ve “varlığı kendinden ve zorunlu” olduğunu insanî duygularım bakımından onaylanabilir hatta onaylanması zaruri diye görüp onaylıyorum.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın