IV. BOYUT:
Bu aleme varlık veren, anlamlı, bilinçli, kasıtlı bir şekilde varlık verdiğine alemin bizzat kendisi tanıklık etmekte olduğunu konuştuk. Bütün boyutlarında da bu kasıtlılığı gözlemlememiz gerekir. Alemin anlamlılığı ve varlığının kaynağına tanıklık yapması madde aracılığı ile bize ulaştırılıyor diye gözlemledik, bir sonuca ulaştık. Bu aşamada kaçınılmaz olarak insan için önemli bir soru karşımıza çıkıyor: Yaratıcının insanın sorularına verdiği yanıtlar bana nasıl bir araç ile gönderilecek? Alem ve içinde bir parça olan ben, benim bedenim, düşünme özelliğim, duygularım madde cinsinden tanımlanabilir veya tanımlanamaz bir takım araçlarla var ediliyoruz. Düşünce, beyin maddesi aracılığı ile; görme, göz maddesi aracılığı ile; birçok insani duygularım ise madde cinsinden tanımlayamadığım ve de ne olduğunu gözlemleyemediğim koşullar içinde, belki de madde cinsinden olmayan araçlarla gerçekleşiyor. Maddenin kendisinin varlık alemine getirilişinde olduğu gibi, sevme, sevmeme, özleme, korkma, hayal, bilinçsel etkinlikler, canlılık, yani hayat gibi özelliklerim de, madde cinsinden olmadıkları için, madde cinsinden olmayan araçlarla varlık aleminde gözlemleniyorlar ve ben de deneyimliyorum. Madde cinsinden gözlemlenemeyen araçlarla yaratılanların varlıklarının göz ardı edilmesi, insanın kendisini et ve kemik yığınından ibaret olduğu sonucu ile karşı karşıya bırakır. Çünkü o zaman insan, bir insan olarak varlığını çelişkili bir şekilde tanımlamış olur, ki bu durum, insan mantığının onaylaması olanak dışı olan bir sonuç olurdu.
Evrenin üçüncü boyutu olan “sözcüklerle konuşma” ise, bu, bana nasıl ulaştırılmalıdır? Araçsız mı, aracı ile mi? “Hatırlayıverdim, aklıma geliverdi…” gibi sözlerim, sözcüğü olmayan anlamları bizzat deneyimlediğimi gösteriyor bana. Peki, sözle konuşması olması zorunlu olan Yaratıcının sözleri benim bizzat üzerinde düşüneceğim, öğreneceğim bir şekilde bana ulaşması için bir aracı gerektirir mi? Madem sözcükleri var, o halde o sözcükler bana sözcüklerle konuşabilme özelliğine sahip bir araç ile ulaştırılması gerekmez mi? Yani, Yaratıcının sözcüklerle konuşmasını bana ulaştırmada bir araç olarak konuşan bir insanı kullanması bana göre gayet makul geliyor!
Konuşma özelliğine sahip öyle bir insan aracılığı ile bana ulaştırılmalıdır ki, o insan hem Yaratıcının sözcüklerle yaptığı konuşmasını bana iletsin ve hem de o konuşmanın içeriğini anlamamda bana yardımcı olmak amacıyla bizzat bir insan olarak uygulamasını da yapabilecek şekilde donanıma sahip kılsın. Evet, Yaratıcı böyle bir yaratma türünü var etmesi gerekir ki, ben hem o sözcüklerle yaptığı konuşmaya ulaşayım ve hem de o konuşmanın içeriğini bir insan uygulamasında gözlemleme gereksinimimi karşılayayım. Her şeyi sonuçlarına göre anlamlı bir şekilde var eden bu Yaratıcının, benim bu gereksinimimi de anlamlı bir şekilde karşılamasını beklerim.
Peki, Yaratıcımın yanıtlarının gerçekten benim Yaratıcımın yanıtları olduğunu, bir insanın uydurması olmadığını nasıl kontrol edebilirim? Bu soru benim için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Ben biliyorum ki, her insan böyle bir iddia ile karşıma çıkabilir. Nasıl güven kazanacağım ki, bir kişinin böylesi bir iddiasında doğru söylediğini anlayayım? Çok önemli gördüğüm bir konudur bu durum, benim için. Değilse, Yaratıcının sözü diye sunulan her sözü benimsemem söz konusu olurdu ki, bu benim için bir güvensizlik kaynağıdır.
