Kalbin görmesi gerekenlere hazırlık
“Eğer korkmuyorsan, İbn-i Farıd’ın veya Ebû Tayyib’in gözlerinden müthiş olan vicdanlarına bak.”
Örnekte fani bir kadına aşık olan kişinin aşkını dile getiren bir şeyler yazıyor. Fakat bu kişiyi şehvet düşkünü insan gibi görmemeliyiz. Bu insanların vicdanlarına yani söyledikleri sözlere bakmalıyız. İnsan her ne kadar gözünün gördüğünü ifade ediyorsa da, söylenilen sözler kullanılan kelimeler her ne kadar insan gözünün gördüğü vakaları ifade ediyorsa da aslında bunların arkasında vicdanlarının gördüklerinin yansıtmaları söz konusudur. Yani kalbin neleri görmesi gerektiğine hazırlıktır; yoksa gözün gördüğünü insana tanıtmadan kalbin alem-i şehadette ne görmesi gerektiğini anlatmanın imkanı yoktur. Alem-i şehadetteyiz, buradan alem-i gaybı göremeyiz. Alem-i gayb anlatılırken alem-i şehadetten tasvirler yapılır. Benzetilenlerden yapılan detaylı tasvirler suretiyle insanın vicdanı galeyana gelir. Benzetilenden yola çıkarak ebedisini, mükemmelini, fani olmayanını bize Var Edecek olanı buluruz.
Bir ağacın veya bir su damlacığının yaratılışındaki sonsuz rahmetin sonsuz şefkatinin tecellisini görebilmeliyiz. Ağaca bakmalıyız ama ağaçta kalıp boğulmamalıyız. O ağacın rahmet sonucunda, kerem sonucunda, ihsan sonucunda bize takdim edildiğini anlayıp rahmetin, keremin, ihsanın, kudretin, hikmetin sonsuzluğunu bulabiliriz. Bir ağacı gösterirken, o ağaçta tecelli eden özelliklerin kaynağına dair kalbimizde bir alev yanmaya başlar böylece cenneti sevdirir. Kur’an bunların hazırlıklarını yaptırır yoksa kelime anlamlarını değil. Bu nedenle cümlenin başında “Korkmuyorsan gözlerinden müthiş olan vicdanlarına bak” diyerek vicdanın tercümesi olan cümleleri ifade ederek örneklere devam eder.
Birinci beyitte “Göz ucuyla yanaklara bir gül diktim, diktiğim gülü koparmak gözümün hakkıdır” diyor. İlk anda bunu söyleyenin şehvet düşkünü biri olduğu akla gelebilir. Kelime anlamlarına baktığımızda yanaktan öpmekten bahsettiğini anlayabiliriz. Bir çiçeğe bakan gözün gördükleri, alem-i şehadetteki ilişkisidir. Bir gözün alem-i şehadetteki ilişkisi, çiçeğe bakmasıdır.
İlk önce çiçeğe bakar “Ne kadar güzel, sevdim onun güzelliğini” deriz. Göz ucuyla gülün yanaklarına gül dikeriz. Sonra o diktiğimiz gülü koparmak gözümün hakkıdır, diyerek o gülü alırız. O güzellik ne demektir? Bu güzelliği niçin seviyorum? O güzelliğe neden sahip olmak istiyorum? O güzelliğe nasıl sahip olabilirim? O çiçeğin güzelliğine nasıl ulaşabilirim? Bütün bunların araştırılması gerekir. Yani vuslatın ateşiyle yanıp tutuşmalıyız. “Nar-ı mukadeh” o güzellikle yanıp tutuşmaktır. Bu güzelliğin nereden geldiği konusunda uykularımın kaçması gerekir. Sevdiğim güzelliği nasıl oluyor da ebedi olmasını arzulayarak sevebiliyorum? Bir gün gelsin, ertesi gün solup gitsin istemiyorum. Bu duygularımın tatmin edilmesi konusunda uykularımızın kaçması gerekir. Cümledeki ifadenin belagatının güçlülüğüne baktığımızda gerçekten bir adam güzel bir kadına aşık olmuş, yanaklarından öpmek istiyor diye anlamamalıyız. Vicdanında kavuşmanın heyecanı ancak böyle dile getirilebiliyor.
Kur’an, akil baliğ olmadan önce ölen çocukların cennette vildânun muhalledûn olarak, inci tanecikleri gibi etrafta dolaşacaklarını söyler. Ölen çocuklarımızın dünyamızda, kalbimizde vicdanımızda bıraktığı hasret vardır. “O çocuk büyüseydi, onunla birlikte Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’le birlikte inşa ettiği Kabe gibi biz de Kabe inşa edebilseydik” özlemleri vardır. Hz. İbrahim duvar ustası gibi algılanmamalıdır. Hz. İbrahim’in oğluyla Kabe inşa etmesinin ne manaya geldiğini düşünmek gerekir. Çok sevdiğiniz biricik oğlunuzla bir Kabe yapmayı arzu ettiniz mi? Bu konuda kalbiniz yandı mı? Kur’an bu şekilde okunması gereken beliğ bir eserdir. Kur’an ölen çocuklar için “Korkma, çocuğuna kavuşacaksın; o özlemi veren, onu gerçekleştireceğine dair size vaatte bulunuyor” mesajını verir. Özlem duygusu vasıtasıyla, özlemin yaratılışında nelerin olduğunu anlamak için vicdanımızı konuşturmalıyız.
Yanlış tavır göstererek, çocuğumuz öldü diye saçımızı başımızı yolarak kendimizi kaybetmenin bir anlamı var mı? Bu tür davranışlar gösteriyorsak, dünyanın ne olduğundan haberimiz yok demektir. Bizimle dünya arasındaki ilişki niçin kurulmuş? Dünyayı algılama, bütün olayları yorumlama, olaylarla ilişki kurma kabiliyetlerinin niçin verildiğini hiç düşünmedik anlamına gelir. Evet, çocuğumun ölmesini istemiyorum. Doğru, firak acıdır ama bunun bana getireceği bir mana vardır. Vicdanımıza bir davetiyede bulunuyor, sanki kalbin kapısını çalıyor “Niçin buradasın?” diye soruyor. Çocukların saçılmış inciler gibi olduğu ve tekrar o mutluluğu ebedi olarak yaşatacağına dair bir vaatte bulunan Zat, insanın vicdanına, hasretine su serpiyor. Rabbim (beni Yaratan ve bana bu duyguyu veren), o çocuklara kavuşmanın, onlarla beraber olmanın heyecanını bize bir vaat olarak gönderiyor. O halde “Bu inci nasıldır?” gibi lafızda boğulmanı anlamsız olduğunu anlıyoruz.



Masallah harikulade bir yazi. Beni derin dusuncelere ve canli hayallere sevk ettiniz. Bu fani dunya hayatimi maksadima uygun sekilde yasayabilirim insallah. Tesekkurler nazik hatirlatmalariniz ve hayati oneme sahip vurgulariniz icin.