Kainat ve İnsan

Altı Boyutlu Dünyada Yaşama Denemesi

III. BOYUT:

Ben evrenin içinde onun öyle bir parçasıyım ki, hem “konuşan evrenin” bir parçasıyım, hem de evrenin konuşmasını anlayan ve bu anlayışıma göre onunla ilişki içinde olan bir parçayım. Bana bu durum çok ilginç bir varlık biçimi olarak görünüyor. Sanki hem bir kitabın parçasıyım ve hem de o kitabı bilinçli bir şekilde okuyanım. Bir aynanın parçasıyım ve hem de o aynada yansıyanları gözlemleyen bir parçayım. Hem alem aracılığı ile yapılan konuşmanın hava dalgacıklarının bir parçasıyım ve hem de o konuşmayı anlayan ve karşılık veren bir parçayım. Ne kadar ilginç bir varlık biçimi bu alem! Bir insan olarak hayret etmemek olanaksızdır!

Alemin bir parçası olan benimle alem aracılığı ile (yani evrenin meleklik yönüyle) konuşma yapıldığını yadsımam kendimi yadsımam gibi olduğunu yukarıdaki satırlarda konuşmuştuk. Fakat beni bu alem içinde ayrıca sözcüklerle konuşma özelliği ile donatarak var eden Yaratıcı madem bana bu özelliği vermiş, “Kendisinin benimle bir de sözcüklerle konuşması gerekmez mi?” diye sormadan edemiyorum. Madem bana sözcüklerle konuşma ve sözcüklerle yapılan konuşmayı anlama özelliği vermiş, o halde konuşma özelliğini yaratanın da sözcüklerle konuşup benim insaniyetimin sorularına yanıt vermesi gerekmez mi? Nitekim, insaniyetim sürekli soruyor, bu alem neden bu kadar anlamlı? Bu anlamlar ile ne yapmam gerekiyor? Benim bu anlamlı alemde ne işim var? Yani, niçin ben bu alemdeyim? Ben yalnızca bir bedenden ibaret değilim; duygularım var, aklım var, bilincim var. Bu duygularımla, aklımla, bilincimle yaşıyorum, fakat her geçen gün yaşlanıyorum ve sonunda da ölüyorum. İşte bu çok korkunç! Neden var edildim, neden ölüm veriliyorum? Bu anlamlı varlığın bir amacı olmalı değil mi? Varlığın amacı ölüm, yani yok olmak olmamalı. Anlamlı varlık, ‘kasıtlı varlık’ demektir. Sonu yok olan her şey kasıtsızlık demektir. Bu bir çelişki değil midir? Kasıtlı, anlamlı varlığın, kasıtsız, anlamsız olduğu yargısı açıkça bir çelişki değil midir? Benim mantığım bu çelişkileri benimseyemiyor, onaylayamıyor. Böyle çelişkili sonuçlar zorunlu olarak yanlış sonuçlardır. 

Şimdi, ne yapacağım, sorularım ortada, yanıtım çelişkili? Tek çıkar yolum şu oluyor: Madem alemin ve benim varlığım anlamlıdır, o halde bu insanî sorularımın çelişkili olmayan anlamlı bir yanıtı olmalıdır. Fakat bu yanıtı, bu alem içinde benim konuşma ve konuşmadan anlama duygularıma hitap eden bir karşılığını bulamıyorum. Fakat karşılığının olmasına gereksinim ile donatılarak var edilmişim.

Evrenin Yaratıcısı beni bu gereksinim ile yaratmış ve kendisi beni bu özelliklerle donatmış; öyle ya, ben kendimi ‘kendim konuşur ve konuşmayı anlar’ yapmadım ki, ben kendimi ‘öyle yapılmış’ buldum. Benim bedenimin ve bedenimdeki parçacıkların da yapıcısı, varlık vericisi ancak bir bütün olarak bana varlık veren olabilir! Öyleyse bu Yaratıcı bana bir mesaj gönderiyor olmalı. “Ben seni sorular soracak ve yanıt arayacak özellikte yarattım, yanıtlarını da senin anlayacağın biçimde sana ulaştıracağım. Bu soruların yanıtlarının evrenin anlamlılığı içinde bulamayacağın bölümlerini Ben sana konuşma cinsinden ileteceğim,” demek istiyor olmasın? Bu evrende böyle bir konuşma olmalı değil mi? Fakat bu konuşma, madde aracılığı ile iletilen anlamlılığın ötesinde bir boyutta olmalıdır. Yani, benim konuşma özelliğime karşılık gelecek bir boyutta olmalıdır. Ben bu alemin bir diğer boyutunda böyle bir konuşma aramam gerekmez mi? 

Maddenin bir başka görüntüsünde anlamlılık boyutu, anlamlılığın bir başka görüntüsünde Yaratıcı boyutu, Yaratıcının bir başka görüntüsünde insan dilinde konuşma boyutu olması gerekmez mi? Bu konuşma ile, çelişkiye düşmeden, yanıtını bulamadığım sorularımın yanıtları benim anlayacağım bir şekilde bu evrende bana sunulmalıdır. Ben de bu konuşmadan sorularımın yanıtlarını alabileyim. 

Mantığımı, duygularımı, bilincimi bana Veren Kaynak, bu özelliklerimin gereği olan sorularımın yanıtlarını içeren sözcüklerle konuşuyor olmalıdır. Ben ise, bu sözcüklerle konuşmayı okuyabilmeliyim, anlayabilmeliyim. Değilse çok anlamlı varlığım, anlamsızlaşır, geçmişim bir kayıp, geleceğim bir endişeler yığını halinde bu alemde işkence içinde yaşarım. Fakat alemin varlığı ve benim duygularım böyle bir işkence aracıymış gibi görülmüyor. Bu çelişkinin tek çıkar yolu, “evrenin ve benim Yaratıcım olan Kaynak mutlaka konuşmalıdır”, şeklindeki sonuca ulaşmam oluyor.

Bu alem, maddeden ibaret yönünün ötesinde bir de sözcüklerle konuşma boyutunu içermesi gerekir. Böyle bir gereksinim karşılanmazsa, yani sorularımın yanıtını alamazsam, bir tür anlamsızlık işkencesiyle dolu olacağımı anlıyorum. Varlık aleminin benim işkence çekmek için var edildiğimi gösteren bir görünümünü deneyimlemiyorum. Tam aksine, böyle bir gereksinim dışında her türlü gereksinim karşılanıyor. Bu gereksinim de karşılanmalıdır. Yaratıcının sözcüklerle sorularıma yanıt vermesi ve benim de o yanıtı içeren boyutuyla bu evrende var olmam zorunlu görünüyor. 

NOT: Türkçede evrenin sözcüklerle konuşma boyutuna “Yaratıcının Konuşması -Kelamullah-” denir. Kur’an dilinde ise “Vahiy” denir.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın