Kainat ve İnsan

Altı Boyutlu Dünyada Yaşama Denemesi

I. BOYUT:

Çok güzel olduğunu gördüğüm, adına ‘dünya’ denilen bir gezegende yaşıyorum. Bu gezegen güneş sistemi içinde bulunuyor, güneş sistemi de Samanyolu denilen bir galakside. Bu galaksi de evrenin bir parçası. Ben de düşünen, sorgulayan ve anlamaya çalışan bir bireyim. Kendi insanî özelliklerimden yola çıkarak varlığı, hayatı, olayları anlamaya ve değerlendirmeye çalışıyorum. İç içe anlamlar, daireler ve boyutlar oluşuyor zihnimde. Boyut deyince en, boy, yükseklik gibi fiziksel boyutlardan bahsetmediğim açık. Varlıklara ve hayata ilişkin sorgulamalarımın götürdüğü ‘anlam katmanları” bunlar. Gözlüyorum, soruyorum ve düşünüyorum. İlkin şöyle başlıyorum: Acaba şu yaşadığım alem atom yığınından mı oluşuyor?

Evet, atom yığınlarının bir düzen içerisinde olduğunu görüyorum ve bu düzenlilik beni bir insan olarak kendisi ile değişik ilişkiler kurmaya davet ediyor. Evrenin gerek beden gereksinimlerimi giderecek gerekse insani duygularımın karşılığını bulabileceğim özellikleri var. Örneğin, bana sevimli gelenler var, sevimsiz gelenler var, beni hayrete düşürenler var, bendeki “Bu alem neyin nesidir?” gibi sorgulama yapan duygularıma karşı bir alışveriş içine girmeme olanak veren yönü var. Ben bu alemden faydalanıyorum, memnun oluyorum, ya da memnun olmadığım bazı şeyler ile karşılaşıyorum. Yani, alem benimle ilişkili; kendisi ile sürekli iç içe yaşıyorum. Bedenimin gereksinimlerine, aklımın sorularına, duygularımın beklentilerine yanıt veriyor. Benim gibi konuşarak değil, fakat sanki varoluş şekliyle benimle konuşuyor. 

Alem ile ben öyle birbirimize kaynaşmışız ki, ondan ayrılmak istemiyorum. Varlığım en etkili bir şekilde, yaşlanmadan devam etsin, alemle kucak kucağa yaşamım sürsün istiyorum. Acaba neden böyle bir ilişki içerisindeyim? Bu ilişkinin farkında olacak bilincim de var, bu bilincinde olmak da niye? Alem, bir bakıma kitap gibi anlamlı; diğer bir yönden sanki anlamlar yansıtan bir ayna gibi karşımda duruyor; diğer bir açıdan bakınca sanki benimle sürekli sessiz bir konuşma yapıyor, bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor.

Nasıl olur da ben böyle bir aleme ‘anlamsız atom yığını’ olarak bakabilir, onunla ilişki içinde olduğumun bilincini yansıtabilirim? Böyle bir davranış içinde olan bir insan görmedim ben. Fakat bu alemle sürekli anlamlı ilişkiler olmasına rağmen alemin anlamsızlığını yalnızca söz ile savunanlar olabiliyorsa da bunun açık bir çelişkiden ibaret olduğunu anlamam hiç de zor değil. 

Alemin bir başka boyutundan bahsedebilir miyim şimdi? Madde diye gördüğüm bu varlıklar aslında bir kitap metni gibi anlam taşıyan, hatta benimle konuşan araçlardır, diyebilirim. Benimle konuşan bu araçlara “madde yığını” muamelesi yapmam, bir kitaba “kağıt yığını,” bir konuşmaya “hava dalgaları yığını” demem gibi bir davranış olur galiba. Kitabın yazarına, konuşan kişiye bundan daha fazla hakaret etmek olanak dışı gibi göründü şimdi bana…

NOT: Türkçede bu anlamlılığa evrenin “melek” boyutu denir. Kura’n dilinde ise “melekutiyet” denir.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın