VI. BOYUT:
Şimdiye kadar evrenin beş boyutunun birbirlerini gerekli kıldıklarını gördük. Nasıl bir evren ki insanı beş boyutlu bir varlık anlayışına ulaştırmaktadır?
Eğer bir tek parçacığın bu evrenin düzeni dışına çıkma özelliğine sahip olduğunu gözlemlesem, beş boyutlu bir evren sonucuna ulaşamam. Evrendeki düzenin dışına çıkan bir parçacık dahi gözlemleyemiyorum. Parçacıkların davranışları hakkındaki spekülatif yorumları içeren teoriler beni ilgilendirmiyor. Eğer bir parçacık düzene uymadan var oluyor ve varlığını sürdürebiliyorsa, bir atom da, bir molekül de, bir taş da, bir gezegen de, bir galaksi de ve en sonunda evrenin tümü de böyle kendi varlığını kendi sağlıyor, kendi düzenini kendi kuruyor ve varlığının yönetimini kendi gerçekleştiriyor olması gerekir. Fakat ben böyle bir evren gözlemlemiyorum. Her şey bir düzen içinde gerçekleşiyor, gerek ben ve gerekse etrafımdaki varlıklar, nasıl var ediliyorlarsa o şekilde düzene uymak zorunda kaldıklarını görüyorum. Bana verilen özelliklerin tümünün evrenin diğer parçalarıyla olan ilişkileri de bu düzen içinde gerçekleşiyor.
Sürekli değiştirilerek yenilenen evren, bu evren cinsinden olmayan bir varlık kaynağını tanıtıyor. Bu varlık kaynağı, evrenin özellikleriyle tanımlanamaz olduğu daha önce konuşulmuştu. Varlık kaynağı ancak ‘sonsuz’ veya ‘mutlak’ olarak tanımlanabilir. Evren, böylesi sonsuz olan bir kaynağın var etmesi, düzenlemesi ve yönetmesi altında varlığını sürdürüyor!
Evrenin her bir parçacığı gerek anlamlılık boyutunda, gerek Yaratıcının sözleri ve elçileri boyutunda, gerekse sonsuz varlığa geçiş boyutunda mutlak olması mantıken zorunlu olan Yaratıcısının kontrolü altında gerçekleşiyor olmalıdır. Bu Varlık Kaynağı insana, diğer bütün özellikleri dışında bir de belli bir alan içinde özgürce seçim yapma özelliği vermiş. Bu özelliğe “irade” deniliyor. İnsan iradesi kendisine tanınan alanda evrenin düzeni içinde var edilenlerden özgürce seçim yaparak kendi arzularını gerçekleştirebiliyor.
Evrenin değişmeyen düzeni ile insan iradesinin bu düzen içinde kendisine tanınan alanda özgürce seçim yapmasının aşağıda sıralanan ana noktalar çerçevesinde gerçekleşmekte olduğunu görüyoruz:
1- Evren ve insan bir düzen içinde var edilmişlerdir. Her ikisi de evreni var eden Yaratıcının seçimine göre var olmak zorundadırlar.
2- Evrenin hiçbir parçası evrenin düzenini değiştirme özelliğine sahip değildir; bu düzenin yönetimi ancak düzeniyle birlikte evrene varlık verenin kontrolü altında olabilir.
3- İnsanın varlığına sayılamayacak kadar değişik özellikler takılmış olup bunlardan bir tanesi de özgür seçim yapma (irade) özelliğidir.
4- İnsan iradesi, evrenin düzenine uymak zorundadır.
5- İnsan iradesi, evrenin düzeninin ancak belli bir alanında seçim yapabilecek bir özelliktedir.
6- İnsan iradesi, varlık kaynağı olma özelliğine sahip olmamakla birlikte, ancak var edilenler arasından seçme özgürlüğüne sahip kılınmıştır.
7- İnsan iradesine, var edilenler arasından seçme özgürlüğünü kullanarak evrenin düzeni içerisinde yeni bir bileşim gerçekleştirmesine olanak tanınmıştır.
8- İnsan iradesine, insanın kendisine verilen tüm duygularını, evrenin düzeni içerisinde, belli bir yöne yöneltmesi olanağı da tanınmıştır. Örneğin, aklı ile evrenden topladığı malzemeyi özgürce seçtiği doğrultuda bir değerlendirmeye tabi kılabilir. Duygularını da kendi seçtiği doğrultuda kullanma olanağına sahiptir.
9- İnsan duyguları yaratıldıkları amaca uygun olarak kullanıldığında insana mutluluk, bu amaçtan saptırılarak kullanıldığında mutsuzluk verilmektedir. İnsan pratik yaşamında bunun tanığıdır. Fakat bu durum, insanın duygularını kendi özgürce seçtiği yönde kullanmasına engel değildir. Seçiminin sonucunu insan kendisi deneyimler.
10- İnsan iradesi, evrendeki düzenin çalışma biçimini kavrayabildiği oranda düzenden yararlanabilir.
Evrenin düzeninin evrenin yaratıcısının kontrolü altında bulunması ile, insan iradesinin özgürlüğü arasındaki ilişki biçiminin göz önüne alınması da, insanın yaşamında sürekli unutmaması gereken bir gereksinimdir.
Şimdi de, yukarıdan beri sözünü ettiğimiz evrenin beş boyutunu hatırlayalım:
1. Evren anlamlıdır,
2- Yaratıcısı vardır,
3- Yaratıcının konuşması vardır,
4- Yaratıcısının atadığı elçileri/öğretmenleri/eğiticileri vardır,
5- Evrenin varlığı yalnızca şu deneyimlediğimiz varlık biçiminden ibaret olamaz, sonsuz varlığın deneyimlendiği başka varlık biçimleri de olmalıdır.
İnsan, evreni yukarıdaki beş boyutuyla tanımaz, kendisini yalnızca ‘her nasılsa oluşmuş’ bir madde yığınından ibaret görürse nasıl bir yaşam sürdüreceği konusunda şunlar söylenebilir:
1- Eğer insan bu alemin ve kendisinin anlamsız olduğunu düşünür, bu düşüncesine dayalı bir hayat sürdürürse, yaşamında ne kadar mutlu olabilir, insani duyguları doyuma ulaşabilir? Böyle bir seçimin sonucunu herkes kendisinde deneyimler.
2- Eğer insan evrenin bir bilinçli Yaratıcısı olmadığını düşünerek yaşarsa, evrenin ve kendisinin varlığı o insana ancak ‘yakında yok olacaksın’ mesajını verir. Bir insan amaçsız, anlamsız, sahipsiz bir şekilde rastlantı sonucu var olmuş bir evrende kendisini ne kadar değerli görebilir? Yaşamında ne kadar mutlu olabilir?
3- İnsanın sonu gelmez sorularına karşın bu soruların yanıtsız kalması, insani kendi sorularını yadsımak zorunda bırakır. İnsanlığında var olan sorularını yadsıyan bir kişi, kendisi ile çelişmez mi? Kendisi ile çelişerek yaşayan bir insan yaşamından ne kadar mutluluk tadabilir?
4- Evrendeki düzenin belirli bir alanında da olsa sınırsız özgür seçim özelliğine sahip bir insanın sonsuz duygularını kullanmasında sınırı kim koyacaktır? Her insan kendi seçimini kendisi değerlendirmek zorunda kalmayacak mıdır? Bu durumda çıkar çatışmalarının önüne geçmek ne kadar mümkün olabilir?
5- Sonsuz duygularının belirli bir süre sonra tamamen anlamsızlaşacağının bilincinde olan insan, yaşamından ne kadar tat alabilir ki? Her gün bir adım daha yokluğa yaklaşıyor olduğunu sanan bir kişi yaşamından zevk almak için ancak düşünme bilincini etkisizleştirecek araçlara başvurmak zorunda kalmayacak mıdır? Özgürce düşünüp sorularına yanıt bulamayan bir insanın çektiği işkenceyi tanımlamak olanaksızdır. Bu yaşamında her başarısının ölüm ile tam bir başarısızlığa uğrayacağının bilincinde olan bir insan, başarılarından ne kadar mutluluk duyabilir ki?
