Ha-mim’de geçtiğimiz günlerde yapılan (29. 01. 2025) “Arayışta Z Kuşağı: İnanç ve Sorular” dersinde Nisa suresinin 34. ayetinin çalışılmasına başlandı. Benim kayıttan dinlemeye çalıştığım ders ağırlıklı olarak moderatörün hazırlığı ve takdimi üzerinden yürümekle beraber bazı soru ve küçük katkılarla inter-aktif bir mahiyete de sahip görünüyor. Yine kayıtta, takdimcinin yaptığı bir göndermede, daha önce gerçekleşen derslerde Kur’an’ın tanımı ve mahiyeti, Kur’an’ın aslî maksatları, Kur’an’ı anlamada usulî prensipler gibi konularda belli bir temellendirme yapıldığı anlaşılıyor. Derste ayetler; kelimelerin sözlük anlamı, özel anlamı olan bir kelime varsa ve bu Kur’an’da geçiyorsa bunun Kur’an’ın kendi bütünlüğü içinde kazandığı anlam, ayetin genel mesajının diğer ayetlerle ilişkisi, ayetleri Kur’an’ın “ana maksatlarına” uygun şekilde anlamaya çalışma, Resulullah’ın (asm) söz ve uygulama örneklerini dikkate alma, Kur’an’ın -zorunlu olarak- ilk muhataplarını hesaba katarak konuştuğunu bilerek mesajların güncel boyut ve çağrışımlarına odaklanma… gibi usuller çerçevesinde açıklanıyor. Aceleci bir tavra girmeden, usulî prensiplere vurgu yapılarak, kademe kademe ilerlenen derste ilgili ayetin ancak bir bölümü üzerinde duruluyor. Bir buçuk saat kadar süren dersteki notların tamamını ilgili video kaydına havale edip (https://www.youtube.com/watch?v=k8yrqhFD_bU) burada “kavvâm” kelimesi etrafında paylaşılan açıklamalara işaret etmek istiyorum.
Bilindiği gibi Nisa suresinin 34. ayeti kimileri tarafından zaman zaman tartışma konusu yapılıyor. Özü itibariyle aile hayatına dair açıklamalar ihtiva eden söz konusu ayette gerek erkeklerin kadınlar üzerinde “kavvâm” oluşu, gerekse kadının “nüşûz” etmesi halinde izlenecek aşamaların sonuncusu olarak ifade edilen “darb” kelimesinin doğru anlaşılması gerekiyor. Ayetin ilk bölümü teşkil eden ibarede şöyle deniliyor:
اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ
“Erkekler kadınların “kavvâm”ıdır (koruyup kollayıcılarıdır). Zira Allah bazısını bazısından üstün kılmıştır, bir de onlar mallarından harcama yapmaktadır…”
Görüldüğü gibi ayet erkeklerin kadınlar üzerinde “kavvâm” olduğunu beyan ediyor, ardından iki gerekçeye işaret ediyor; a) Allah’ın bazılarına bazılarından daha fazla vermesi yani üstün kılması, b) kendilerine diğerlerine göre daha fazla verilenlerin mallarından yani verilenlerden harcama yapmaları. Ayet açık ifadesi bakımından “erkek daha üstün kılınmıştır ve erkek infakta bulunmaktadır” demiyor, her ne kadar bağlamından “erkek” kast edilmiş gibi görünüyorsa da kelamın sevk edilişi bakımından kadının da bu iki yerde üstün yani “daha çok verilen” olabileceğine işaret ediliyor, “kavvâm” oluş ile bu iki açıdan “çok verilen olma” yani üstün kılınma arasında bağ bulunduğuna dikkat çekiliyor. Şuna da işaret etmek gerekir ki, gerek bu ayette gerekse diğer ayetlerdeki “mal” kelimesini maddi imkanlarla sınırlamak Kur’an’ın maksadı ile çelişir. Mal maddi varlıklar, ilim, değerler, ahlakî faziletler gibi her türlü imkanı içine alır.
Derste “kavvâm” tabiriyle ilgili olarak kelimenin kök anlamına, kök anlamının türevlerine ve Kur’an’da geçen bazı kullanımlara değiniliyor, şöyle deniliyor: “Kavvâm kelimesi çok geniş bir anlam zenginliğine sahip olan ‘kvm’ kökünden geliyor. Sözlüklere göre kavvâm koruyup gözeten, bakımını üstlenen, hizmet eden, ayakta tutan gibi anlamlar taşıyor. Mesela Kur’an’da aynı kök kullanılarak ‘akımü’s-salât: namazı ikâme edin’ denirken ‘namazın hakkını verin, namaza devam edin, namaz ibadetinin hukukunu gözetin’ mesajı veriliyor. Aynı şekilde, mesela, eskiden camilerin bakımını yapan, çevresini düzenleyen, temizliğini vs. üstlenen görevliler vardı, bunlara ‘kayyım/kayyûm’ denirdi. Şimdilerde bir kamu görevlisi görevinden alındığında geçici bir süreyle onun yerine görevlendirilenlere de ‘kayyûm’ deniyor. Her ne ise… Buna göre ayette ‘erkeklerin kavvâm oldukları’nın ifade edilmesi onların evin bakımı, korunması, hizmetlerinin yapılması gibi açılardan sorumlu olduğunu ifade ediyor. Nitekim aile hayatında, -normal şartlarda-, evin alınması veya kiralanması, her hangi bir güvenlik riskine karşı evin korunması, evin temel ihtiyaçlarının karşılanması, aile bireylerinin ihtiyaçlarının temini vs. gibi hususlarda, -yaratılışın ona verdiği özellikler dolayısıyla- erkek önde değil midir? Mesela bir hırsızlık söz konusu olduğunda kadına göre öne atılan erkek değil midir? Evin gelir-giderini düşünen, nafaka temini için çalışan erkek değil midir? O halde bu açıdan bakınca evin kavvâmının kadınlar değil, erkekler olduğu gayet makul bir zemine oturuyor.”
“Durum böyle iken şayet birisi veya birileri çıkıp da, ‘Bu evde otorite benim, benim dediğim olur, nitekim ayette de ‘erkekler kadınlar üzerinde kavvâmdır’ deniyor diye patronluk taslarsa bu ap açık bir istismar olur. Ona haklı olarak-, ‘Sen niye ayetteki kavvâm kelimesini patron olarak alıyorsun, nereden çıkardın bunu, kavvâm kelimesinin hizmet etmek, bakımını yapmak, koruyup gözetmek anlamını niye yerine getirmiyorsun?’ denilir. Öte yandan burada ‘ihtiyaçları karşılama’ sadece maddi konularla ilişkili olmamalıdır. Ailenin söz gelimi, huzurunu sağlama gibi manevi ihtiyaçlar açısından da erkeğin öncelikli sorumluluğu söz konusudur. Bütün bunlar ortada iken, -biraz daha tasvir ederek söylemek gerekirse-, söz gelimi, işten oflayıp puflayarak gelen bir erkeğin, patronunun karşısındaki ezikliğini telafi etmesi için eşine meydan okuyucu tavırlara girmesi ‘kavvâmlık’la değil içi boş, kabadayılıkla ilgisi vardır, ukalalıkla ilgisi vardır, hatta küstahlıkla ilgisi vardır.”
