Yaratıcıyı tanımak için kainatı okumak
Kur’an, insanın ruhuna yerleştirilmiş olan çekirdekleri çıkartıp filizlendirmek üzere yapılan bir konuşmadır. Kur’an eğer doğru okunursa insanın hayat kaynağıdır yani çekirdekler çekirdek kaldığı sürece yani filiz vermediği sürece hiçbir işe yaramazlar. Filiz vermeden vazifesi biten ve bu dünyadan ayrılan ruhlar aynı kalır, öldükten sonra gelişmesi söz konusu değildir. Fidanlık yeri dünyadır. Eğer biz dünya fidanlığında o filizleri geliştirirsek cennet o çekirdekten çıkmış filizlerden ağaçlar verecek ve böylece o ağaçların meyvelerini göreceğiz. Dünya hayatında filiz çıkmamışsa yani insan hayatına yerleştirilmiş olan o gizli duygular Rabbi ile tanıştırılmasına imkan verecek şekilde ihtizaza getirilmemişse yani “Falikul habbi venneva” tecelli etmemişse çekirdek çürür, filiz de çıkmaz. Fakat filiz olmuşsa yeni yaratılışta (halkun cedidde) o filizler bitki olacak, o bitkiler ağaç olacak, o ağaçlar çiçek açacaklar, meyve verecekler.
Filiz çıkmasından anlıyoruz ki bu işlerin içerisinde hiç de bizim tahmin etmediğimiz hakikatler bulunuyor. Mesela bendeki hissiyatlarıma baktığımda şunları görüyorum. Çocuğumu seviyorum ve onun geleceğini güven altına almak istiyorum. Çocuğumun okulunu bitirememesi, iyi bir mesleğe sahip olamaması gibi kaygılarımın hepsi birer çekirdektir, filiz değildir. Eğer bu çekirdek, benim geleceğimi tedarik altına alan Yaratıcımın müdebbir isminin tecellisine kapı açmışsa, yahut ihtiyaçlarımı önceden görmesinin, merhametinin tecellisine kapı açmışsa filiz olmuş demektir.
Çocuklarımın eğitimleri, sıhhatleri, hayat tecrübeleri ve gelecekleri hakkında endişeler taşıyorsam ve bu duygumu yaratan Rabbim de benim gelişmem hakkında endişeler taşıyor, gayretler gösteriyor, yollar açıyor dememişsem, bu endişe duygularımı Rabbimi tanıma aracı olarak kullanmamışsam, anne baba olarak çocuklarımıza gösterdiğimiz ihtimamın Rabbimizin bizim için gösterdiği ihtimamın yalnızca ufacık bir süzmeciği olduğunu anlama vesilesi olarak kullanmamışsam, o çekirdekten filiz çıkartamamışım demektir. Filiz olmayınca ağaç olmaz, ağaç olmayınca meyve olmaz, meyve haline dönüşmeyen çekirdek de ölü bir çekirdektir. Hayatımız boyunca çocuklarımızın geleceği için sarf edeceğimiz gayretler, Rabbimizi tanıma yollarına kapı açacak olan filizler olmalıdır. Kur’an, filiz çıkaracak çekirdeğe dökülmüş sular gibi beliğ ifadelerle insanın duygularını ihtizaza getiren konuşmalar yapar. Dünya şartlarından sudan bahseder ama asıl yağmur yağmasıyla rahmetin indirilişini anlatır. Asıl amaç Yağmur damlacıklarının buluttan inmesi değil, rahmetin bize gösterilmesi ve tanıtılmasıdır. Bu tezgahı, bu düzeni Rahman olan yapar.
Furkan Suresi 48. Ayetinde “Ve enzelnâ mines semâi mâen tahûrâ” denilir. Gökten tertemiz su indirildiği belirtilir bu ayet-i kerimede. Yağmurun gökten geldiğini bilmek için Kur’an okumaya gerek yoktur çünkü bu olaya herkes şahittir ve bilir. Ama bunu bana Allah ilahi kelamıyla bildiriyorsa söylemek istediği bir nokta vardır. Rahmetiyle insanlara indirdiğini söyleyen Yaratıcı, yağmurun gelişindeki rahmet pırıltılarını hissettirmeye çalışır. Eğer yağmurdan bu mesajı alamıyorsam çekirdeği öldürdüm demektir. Yağmurun kainatta nasıl gerçekleştiği laboratuvar çalışmalarında yapılarak gözlemlenir. Gerekli şartlar hazırlanır ve yağmur oluşturulur. Bunu gerçekleştirmek ruha hiçbir lezzet vermez, hiçbir çekirdeği patlatmaz, hiçbir çekirdeği kabuğundan çıkartmaz. Seküler bilim şimdiki haliyle bir çekirdek patlatıcı özelliği taşımıyor.
Ancak kasti olarak Kur’an’ın ifadelerinin yan manasıyla, çağrışımlarıyla ruhumu nasıl etkilediğine dikkat edersem o zaman seküler bilimden bize verilen bilgileri nurlandırmam mümkün olur. Eğer nurlandıramazsam Kur’an’ı Arapça gramerine göre okuyup bırakmak, kainatı tabiat kanunlarına göre okumaya denk düşer. Kendi kendine oluştuğunu iddia ettiğimiz tabiat kanunları aslında, o kanunların müessisi olan Rabbin özelliklerini ve sıfatlarını tanıtmaya imkan verir. Bir mizan, nizam yaratma kastı ve o yaratmaya belli özellikler vermek suretiyle Yaratıcıyı tanıtmasına vesile kılma aracı olarak kainat okunmalıdır.
Kur’an’ı lafzıyla okursak kainatı okuyamayız. Aradaki bağı kaybetmemek lazımdır çünkü kainat Rabbin şahididir, Kur’an da Rabbin kendisini bana tanıtmak üzere yaptığı konuşmasıdır. Yoksa bana bu dünyayı tanıtmak için değil. Yağmurun gökten geldiğini söylemesi için dersek çok komik bir duruma düşürürüz. Ateistler dahil herkes yağmurun gökten geldiğini bilir. Yaratıcımın bunu bana bildirmesine gerek yoktur, bununla neyi kastettiğini anlamam gerekir. Bahsedilen sevgiliye (mahbuba) ulaşmak için vicdanımda bir ihtizaz, titreşim oluşturmadan Kur’an okumuş olamam.




Masallah harikulade bir yazi. Beni derin dusuncelere ve canli hayallere sevk ettiniz. Bu fani dunya hayatimi maksadima uygun sekilde yasayabilirim insallah. Tesekkurler nazik hatirlatmalariniz ve hayati oneme sahip vurgulariniz icin.