Kainat ve İnsan Usûle Dair

Melekler 1: Melek Nedir?

Melekler 1: Melek Nedir? | Ha-Mim

Dünyanın neredeyse bütün kültürlerinde, bir biçimde “melek” anlayışının bulunduğunu görüyoruz. Bazı kültürlerde “evrenin ruhu”, diğerlerinde ise “görünmez güçler”. Kutsal kitaplarda bu kavrama yapılan pek çok gönderme olduğunu duyuyoruz. İslam’ın temel inanç konularından birinin meleklere iman olduğunu da biliyoruz. Hatta Kur’an’da melek inancı Allah’a imandan sonra ikinci sırada zikrediliyor (2:285). Fakat meleklerin varlığına ikna olmadan da Allah’a iman mümkün değildir. Çünkü evrenin şahitliği olmadan, onun Yaratıcısını tanımak mümkün değildir. Evrenin şahitliği ise, onun varlığında gerçekleşen anlamlılığı okumakla mümkündür. Yani evren madde yığınından ibaret olmamalıdır. Meleklere iman bu yönüyle evreni değerlendirmenin sonucunda gerçekleşir.

Peki, “melek” nedir ya da melekler nelerdir yahut kimlerdir? Soru, böylesine evrensel bir kavram üzerinde düşünmeyi ve yoğunlaşmayı fazlasıyla hak ediyor görünüyor.

“Melek” kavramı, teolojik tartışmalara girmeden, terimlere boğmadan, yalın ve basit haliyle, temsiller ile ifade edersem, benim dünyamda şöyle görünüyor:

Çok sevdiğim bir kişiye duygularımı nasıl iletirim? Çatılmış bir kaş veya asık bir surat yerine, “sevgimi” ifade etmek üzere bir çiçek buketi ya da bir demet gül alır, takdim ederim. Başka bir şey söylememe gerek kalır mı?

Bu temsilde gül demetinin içerdiği “mesajın” kaynağı; kâinatın sahibi olan, gül demetinin ve insanın Yaratıcısı, insana yardım için koşan ve din dilinde kendisine ‘Allah’ denilen Mutlak Zat’tır.

Gül demeti ise sevginin temsil ettiği manayı üzerinde taşıyarak insanlara ulaştıran vasıtadır yani “melek”tir.

Sevginin kendisi, o gül demetinin ifade ettiği mana yani mesaj (gül demetinin varlık kaynağının yansıttığı özellik), özelde “gül demetini Yaratan’ın konuşarak insanlara ulaştırdığı sözler, yani Kur’an (elimizde tutuğumuz Mushaf değil) veya Tevrat vs.’dir.

Temsildeki gül demetini tebessüm ederek alan ve mutlu bakışlarıyla gül demetinin mesajını aldığını yüzünde, tavrında, kullandığı kelimelerde ifade eden ve insaniyeti temsil eden Resuller yani Mutlak Zât’ın görevlendirdiği elçilerdir.

Nihayet gül demetinin muhatabı ise sen ve ben yani insanlardır.

Konuyu başka bir temsil ile biraz daha netleştirelim: Elimizde bir kitap bulunduğunu varsayalım. Bu kitap ile neyi taşıyoruz? Kâğıt demeti ve içerisindeki manayı, değil mi?

Bu kitapta kâğıt demetinin içine nakşedilmiş mananın kaynağı, kitabın yazarının bilgisidir. Eğer evren bir kitap gibi anlam taşıyor diyebiliyorsak, o takdirde kâinat kitabını varlık alemine getiren ve içinde kendisinin özelliklerini yansıtan Allah’tır.

Kâğıt demetinde yansıyan manayı (Yazarının özelliklerinin yansımasını) yüklenip bana ulaştıran ise “melek”tir.

Mananın kendisi, yazarının kâğıt demetine nakşettiği mesaj ise Yaratıcının özelliklerini bana tanıtmasıdır. Eğer bu benzetmeyi Mushaf’a uygularsak, kâğıt demeti Mushaftır, taşıdığı mana yaratıcının konuşması olan Kur’an’dır.

O kâğıt demetinin taşıdığı manayı alıp, içeriğini hazmedip, öğrenip, bize anlatan öğretmenler ise “elçiler”dir.

O öğretmenin kitaptaki manayı açıkladığı sınıfta oturup öğrenmenin muhatabı olan, yani kitabın içindeki manalar ile varlığının anlamına dair sorularının cevabını öğrenmek isteyen kimseler ise bütün insanlardır.

Yaşadığımız tecrübelerimize dayanarak konuşursak, biz insanlar öyle özelliklerle donatılmışız ki, iletmek istediğimiz manaları konuşma ile, yüz ifadesi ile, bir şiir ile, bir resim ile, bir karikatür ile, bir gül demeti ile, bir şarkı veya türkü ile, bir mektup ile, bir yazılı metin ile, bir telefon ile, bir arkadaşımız vasıtasıyla vs. iletiriz.

Örnekleri birleştirirsek, mesajın kaynağı yani mesajı yollayan Kâinatın Yaratıcısı olan Allah’tır. Mesajı taşıyan araçlar, aracılar ise “melek”lerdir. Bu araçların taşıdığı mesajın kendisi ise genelde Yaratıcının özelliklerinin yansıması, özelde Kur’an’dır. Mesajın gönderildiği kişi yani mesajı ilk elden alan kimse ise Peygamber’dir. Nihayet mesajı ilk elden alanın mesajı açıklaması için açtığı okula kaydolup, öğrenmek istiyorum diyerek öğretmeni dinleyenler ise insanlar, yani “sen” ve “ben”.

Bütün bunları dikkate aldığımızda şu sonuçlara ulaşmış oluyoruz:

  1. Bu kâinatın Manasının kaynağı, bu kâinatın Yaratıcısı olan Allah’tır.
  2. Bu kâinatın Manası (Yaratıcının Özelliklerinin yansımaları), mesajın kendisidir.
  3. Bu mesajı taşıyan ise “melek”tir.

Sonuç olarak, baktığımda, gözleyebildiğim en küçük varlıklardan en büyük varlıklara kadar kâinatın baştan başa çok anlamlı olduğunu görüyorum. Gerek kâinatın bütününde gerekse kâinatta gözlediğim her varlıkta bu anlamlılığı taşıyan, bunları bana ulaştıran “melek”lerdir. Öyleyse kâinatta “madde yığını” olarak gördüğüm şeyler, madde yığını olmayıp, gerçekte, mesajı, yani Yaratıcının Özelliklerini (Kur’anî ifade ile esmasını) taşıyan “melek”lerin görev yapma alanından başka bir şey değildir! Bir kitabı kâğıt yığını olmanın ötesinde onu “kitap” yapan taşıdığı manadır, yazarının bilgisinin yansımasıdır.

Bölümler: Önsöz | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12

Ekler:  12 | 3

 

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın