Kainat ve İnsan

Altı Boyutlu Dünyada Yaşama Denemesi

V. BOYUT:

İnsaniyetime takılan tüm duygular potansiyel olarak tam doyuma ulaşmak istiyorlar. Ben de bu doyuma ulaşabilmek için sürekli bir çaba içine giriyorum. Ulaşabildiğim kadarıyla da hoşnut oluyorum. Fakat bu varlık koşulları içinde tam doyuma ulaşabiliyor muyum? 

İnsanın bu dünyada eğitim görüp, kendisinin potansiyel özelliklerini aktif hale dönüştürüp, uygulayabilir düzeye getirmesi gerekir. İnsan bir çeşit yaşam türü olan anne karnındaki yaşamından doğum denilen yaratılış ile dünya yaşam koşullarına taşındığı gibi, bu dünya yaşam türünden de ölüm denilen yaratılış türü ile dünya yaşam koşullarından bir başka yaşam koşullarına taşınmalıdır. Neden? İnsan bu dünya koşullarında kendi varlığına takılan potansiyel özelliklerini hiçbir zaman tam doyuma ulaştıracak düzeye getirememektedir. İnsan sonsuz mutluluk istiyor. Bu evrendeki yaratılış türü, sonsuz mutluluk için uygun görünmüyor. Halbuki evrenin varlık alemine getirilişi incelendiğinde bu, onun Yaratıcısının yaratma özelliklerinin ‘sınırsızlığını anlamak’ olanak içindedir. 

Ben kendi duygularımın, beklentilerimin sınırsızlığından onların kaynağının bana bir mesaj vermek istediğini anlayabiliyorum. Fakat neden ölüm ile bu sınırsızlığa bir sınır koyularak bu varlık aleminden çıkarıldığımı bir türlü anlayamıyorum. Sürekli kendime sorduğum şu soruyu tekrar soruyorum: Ölüm bir yok oluş mudur, yoksa bir varlık şeklinden diğer bir varlık şekline geçiş midir? Nasıl ki bu varlık şeklinde anne karnı hayatı, doğum, bebeklik, çocukluk, gençlik, orta yaşlılık, ihtiyarlık gibi sürekli değişen aşamalar içinde varlık veriliyorum, ölüm de bir başka varlık şeklinin başlangıcı olmasın? Ayrıca, ölümün varlığımın sonu olmaması özlemini duygularımın sürekli çektiğini de görüyorum.

“Ölüm bir yok oluş değil, bir yaşam koşulları değişiminden ibarettir” haberini evrenin üçüncü boyutu olan Yaratıcının konuşmasından duyunca insani duygularıma soruyorum, “Böyle bir sunuma ne diyorsunuz?” diye. Çok memnun oluyorlar. Beklentilerimin tam doyuma ulaşacağı bir yaşam şekli olmalıdır. Yeter ki ben, bana verilen insani potansiyelimi olabildiğince geliştirip böyle bir yaşam şekline hazırlanma sürecine gireyim.

Benim bu dünyadaki deneyimlerim de bunu yadsımıyor, tam tersini onaylıyor. Kendime dikkat ettiğim zaman anlıyorum ki, ben bu dünyada kendime verilen özelliklerimi bir eğitimden geçirdiğim zaman, öğrenme sonucu o özelliklerimi uygulayabilir hale geliyorum. Demek ki öğrenme aşamasından geçtiğim kadarıyla ben duygularımı uygulamaya hak kazanıyorum. Öğrenmezsem, duygularım olduğu halde uygulamaya hak kazanamıyorum. Bu benim deneyimlediğim bir gerçek, benim yaratılış biçimim böyledir. Bunu yadsıyamam. Böyle bir yaratılış biçimi bana bir amaç için verilmiş olmalı. 

Nasıl ki, bir okula gidiyor, potansiyel olarak taşıdığım özelliklerimi uygulamaya koyacak bir eğitimden geçiyorum. Okul eğitimim bittikten sonra öğrendiklerimi pratiğe koyacak bir yaşam şekli başlıyor ve ancak öğrendiğim kadar bu yaşam şeklinde uygulama yapabiliyorum. Bu dünya yaşamımda da benim öğrenmeye gereksinim boyutumu temsil eden görevli öğretmenlerin (elçilerin) eğitiminden yararlanmalıyım. Potansiyelimi geliştirip uygulamaya koymalıyım. Varlığımın bu evren okulundaki eğitimden çıkış aldıktan sonraki (ölümden sonraki) yaşamımda uygulamaya hazırlanmalıyım. Eğitim sürecinin her aşamasında bir öğrenci ne öğrendi ise, o aşamayı izleyen diğer günlerde o öğrendiğinin üzerine ekleyerek geliştirdiği potansiyelini okul çıkışından sonra en üst düzeyde uygulamaya koyabilir. 

Demek ki, insanî sorularımı sormalıyım ve yanıtlarını öğrenme çabasına girmeliyim; ve ulaştığım sonuçlarımı yadsımamalıyım, gereğine göre insanî duygularımı uygulamaya koymalıyım. “Fakat ölüm ile bu dünya yaşam biçimim sona eriyor” diyerek varlığımın sona erdiği kuşkusunu birbiriyle karıştırmamalıyım. Benim varlığım her an bir değişikliğe uğratılıyor, sürekli değiştiriliyor fakat varlığım yok olmuyor. Demek ki, doğum ile anne karnı yaşamımdaki ölümü deneyimlemem bu dünya yaşamımın başlangıcı olduğu gibi, bu dünya karnındaki ölüm ile de varlığımı bir başka varlık biçimimde deneyimleyeceğimin haberini alıyorum. Yaratılışta her şeyin anlamlı oluşu bu sonucu da anlamlı kılıyor!

Bu durum bana bu dünya yaşamımın benim tek varlık ve tek yaşam biçimim olmaması gerektiğini öğretiyor. Beni böyle bir özellikte yaratanın ölüm ile varlığımı sona erdirmesi ve beni bu dünya hayatımda çelişkiler ile baş başa bırakması anlamsız ve çelişkili bir varlık anlayışı olduğu için benimsenemez ve onaylanamaz olurdu!

Ayrıca, varlık aleminde öyle bir yaratılış düzeni gözlemliyorum ki, bir canlı varlık ölüyor ve fakat çekirdeğinde veya tohumcuğunda yahut yumurtasında bütün özellikleriyle birlikte korunuyor ve o çekirdek veya tohum yahut yumurtadan tekrar varlık alanına getiriliyor. Bir madde kendi kendine varlık verebilecek bir özellik sahibi olamayacağı gibi, kendisinin içinde var edildiği düzenin dışına çıkabilecek bir özelliği de yoktur. Varlık düzeninin tam bir esiri olarak varlık veriliyor. Yani düzeni kuranın seçiminin sonuçlarına uymak zorunda var ediliyor. Demek ki, çekirdeği de, tohumu da, yumurtası da kendisine varlık verenin bir düzenli varlık vermesinin sonucudur. Parçacıkların seçim yapma özelliğine kendileri kaynaklık yapmaları olanak dışıdır. Kendileri düzenin içerisinde var edildikleri gibi var olmak zorundadırlar. Bir başka şekilde var olmalarını düşünmek olanak dışıdır! 

Demek ki, varlık alemi bir yokluğa değil, bir değişikliğe uğratılıyor ve bu değişiklik, gözlemlediğimiz düzen içinde gerçekleşmek zorunda değildir. Çünkü düzen de kendiliğinden var olmuş olamaz. Düzene varlık veren, bu evrene düzeniyle birlikte varlık verenden başkası olamaz. Evren nasıl ki sürekli değiştiriliyor, düzeninin de değiştirilmesi kararı evreni düzen içinde var edene ait olur, yani düzeniyle birlikte evreni var edenden başkası olamaz. Benim aklım bu düşünce biçimini onaylıyor. 

Sonuç olarak diyebiliriz ki, benim ölümüm benim varlığımın sonu olamaz. Evrendeki ölen diğer canlıların ölümü de onların varlıklarının sona ermesi anlamına gelemez. Evrenin de ölmesi, varlığının sona erip, yok olduğu anlamına yorumlanamaz. Ölümün yokluk olarak yorumlanması varlığın amaçlılığı ile çelişir. Evreni bütün incelikleriyle birlikte çok duyarlı bir anlamlılıkla var edenin o varlığı yokluğa dönüştürerek, bu anlamlılık ile çelişecek bir seçim yapacağına dair hiçbir delil görmedim bu alemde!

Kendimin varlığını tanık olarak dinlediğimde, bendeki potansiyelin bir sınırını göremiyorum, o kadar sonsuza açılıyorlar ki, hiçbir potansiyel açığa çıkarıldığı zaman artık bu benim son sınırımdır, demiyor. Hiçbir bilim dalının sonu gelmediği gibi, insan potansiyelinin de gelişmesinin sonu gelmiyor. Bu tür bir varlık gerçeği bana ne haberi getiriyor? İnsan sonu olmayan bir varlık olmak üzere var edilmiş olmalıdır. Ölüm ile bitecek bir yaşam benim gerçeğim olamaz. Sonu olmayan bir potansiyel gelişimi, sonu olmayan bir varlık şeklini gerektiriyor. Bu sonu olmayan varlık şeklinin gerçekleşmesinin yolu, ancak varlıkların, ‘sonsuz olması zorunlu olan Yaratıcısıyla’ ilişkilendirilmesiyle mümkündür. Bu yolu da elçilerin öğretmenlikleri altında öğrenebiliyorum. Yaptığım seçimleri, o seçimini yaptığım varlıkların Yaratıcısı adına, Onu tanıyarak, Onun sonsuz özellikleriyle ilintilendirerek yapmalıyım. Bu yöntemi ancak Yaratıcının sözlerinden duymaktayım. Onun görevlendirdiği elçiler, öğretmenler bu yöntemin uygulamasını göstermektedir. Evrenin üçüncü ve dördüncü (Yaratıcının sözleri ve elçileri) boyutlarıyla yaşadığım takdirde ben sonsuzluğa ulaşan yaklaşımı uygulamaya koyabiliyorum. 

Demek ki, ben bu alemde yaşarken, bu alemin sonunun yokluk olmadığını bilerek yaşamımı anlamlandırmalıyım. Yaşamımı böylesi bir gerçeğin gereklerine göre sürdürmeliyim. Nasıl ki, bir öğrenci her gün öğrendikleriyle mezuniyette alacağı diplomanın derecesine bir katkıda bulunuyorsa, ben de bu evren okulunda her günümü, belki her davranışımı bu evren okulundan mezuniyet dereceme katkıda bulunacak bilinçlilikle yaşamalıyım. Yani, her yaptığım yaşam deneyimimin sonucunda bir başka yaratılış şekline yatırım yaptığımın bilinciyle yaşamam gerekiyor!

Öyleyse, ben bendeki insani potansiyelimi açığa çıkaracak seçimleri öğrenmeliyim, onaylamalıyım ve de uygulamaya koymalıyım. Böylece, bu dünyadaki yaşamımı yalnızca bu dünya koşullarına sıkıştırarak değil de, sonuçları itibariyle bendeki potansiyelin gelişip sonu olmayan bir yaşam türüne ulaşacak şekilde hazırlanmasını sağlama bilinciyle yaşamalıyım. Madem, bu evren bir bilgi kaynağıdır, bu alemin melek boyutu, Yaratıcısı boyutu, Yaratıcının sözcüklerle konuşması boyutu, bu konuşmanın uygulayıcısının eğitimciliği boyutu vardır, şimdi artık bir de bu alemin varlığının ölümden sonra sürdürüleceği boyutu da olmalıdır, diyebilirim.

NOT: Türkçede ölümden sonra sürdürülen varlık ve o varlığa uygun yaşam boyutuna “ahiret” denir. Kur’an dilinde ise yine “ahiret” veya “haşir” denir. 

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın