Kur'an Okumaları Usûle Dair

Kur’an Okuma Denemeleri: Felak Suresi-9

Kur’an Okuma Denemeleri: Felak Suresi-9 | Ha-Mim

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

113.5: “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”

Bu ayet, pek çok insanın sınanmasına vesile olan haset veya kıskançlık duygusuna dikkat çekiyor. Haset eden veya hasetçi, kendinde olmayan fakat başkasında olan bir güzel hasletin kendisinde olmadığı için o kıskandığı kişide de olmamasını veya o kişiye bir yarar sağlamamasını ister. İnsanın kıskanç olduğunu kabul etmesi zordur. Her insan kendine dikkat ederse, biraz kıskanç veya hasetçi olduğunu fark eder. İnsanın yaradılışında türlü huylar vardır. Haset de bunlardan biridir. Ne var ki, terbiye edilmesi gereken bazı duygular gibi kıskançlık duygusunun da eğitilmeye ihtiyacı vardır. Günümüz sosyal medya mecralarında insanlar, başkalarını etkilemek için çok çeşitli araçlar kullanıyor. Bu ortamlarda paylaşılan her şey, mutlaka başkalarını etkilemek için olmayabilir. Ancak birinden etkilenmenin bir sonucu olarak veya bir mesaja tepki biçiminde çeşitli paylaşımlar yapılmaktadır. Normal bir insan eğer bir şeyden kıskanılıyorsa, o zaman kendini daha da kıskanılacak hale getiren paylaşımlar yapmaz. Fakat başkalarını etkilemek için paylaşımlar yapıyorsa o zaman başkalarından etkilenmiş demektir. İnsanlar genellikle sahip oldukları bir şeyi göstermek için bahane ararlar. Örneğin, birisi yeni bir araba aldığını duyurmak için bir hikâye uydurur ve arabayı bu hikâyeye konu ederek paylaşır.  İnsanın böyle zaafları vardır. İhsan edilen nimetlere minnettar olmakla beraber onları kendine mal etmeyi sever. Zamanla, bunlar benim emeğimin ürünleri der. Sonuçta sahip olduğumuzu zannettiğimiz her şey kıskançlık veya haset vesilesi olabilir. Bu ayet okuyucusuna, insanın kullanımına verilenlerin kendisine ait olmadığını hatırlatır. İnsan, yalnızca kâinatın Yaratıcısının yaratma kurallarına müracaat ederek bir istekte bulunur. Yaratıcı, bu isteğin sonucunu yaratırsa insan ona kavuşur.

Allah’a sığınmak, hasetçinin şerrinden kendisini koruması için Onun verdiğine olan inancına sığınması demektir. Bu sığınılan insanın kendinde olan haset etme özelliğini de kapsar. İnsan kendinden başkasına verilenlere karşı bir haset duygusu hissederse Yaratıcı ona şöyle der: “Dikkat et, başkasında gördüğün güzel bir haslet veya mal Benim ona ikramımdır.  O kişiye veren Benim. Sana da verebilirim. Gel Bana sığın, benim yaratma kurallarıma uyarak müracaat et, Ben senin için de yaratırım. Başkalarını kıskanmak yerine Benden iste. Ben sana kıskanma duygusunu, verdiklerimi takdir etmen ve sonra da onlara sahip olmak istemen için verdim. Ta ki, Bana dönüp, Benden isteyip, Bana sığınmaya teşebbüs edesin.”

İnsan, haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Rabbine sığınmalıdır. Bunun ilk adımı olarak, kendi hasetçi özelliğinin farkına varmalıdır. Başkalarının hasetinin etkisinin kendi hasetçi tavrı yüzünden olduğunu fark etmelidir. Hasetçi tavır öncelikle kişinin, sahip olduğunu zannettiği şeylerle gurur duymasıdır. Hileyle, haksızlıkla olmadığı sürece insanın bir şeyleri elde etmesinde bir sakınca yoktur. Önemli olan insanın bu şeyler hakkında takındığı tavırdır. Elindekilerin kendisine Allah tarafından ikram edildiğini kabul etse bile, onlarla gurur duyup başkalarına gösterme hevesinde olabilir. İşte bu tavır kişinin hasetçiliğidir. Başkalarının kıskanç tutumları, haklı olduğu sürece kişiyi etkilememelidir. Fakat kişi kendi içinde bunu yaparsa bu kıskançlıktan en çok kendisi zarar görür. Zira bunu fark etmesi ve önüne geçmesi kolay değildir. Kişi eğer kendinin farkındaysa diğer insanların kıskanç tutumlarının da farkında olur. Birinin sahip oldukları için kendisini kıskandırmaya çalışıp çalışmadığını anlayabilir. Sonra da kendinin farkında olduğu için bunu görmezden gelir. Böylece, başkalarının kıskançlığından korunmak için kendini geliştirir. Başkalarının kıskançlığı insana bir şey yapamaz. Kıskanan kişi kendi içinde bir mahrumiyet hisseder. Beklentilerinin gerçekleşmemesinin sebep olduğu bir boşluk, başarısızlık ve eksiklik duygusuyla yaşamanın acısını çeker. Her şey insanın kendi algılarına göre şekillenir. O yüzden herkes böyle durumlarda takındığı tavırlara odaklanarak kendini düzeltmelidir.

İnsan, kendinden başlayarak kıskançlık duygusunu terbiye etmesi için Rabbine sığınmalıdır. Kullanımına verilenlerin kendi emeğinin ürünü olduğunu zannedebilir. Elindekileri sahiplenerek onların esas Sahibi olan Yaratıcıyı unutabilir. Bu yüzden özellikle bu kıskançlık duygusunu terbiye etmelidir. İnsanın yaptığı, kâinattaki düzene uyarak bir şeylerin yaratılması için müracaat etmektir. Yaratmada herhangi bir tesiri yoktur. Sadece dua eder ve dilekte bulunur. Yaratıcının İradesine uyarak bir şeyleri kendisi için yaratmasını ister. O da kabul ederse yaratır. İnsan, bu hakikati fark ederek başkalarında kıskançlığa neden olabilecek davranışlardan kaçınabilir. Allah’ın kendisine bahşettiği şeylerle gururlanıp kendi gerçekliğini unutmamalıdır. Kendini terbiye ederek başkalarında kıskançlığa neden olmaktan kaçınmalıdır. Kıskançların veya hasetçilerin şerrinden Allah’a sığınmanın yolu budur. Başkalarının kendisini kıskandığını fark ederse onlara acımalıdır. Sahip olduğu şeylerin kendisiyle hiçbir ilgisi olmadığını ve bunların Yaratıcının lütfu olduğunu anlamalarına yardım etmelidir. Onlar da Allah’a yönelmeli ve kâinattaki düzene uyarak istedikleri şeyler için müracaatta bulunmalıdır. Zira, her şeyi var eden Allah’tır. Aslında her şey insanın Allah bilincine göre şekillenir. Yaratılışta yalnızca Yaratıcının iradesi vardır ve düzen yalnızca Yaratıcının iradesinin nasıl işlediğini gösterir. Düzenin insan üzerinde bağımsız bir etkisi yoktur. Bunu fark edebilmek için alışkanlık haline gelmiş din anlayışını terk etmek gerekir. İnsan her şeyi sorgulamalı ve varlığını incelemelidir. Bu yolda kendini geliştirmelidir. İnancını sağlam temellere dayandırmak için bizzat kendisi çalışmalıdır. Kendi gerçekliğinden hareket ederek Yaratıcısıyla irtibat kurmalıdır. Bu yolda insan yalnızdır. Daha önce bu tecrübeyi yaşamış olanların tecrübelerini dinleyebilir fakat kendi yolunu kendi çizer.

Kıskançlık ve haset duygularının şerrinden korunabilmek için insanın öncelikle varlığını tanımlaması gerekir. Bunun için kâinatın tesadüfen değil kasıtlı ve bilinçli bir şekilde sürekli var edildiğini fark etmelidir. Bu hakikati fark ederse kendi gerçekliğini daha kolay anlayabilir. Kâinattaki düzen asla değişmez ama düzenin uygulama biçimi değişir. Kâinattaki her şeyin uzay-zaman açısından arkasında Bilinçli bir Seçim vardır. Bu, kâinat içinde olmayan Mutlak Bir Varlığın olması gerektiği anlamına gelir. Mutlak Bir Varlık, her an, her bir varlığın Varlık Kaynağıdır. İnsan, bedenindeki bir hücreyi kendi isteğine göre değiştiremez. Bir şeyi değiştirmek istiyorsa Yaratıcının bilinçli iradesini takip etmeli yani Yaratıcıdan bunu yaratmasını istemelidir. Örneğin, tırnağının şeklini kâinattaki düzene uyarak değiştirebilir. Tırnaktan değişmesini isteyemez. Bunun başka yolu yoktur. Yani insan, kâinatı var eden Bilinçli İrade’nin yerine kendi iradesini koyamaz. Hür iradesini yalnızca Bilinçli İrade’ye uymak için kullanabilir. İnsan, kâinata hâkim olan bu Bilinçli İradeye uyarak düzene uygun davranmak durumundadır. Bu düzene uymadan veya bir saniyeliğine bile olsa Yaratıcının iradesine itaat etmeden tek bir şey yapamaz. Herhangi bir olaya ister “doğa”, ister “tesadüf” veya isterse “Allah” yarattı desin, her durumda insan Bilinçli Bir İrade tarafından kurulan düzene uyar. İnsandan beklenen kendisine verilen bilinçlilik ile kendisinin ve kâinatın Yaratıcısının bilinçli yaratmasını kavramaktır. Kâinatta hiçbir şeyin anlamsız, rastgele, tesadüfen oluşma veya eşyanın kendisindeki özelliklerin varlığını sağlayacak hiçbir özelliğinin bulunmadığını anlaması için insan bilinçli olarak var edilmiştir.

Habibe Işık

İnsanın hür iradesi Yaratıcısının iradesine tabidir. İnsan bilincini bu şekilde terbiye etmelidir. Ancak kâinattaki düzeni Yaratanın iradesine itaat ederek başarılı olabileceğini fark etmelidir. İnsan, kendisine verilen iradeyi hürce kullanabilir fakat kâinat düzenine uymak durumundadır. Kâinatın ötesine gidemez veya kâinatın düzenine aykırı davranamaz. İradeye sahip olmak bu düzenin dışına çıkabilmek manasına gelmez. Örneğin insan, kullandığı arabanın var edicisi değildir. Fakat kâinatın kurallarına uygun davranarak arabanın var edilmesi için müracaat eder yani çalışır ve sonunda araba denen varlığın var edilmesine vesile olur. Arabayı kullanırken de kâinattaki düzene uyarak hareket ettirir. Bu süreçte iradesini kullanır. Hür irade insana, özgürce kullanılmak üzere verilmiştir. Hür iradenin varlığı, kullanımından farklıdır. Hür iradesini kullanırken kâinattaki düzene uyar. İradesiyle seçim yaparken kendisine verilen hislerini ve potansiyellerini kullanır. Bu şekilde hür iradesini kullanarak, Yaratıcının İradesine itaat eder.  Bu müracaatı yaparken de düzene uyar.

Düzene uyarak bir şeyin var edilmesine vesile olmak onu yaratmak demek değildir. Ayrıca düzene uymak o şeyin var edilmesinin garantisi değildir. Bir şeyin varlık sahnesine gelmesinde insanın hiçbir etkisi yoktur. O sadece düzene uygun seçimler yaparak iradesini kullanır. Fakat insanın yaradılışında şiddetli biçimde bir şeyleri sahiplenme ve kendine mal etme duygusu vardır. Bunu terbiye etmezse Yaratıcısını tanımayabilir. İnsan, kâinatla olan ilişkisi üzerinden Yaratıcısını tanır. Bu durumda, ya kâinatla fiziksel etkileşimi olduğu gibi kullanır ya da insani duygularını Yaratıcıyı tanımak için eğitir. Burada seçim yapması gerekir. Tıpkı direksiyonu çeviren bir sürücü gibidir. İnsan bu anlayışı geliştirirse hiçbir şey üzerinde sahiplik iddia edemez. Bunun için de her zaman uyanık olmalı ve bir şey yaparken daima kendine bunu neden yaptığını sormalıdır. Kültürel din anlayışı bu sorgulayıcı bakışı açısına ulaşmayı zorlaştırır. Varlık alemindeki her şey insanı terbiye etmek için yaratılmıştır. İnsan eğitime girmeyi seçerse bizzat kendisini kurtarmak için çalışmış olur.  Dua ederken de aslında kendini kurtarmak için Allah’a yalvarır. Çünkü Allah’a dua ederken kendi bilincini uyandırır. Kendini uyanık hale getirmek için seçim yapar. Bu ayetten anlıyoruz ki, kıskandığımız şeyleri Yaratıcıdan istemeliyiz, Yaratıcıya müracaat ettiğimizin bilincinde olmalıyız. O takdirde “haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden” Allah’a sığınmış oluruz.

Kur’an’ın öğrettiği varlık anlayışına göre kâinatta rastlantı sonucu olan bir şey yoktur. Her şey kasıtlı biçimde ve özellikle insanın eğitimi için var edilir. Bu nedenle kumar gibi rastlantı anlayışına dayalı her tür şans oyunu haramdır. Birisi şansa inanırsa kâinatta kasıtlı ve düzenli bir yaratılış değil tesadüf hakimdir demiş olur. Kasıtlı ve bilinçli var edilişi göz ardı eder. Kumar, insanların hayatlarını şansa göre düzenlememeleri için yasaktır. İnsan, hür iradesini kâinattaki düzene uymak yönünde kullanmalıdır. Örneğin, sınava giren bilinçli bir öğrenci sorulara rastgele cevaplar vermez. Onun yerine dersin içeriğini çalışır ve sınav kurallarına uygun davranarak doğru cevapları seçer. İşini şansa bırakmaz. Kumar veya şans oyunlarında kâinatın düzenine uyma eğitimi yoktur. İnsan, kâinatın Bilinçli Bir İradenin eseri olduğunu kabul etmezse o zaman her şeyin şans eseri mükemmel biçimde var olduğunu kabul etmiş olur ki, bu da akla ve mantığa aykırıdır. Kumar insanları şansa, tesadüfe inanmaya alıştırır. Bu alışkanlık ise insanı, elde etmeyi arzuladığı şeyleri kıskanarak istemeye davet eder. Başkasında gördüğü ve beğendiği bir şeyin ona şanslı olduğu için verildiğini düşünür. Bu düşünce o kişiyi kıskanmayı tetikler ve fakat bu duygunun tatmini için bir çözüm yolu önermez. Çünkü şans iradeyi reddeder, tesadüfen oluşmayı savunur. İradesini kullanarak beğendiği şeyleri Yaratıcıdan istemeyi insana öneren bu ayet, sağlıklı bir psikolojiye kavuşmanın yolunu gösterir.

İnsanın varlığı ona emanettir, varlığına malik değildir. Örneğin, bir telefonu kullanırken bunun bize kullanmak için verildiğini ancak patentininim veya mülkünün bize ait olmadığını biliyoruz. Gündelik hayatta bu emanetçiliğin farkında olan bir dil kullanmak gerekir. Konuşurken bilinçli değilsek dünyevi anlayışla konuşuruz. Anlayış, dili şekillendirir. Kötü duygulara yönelik eğilimimizi kontrol etmek için kasıtlı bir niyetimiz olmalıdır. Ne yapıyorum, neden bu duyguya sahibim, neden başkalarını etkilemeye çalışıyorum, neden buna ihtiyacım var diye sorgulamalıyız. İslam hukukunda, bir ürüne herhangi bir değer katmadan biraz kâr ekleme hakkı yoktur. Bu nedenle faiz yasaktır. Şans oyunlarında da kişinin emeği yoktur ve bir risk yoktur. Halbuki insanın bir şey kazanabilmesi için risk alması ve biraz değer katması gerekir. Daha çok kazanmak ve kıskanılır olmak hırsıyla hareket etmemelidir. Kıskançlık, insanın ne yaptığının bilincinde olmamasından kaynaklanır. Bilinçli bir insan, birinin kendisini etkilemeye çalışması halinde, bu kişinin hayatını boşa harcadığına üzülür. Çünkü böyle biri, kendisine verileni yarattığını veya bunun şans, tesadüf, doğal oluşum gibi bilinçsiz bir şekilde kendisine isabet ettiğini zanneder. Böyle bir düşünce insanın gerçekliğine aykırıdır.

Şans ve kumar oyunları kıskançlık duygusunun önüne geçilemez bir şekilde büyütür. İnsanı daima eksikler ve şanssızlıklara mahkûm kalmış bir zavallı durumuna düşürür. Yaratıcının bilinçli bir Yaratıcı olduğunu kabul etmeyen her tür inanç, kumar ve şans oyunları insandaki birçok psikolojik hastalığın kaynağıdır. Kur’an, insanın ruhsal ve duygusal sağlığının temelini bu ayetteki hakikate dayandırır. Allah’a inanç dışındaki her türden inanç, anlayış ve oyunlar insanın iradesini kullanmasına izin vermez. Bu hakikat, aşağıdaki ayetlerde şöyle dile getirilmiştir:

Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz (Maide, 90).

Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi (Maide, 91)?

Sonuç olarak, tüm sorunların temel nedeni, bilinçli bir biçimde Yaratıcıyı tanımamak ve böylece diğer insanlara verilenleri kıskanarak onların etkisinde kalmaktır. Kişi, başkalarının kendinden etkilendiğini biliyorsa dikkatli olmalıdır çünkü kendisinde de gururlu ve kibirli olma eğilimi vardır.

https://ifw.ha-mim.org/chapter-falaq-9

Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Falaq – Part 9 –08/21/19” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.

Yazar hakkında

Yunus Erkan

Yorum yazın