“İşte burada ayetin fezlekesi çarpıcı bir mesaj veriyor: ‘İnnallahe kâne aliyyen kebîra: Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür’. Yani hiç kimse başkasına karşı üstünlük taslayamaz, hiçbir erkek hanımına karşı yücelik, büyüklük iddiasında bulunamaz; zira yüce olmak ve büyük olmak yalnızca Allah’a mahsustur. Evde otoriter bir tavır takınarak hanımına karşı kollayıp gözetme sorumluluğunu yok sayarak üstünlük taslamaya çalışan kimse, bir anlamda Allah’a ait olan yücelik ve büyüklüğü kendi üzerine alıyor görünüyor. Hakikaten çok önemli bir mesaj! Biliyoruz ki ayetlerin fezlekeleri yani sonlarında bulunan ibareler ayetin özünü, mesajın ruhunu yansıtır. Şimdi ayetin başında yer alan ‘Erkekler hanımlar üzerinde kavvâmdır’ dedikten sonra ayetin, aile içinde yaşanacak sıkıntıları çözmek için aşamalardan bahsetmesinin ardından fezlekede ‘Muhakkak ki, Allah yücedir ve büyüktür’ diye bitince, ilk bakışta insanın ‘ne alakası var, şimdi bunun?’ diyesi geliyor. Oysa bu fezleke tam da ayetin mesajının ruhunu ifade ediyor: Kimse kimseye üstünlük, yücelik, büyüklük taslayamaz; bütün bunlar Allah’a ait sıfatlardır. İnsanın veya erkeğin kendince, üstünlük vesilesi gördüğü şey ya da şeyler kendisine ait, kendisinin kaynak olduğu şeyler değil, Allah’ın verdiği şeylerdir. O halde yüce ve büyük olan yalnız Odur!’ diye anlaşılıyor, anlaşılması gerekiyor. Allah’ın erkeğe veya kadına verdiği üstünlük vesileleri de farklı olabilir, cinsiyetten cinsiyete olduğu gibi, fertten ferde de göre değişebilir. Üstün gibi olan yani kendisine ‘daha çok verilen kişi’ gerçekte üstün olan değil, sorumluluğu fazla olandır anlamına gelir bu”
Bir katılımcı son cümle ile ilgili olarak söz alıp şöyle dedi: “Evet, üstünlük yahut ‘daha çok verilmeye mazhar olma’ cinsiyetten cinsiyete, bireyden bireye değişiklik gösterebilir. Mesela mutfağı düşündüğümüzde, -genel olarak-, ‘hanımlar mutfakta erkek üzerine kavvâmdır’ diyebiliriz. Yine mesela,-denildiği gibi-, eve gelir getirme söz konusu olduğunda erkek kavvâmdır’ diyebiliriz.” Bunun üzerine takdimci şunları dile getirdi: “Evet, dediğiniz konularda genellikle durum böyledir. Ama tersi de olabilir. Mesela mühendis bir beyin diyelim ki, hanımı mali müşavir veya muhasebeci olsa, evin gelir-gider hesaplamalarında hanım kavvâm olur. Yahut aşçılık yapan bir erkek mutfakta kavvâm olabilir. Ama yaratılış gerçeğini düşündüğümüzde erkeğin daha doğrusu beyin, genel anlamda-, ailenin korunup gözetilmesinde, maddi ve manevi ihtiyaçlarının temininde kadından daha farklı bir özelliği vardır, Yaratıcının bahşettiği bu özellik erkeğin ukalalık ve küstahlık yapma sebebi değil, sorumluluk sebebidir diye anlaşılıyor. Kaldı ki, kadına daha çok verilmenin söz konusu olduğu yer ve durumlarda da kadının kavvâmlığı söz konusu olup o da üstünlük sebebi değil görev ve sorumluluk kaynağı olmalıdır, diye düşünülmelidir.”
“Burada şuna da işaret etmek gerekiyor. Kavvâmlık daha doğrusu kavvâmlığa vesile olan üstünlük yani ‘fazla verilme’ gelip geçici olan özelliklerle ilgili olmamalıdır. Çünkü kelimenin ‘kâim’ değil de ‘kavvâm’ şeklinde gelmesi, Arapçanın dil kuralları açısından bunu ifade eder. Mesela aynı kalıpta gelen ‘habbâz’ kelimesi ‘ekmek pişiren değil, bunu meslek edinen kişiyi ifade eder. Bir veya birkaç defa ekmek pişirene habbâz denmez, bunu devamlı yapana yani fırıncıya habbâz denilir. Yahut bir veya birkaç defa elbise dikene hayyât denmez, bunu meslek edinen kişiye yani terziye hayyât denir. O halde kavvâmlık bazı defa gerçekleştirilecek bir özellik değil, süreklilik arz eden bir özelliktir. Yani erkeğin evini koruyup gözetmesi, bakımını üstlenmesi, hizmetinde bulunması yaratılıştan gelen ve süreklilik arz eden bir özellik olduğu için erkeğe ‘kavvâm’ denilir.”
Başka bir katılımcı şunu paylaştı: “Eskiden ailede iş bölümü, erkeğin ve kadının görevleri farklı idi. Daha açık ifade etmek gerekirse, ataerkil ailede para kazanan, evin geçimini üstlenen erkek idi. Hanımlar daha çok ev işleri ile ilgileniyordu. Oysa şimdi en azından bazı ailelerde roller değişmiş görünüyor. Evin maddi bakımdan geçimi için kadınların daha çok katkı sağladığı aileler var. Dolayısıyla ayet biraz da geçmiş zamana işaret ediyor görünüyor.” Bunun üzerine takdimci şu açıklamayı yaptı: “Şunu asla unutmamak gerekiyor: Kur’an inzal olduğu ilk muhatapları, ilk toplumu dikkate alarak konuşur, evrensel mesajlar verir. Diğer bir ifadele Kur’an, -deyim yerindeyse-, anayasa maddelerini koyar, her dönemin ve her toplumun insanları yani uzmanları kendi gerçekliklerine uygun olarak anayasa maddelerinden yasalar çıkartırlar. Buna içtihat denilir. İslam’ın evrenselliğini de böyle anlamak lazım. Kur’an neyi örnek verir? İlk indiği toplumun örfünü, o dönemde ve o toplumda yaşananları örnek verir. Mesela ‘Putlara tapmayın’ der. Bugün putlara tapan toplum var mı? Yok! Ne yapacağız? Bu mesajı kendi dönemimizin şartlarına transfer edeceğiz. Günümüzün putlarını daha doğrusu put hükmüne konulmuş mercileri, şahısları, ekolleri tanıyacağız. Mesela ‘tabiatçılık, doğacılık, rastlantısal gelişimcilik, evrimcilik’ gibi zihniyetleri çağımızın putları olarak bilip uzak duracağız.
Diğer bir katılımcı ‘Yapılan açıklamaları dikkate aldığımızda, inanç konularıyla ilgili olarak değil, daha çok fıkhî konularla ilgili olarak dönemin şartlarını, maddi ve manevi alandaki gelişmeleri dikkate alarak yorumlar yapmak, bu anlamda yeni güncellemelere ulaşmak faydalı olur diye düşünüyorum, ne dersiniz?” deyince, takdimci şu cevabı verdi: “Bu anlamda güncelleme faydalı olmaktan öte zorunlu görünüyor. Çünkü farklı dönemlerin açıklamalarını ihtiva eden, en azından, bazı yorumlar yahut dikilen bazı elbiseler bugünün insanının bedenine oturmuyor. Zihinlerde tortular oluşuyor. Bu tortular özellikle yeni yetişen gençlerin dine mesafeli durmalarına yol açıyor. Çok dikkat etmek lazım. Din; Kur’an ve sünnetin bütünlüğü, kainatın şahitliği, aklî prensipler, insan gerçeği, toplumda ortaya çıkan maddi ve manevi gelişmeler dikkate alınarak yorumlamak suretiyle anlaşılmalı ve anlatılmalıdır.”
Ders gerek Kur’an’ı anlamada altını çizdiği usulî prensipler gerekse söz konusu ayetin anlaşılması istikametinde ortaya koyduğu bilgilendirme açısından bana çok istifadeli geldi, Allah razı olsun.


