Risale-i Nur Okumaları Usûle Dair

“Nâr-ı Mûkadeh”: Güzellikle Yanıp Tutuşma

Yaratıcıya kavuşmanın heyecanı

“İmdat istediklerinden, o hazinetü’l-hayalde safbeste-i hareket ve mahbubun mehasinini ellerinden tutmuş veyahut onun mehasinini hatıra getirmekle tasvir eden, başkasının mehasiniyle işbâ olunmuş olan hayalât ise o âmâlin imdadına koşarlar; beraber hücum edip hayalden lisana kadar inmekle beraber zülâl-i visale olan meyli arkalarında ve firaktan olan teellümü sağda ve tâzim ve tedip ve işkiyakı sola, ve terahhum ve lütfu iktiza eden mahbubun mehasinini önlerine ve hediye olarak medihanın gerdanını ve senanın dürlerini ellerine almakla beraber, o ‘Allah’ın tutuşturduğu, tâ kalplerin üstüne çıkacak bir ateş’ ıtlakına şayan olan o ateşi söndürmek için zülâl-i visali celb eden tavsif-i bi’l-fezâil ile arz-ı hacet ederler.”

O hayaldeki aşka, şevke ulaşma heyecanı lisana kadar iner yani kelimelerden oluşan cümleler haline dönüşür. Güzelliği tasvir etmekten maksat, O’na kavuşma heyecanını dile getirmektir yani vuslatın heyecanını, kavuşmanın tatlılığını arkasına alır. Ayrılığın, kavuşamamanın ızdırabını sağına alır. Onun edebini, onunla beraber olmanın şevkini soluna alır. Merhamet etmeyi, sevgi ile karşılamayı lütufla karşılamayı gerektiren mahbubun güzelliklerini önlerine alır.

Bu paragrafta güzellikleri sıralıyor. Cennetin güzelliklerinin, alem-i şehadette benzetilen olarak nasıl görülebileceğini veya müşahede edilebileceğini anlatıyor. Ona kavuşmanın heyecanını sağına alıyor. O’ndan mahrum kalmanın, firakın, ayrılığın acısını, O’na kavuşamamanın ızdırabını soluna alıyor yani etrafına alıyor. Cümlenin etrafında neleri taşıdığını görüyoruz. Hediye olarak kasidenin gerdanına, övmenin incilerini takıyor yani medih sözlerini boynuna takıyor.

Burada şunu anlatmaya çalışıyor: Bir kasidenin, sanki insan şeklindeki görünümünü gözlerimizin önüne serdi. Övmenin incilerini, güzelliklerini ellerine aldı sanki bir heykel yaptı. Güzelliği öven kelimeleri, boynuna gerdanlık takılmış bir heykel gibi düşünmemizi istedi. Humezeh Suresindeki “Nârullâhil mûkadeh, elletî tettaliu alel ef’ideh” ayetleri, aşığı olduğumuz güzelliğe ulaşmanın tasvirinde müsbet anlamda kullandı. Çünkü okuduğumuz zaman kelimenin bizzat kendisinin lügat anlamıyla geçiştirmeyip, birçok yan manaları ve çağrışımları olduğunu ve bu çağrışımlar sayesinde kalbimizi heyecana getirdiğini söyledi. Said Nursi, ayetlerden kelimeler alarak, örnekteki gibi değerlendirilmesi, okunması gerektiğini anlattı. Son cümlede de ayrılık ateşini söndürmek için, kavuşmanın heyecanını, kavuşmak istediği sevgilinin faziletlerini vasıflandırarak, açıklayarak ifade etti. Bu örnekte kaside, güzel bir heykele benzetilerek sağında solunda bulunanlar, gerdanında dizilenlerle tasvir edildi. Kur’an’daki surelerin de böyle tefsir edilmesi gerektiği, kelimelerin yapılarında boğulunmaması gerektiği anlatıldı. Böylece nazm-ı lafız değil nazm-ı mananın önemi vurgulandı.

“İşte, bak, kaç tabakatta bildiğin mânâdan başka ne kadar maânî başlarını çıkarıp görünüyor.”

Humezeh Suresindeki “elletî tettaliu alel ef’ideh” ayetini okuduğumuzda, sadece bedendeki cismani kalbleri dört bir yandan saran Allah’ın tutuşturduğu ateş olarak anlıyorsak, Kur’an okuduğumuzu zannetmeyelim. Ayetlerin birçok çağrışımlar yaptıran amaçları vardır ta ki insan hissiyatını değişik yönlerden harekete geçirip canlandırsın ve o duygulara hayat suyu versinler. Yine bu çağrışımlar, kavuşmanın tatlı suyunu (zülâl-i visal) çekirdeklere ulaştırarak, onların da neşv-ü nema bulmalarını amaçlarlar.

Mesela çocuklarımızın istikbali hakkında, kendi sıhhatimiz hakkında, akrabalarımız ve komşularımız hakkında endişelerimiz vardır. Bir güzellik karşısında o güzelliğe sahip olmak isteriz, dünyada en güzel bahçe bizim olsun, hatta içinde pınar olsun isteriz, bunun için suni tasarımlar, fıskiyeler inşa ederiz. Bütün bunlar, gönlümüzün ebediyyen ulaşmak istediği mutluluğun sembolleridir. Böyle mutlu, mükemmel, ebedi olanına talibimdir; buradakiler ise geçici sembolleridir. Peki bunları yapmayacak mıyız? Tabii ki yapılabilir ama bunları yapıp da kendi egomuzu, kaprislerimizi empoze ederek bu tür kaprislere sevk edecek bir ortama vesile olursak zalimlerden oluruz. Bu duygularımızı cennetin, ebedi mutluluk kaynağının işaretçikleri olarak  görmeliyiz. Ebedi saadetin aşkıyla yanan kalbimizi heyecana boğmak için hatırlatıcı bir vesile olarak kullanmalıyız. Yani o duygular bir çekirdektir ve o çekirdeklerden de filizlerin çıkması gerekir.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın

1 Yorum

  • Masallah harikulade bir yazi. Beni derin dusuncelere ve canli hayallere sevk ettiniz. Bu fani dunya hayatimi maksadima uygun sekilde yasayabilirim insallah. Tesekkurler nazik hatirlatmalariniz ve hayati oneme sahip vurgulariniz icin.