Bir insanın bana “Yaratıcının sözleri” diye sunduğu sözlerin, gerçekten o kişiden kaynaklanamaz ve ancak Yaratıcıdan kaynaklanmış olduğu konusunda güven içinde olmam için ne yapmalıyım? Önce, bu söz bana bir insan ile gönderilmeli ve bu insan bizzat kendi hayatında bu sözleri bir insan olarak uygulamalıdır. Ben de bu uygulamayı öğrenip kendi yaşamımda deneyimlemeliyim. Biliyorum ki, benim Yaratıcım bana verdiği insanî duygularıma aykırı bir teklif yapmaz. Yaparsa kendisi ile çelişir. Beni böyle bir özellikte yaratmış, birçok soru soracak şekilde var etmiş. Beni ve bendeki soruları sorma özelliğimin Yaratıcısının konuşması, bana verdiği insanî duygularım ile çelişen bir içeriği taşımamalıdır. Ayrıca, bana Yaratıcının konuşması diye sunulan bir konuşma kaydı, tanım gereği, bana diyor ki, “Ben bu evrenin Yaratıcısının konuşmasıyım.”
Demek ki, Yaratıcının konuşması diye bana sunulan bir metni ben iki ayrı yolla onaylanıp onaylanamayacağını kontrol edebilirim.:
Birincisi, madem sen bu evrenin yaratıcısının konuşmasısın, o halde sende bu evrende gözlemlediğim özelliklere ters düşen bir içerik olmamalıdır. Yani, evren ile uyumlu bir açıklama sunmalısın. Ben bunu araştırabilirim, sonunda onaylayabilirim. Benim onaylayamayacağım bir evren tasavvuru içermemelisin. Bu metni duyarken veya okurken bir taraftan dinlemeliyim ne diyor diye, diğer taraftan evrendeki gözlemlediğim özelliklerle çelişen bir “varlık yorumu” içerip içermediğine evrenin mesajına dikkat ederek kontrol etmeliyim. Yaratıcının konuşmasından evrenin maddeden oluşan yönünün açıklanması değil, çünkü bu yönü ben kendim de araştırabilirim, fakat onun varlığının benim için ne ifade etmesi gerektiğinin açıklanmasını beklerim. Bu açıklamalar da evrenden algıladığım mesaj ile çelişmemelidir.
İkinci kontrol aracı, bu metnin içeriği insanî duygularımla da çelişmemelidir. Çünkü bu duygularımı Yaratanın konuşması benim duygularımın benimseyemeyeceği, sevemeyeceği bir açıklama ile karşıma çıkmamalıdır. Duygularım ile uyum içinde olan bir açıklama ile bana yanıt vermelidir. Demek ki, “Yaratıcının sözüyüm” diyen konuşmayı dinlerken veya bir metinden okurken bir taraftan metinin içeriğine dikkat etmeliyim, diğer taraftan da bana verilmiş olan duygularım ile onu kontrol etmeliyim. Bana verilen duygular, okuduğum metinin içeriğini onaylayabiliyorsa, bu metinin duygularımın Yaratıcısının konuşması olduğunda kuşkum kalmaz!
Bu aşamada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta: Benim yaratıcım beni öyle özelliklerle donatarak yaratıyor ki, ben bu özellikleri kullanarak hem kendim ve hem de çevremdeki varlıklar üzerinde araştırma yapabiliyor, onların varlık alemine gelişlerini inceleyerek aşama aşama keşfedebiliyorum. Bu, bendeki potansiyelin açığa çıkma çalışmaları ile gerçekleşebilen bir durumdur. Bu konuda ayrıca bir açıklayıcı kaynağa ihtiyaç duymam gerekmez. Çünkü o takdirde bendeki özellikleri kullanmadan Yaratıcımın bana açıklama yapması, beni böyle bir araştırma yapmadan uzaklaştırır ve dolayısıyla bendeki potansiyelin açığa çıkmasına engel olur. O takdirde o potansiyelimin var edilmesinin bir anlamı kalmaz.
Bunun içindir ki, ben ‘Yaratıcının konuşmasını’ ancak benim insaniyetimin sorularına yanıt vermesi amacına yönelik olarak dinlemeliyim. Değilse benim yaratılış maksadım ile çelişir, beni tembelleştirir ve de bendeki potansiyelin varlığını anlamsız kılar. Bu anlamsızlık benim için bir çelişkidir ve benimsenemez! Öyleyse ben Yaratıcımın sözlerini, ancak kendimde ve evrende yanıtlarını bulamayacağım sorularımın doyurucu yanıtlarını bulmak üzere dinlemeliyim veya okumalıyım.
Örneğin, “Evrenin ve benim varlık kaynağım nedir?” “Benim bu varlık alemine getirilişimin amacı nedir?” “Ölümü sevmeyen duygularım verilmiş ve fakat ölüm veriliyor, kaçınılmaz. Neden ölüm ile karşı karşıya gelecek şekilde sürekli yaşlanacak özellikte var ediliyorum?” “Bendeki duyguların sonuna ulaşamıyorum, neden sonuna ulaşamayacağım duygularla donatılarak var ediliyorum, bu bir çelişki değil midir, çözümü olmalıdır, nedir bunun çözümü?” “Sonsuz var olmayı ve sonsuz mutluluğa ulaşmayı arzu eden duygularıma rağmen, neden sürekli değişen ve ölümle sonuçlanan bir alemdeyim?” “O kadar çok duygu çeşidi ile donatılarak var edilmişim ki sonuna gelemiyorum, ne yapacağım bu duygularımla?” “Bu varlık aleminde daha anlamlı, daha doyurucu bir yaşam sürmem için nasıl bir yöntem izlemeliyim?”…
Bunlar gibi neredeyse sonu gelmez sorularımın yanıtlarını ne evrende ve ne de kendimde bulabiliyorum. Yanıtsız sorular insanı işkence içinde bırakıyor. Benim varlığımın amacı işkence çekmek olmamalıdır. Çünkü varlığımdaki beklentilerim ile çelişir işkence içindeki bir yaşam. Bu çelişkinin çözümlenmesi gerekir. Bu durum benim en önemli sorunumdur!
Demek ki ben ‘Yaratıcımın konuşması’ diye sunulan bir sözü, bu sorularımın yanıtını bulmak maksadıyla okumalıyım. Bu konuşmanın sunduğu yanıtlar da beni doyuma ulaştırmalı, varlığımı ve yaşamımı anlamlı kılmalıdır. Ayrıca bir de bu yanıtlarla mutluluğu yaşayan bir örnek ile eğitilmeliyim ki mutlu bir yaşam sürmüş olayım.
Ancak varlığın bu dördüncü boyutunu kavradıktan sonradır ki, ben bu dünyada nasıl bir yaşam sürdürmem gerektiğinin örneklerini bulabilirim. Yaratıcımın sözlerini benim anlayacağım şekilde bana ulaştıran aracı, Yaratıcının elçisi, o sözlerin eğitimini bir insan yaşamında sergileyen bir kişi olmalıdır. Bu kişi benim yaşam öğretmenim ve eğitmenim olarak bana rehberlik yapmalıdır. Özgür seçim özelliğiyle donatılmış bir insan olarak, bu seçim özelliğimi benim için en doyurucu bir şekilde kullanmamın eğitimini vermesi gerekir bu öğretmenin. Ben de onun eğitiminden geçtiğim takdirde varlığımdan, yaşamımdan anlamlı ve doyurucu bir şekilde yararlanabilirim.
Demek ki, bu evrenin bir de böyle bir ‘öğretmenin’ varlığını içeren boyutu olmak zorundadır. Biz insanlar öyle bir evren içinde yaşamalıyız ki, bu evrenin anlam boyutu (melek,) varlık kaynağı boyutu (Allah,) bu varlık kaynağının konuşmasının her daim bulunmasının zorunluluğu boyutu (Yaratıcının konuşması, vahiy) ve bir de bu konuşmanın elçisi, öğretmeni, eğitmeni bulunmasını zorunlu kılan boyutu olmalıdır. Elçilik yönüyle Yaratıcının sözlerini diğer insanlara ulaştırmalılar, öğretmenlik yönüyle bu sözlerin içeriğinin anlaşılmasında yardımcı olacak örnek insan davranışları sergilemeliler. Bunlara ek olarak, ‘eğitmenlik’ yönüyle de Yaratıcı ile insan arasındaki diyalogun uygulamasının duygusal yönünü davranışlarda, dil ile ifadesini sözcüklerde, beden ile göstergesini de fiziki olarak sergileyerek insanlara göstermeleri beklenir.
NOT: Türkçede evrenin bu öğretmenin, eğitmenin varlığını temsil eden boyutuna “peygamber” denir. Kur’an dilinde ise “Yaratıcının elçisi, resûlullah”denir.