Demek oluyor ki, kendisinin ve evrenin bilinçli bir Yaratıcısı olduğunu yadsıyan, varlığı anlamsız sanan, yanıtı bu evrende olmayan sorularını yanıtsız bırakan, yaşamında kendisine öncüllük yapacak bir rehberden yoksun gören, her an bir adım daha ölüme yaklaştığının kesin bilincinde olan bir insan düşünelim. Bu insan sonsuza açılan duyguları ve özgür iradesi ile, kontrolü tamamen kendisinin dışında olan evrenin düzeninden yararlanma çabasında ancak çıkarcı bir girişimde bulunmayacak mıdır? Evrenle olan ilişkisini, onu sömürme anlayışına dayandırmaması için ne gerekçesi olacaktır?
Kendisinin böyle bir varlık biçimi içinde var edilmesini bilinçli bir seçimle gerçekleştiren Yaratıcı anlayışından uzak tutan bir kişi, özgür iradesi ile kullandığı sonu gelmeyen duygularının doyuma ulaşması için, bu evrenin değişmeyen düzeninin varlık kaynağı ile sürekli çatışma içinde olmasını engelleyecek bir anlayışa ulaşması olanaksızdır. Her ne kadar kaçış yolları ile kendisini oyalasa da yine bilincinden bu doyumsuzluğu kazıyıp atamaz; kendisi ile çelişki içinde yaşamak zorunda kalır!
İnsan mutlu ve kendi içinde tutarlı bir insan olarak yaşamak istiyorsa, böylesi bir çelişkiden kurtulması için yukarıdan beri sıralayageldiğimiz evrenin beş boyutuna bir de altıncı boyut eklemek zorundadır.
Bu altıncı boyut, evrenin değişmeyen düzeninin bilinçli bir Yaratıcı tarafından, bir amaca yönelik olarak gerçekleştirildiğinin bilinçliliğini dile getirir. Aynı zamanda özgür insan iradesinin belli sınırlar içinde bu yaşam biçiminde kendisine tanınan alandan yararlanma çalışmalarına girişir. Bu yararlanma bilinci Yaratıcısı tarafından insana verilmiş bir olanaktır. Böylece evrenle olan ilişkisi, bir çıkar ilişkisi değil, bir ‘hediye’ olarak alınmalıdır. Bu anlayış her yararlanışında insanın Yaratıcısına teşekkür etmesine olanak sağlar. Gereksinimlerinin Onun tarafından karşılandığının bilinciyle evrenle ilişki kurdurur. Karşılanmadığını sandığı anlarda ise, Yaratıcısının kendisine karşı düşmanlık yapan değil, Onun bu dünyada bulunuş amacına ulaşmasında bir eğitim-öğretim aracı olarak değerlendirmesi için bilinçli bir şekilde var ettiğini bildirir.
Evrenin Yaratıcısının kontrolü altında olan ve değişmeyen düzeni ile, insanın özgür seçim yapma özelliği arasındaki ilişkinin göz önüne alınması gereği, evrenin düzeninin bir diğer boyutudur.
Sonuç olarak, eğer insan bu varlık formundaki yaşamında doyuma ulaşmak ve bu dünyadaki varlığı sona erdikten sonraki sonsuz yaşama kendisini en iyi şekilde hazırlamak istiyorsa, evrenin bu altı boyutunun bilinciyle dünyada yaşamını sürdürmesi gerekiyor. Bu boyutlardan birinin veya birkaçının eksikliği insan mutluluğuna sınır getirir.
NOT: Türkçede evrenin düzeni ile insanın özgür iradesi arasındaki ilişki boyutuna “kader” denir. Kur’an dilinde ise “ilahi takdir” denir.


