Kur'an Okumaları Usûle Dair

Kur’an’ı Tasdik Etmek Üzere Okumak

Kur’an’ı Tasdik Etmek Üzere Okumak | Ha-Mim

Kâinatın varlığa geliş şeklini incelediğimizde, onun kendi kendine var olamaz olduğunu, dolayısıyla varlığının Bilinçli bir İrade tarafından verilmiş olması gerektiğini anlıyoruz. Bu Varlık Veren’in aynı zamanda insana konuşma, konuşmayı anlama ve diğer varlıklarla ilişki kurma özelliği verdiğini de kendi varlığımızdan yola çıkarak müşahede ediyoruz. Varlık Veren’in zaten fiilleri ile konuşmakta olduğunu evreni incelediğimizde anlıyor, aynı zamanda O’nun sözlü konuşması ya da rehberliği de olması lazım, diyoruz. Çünkü insan olarak sorularımız, meraklarımız, arayışlarımız var; açlık ihtiyacımızın karşılandığı gibi bu ihtiyaçlarımızın da karşılanması gerekir, diye düşünüyoruz.

Kendisinin Varlık Veren’in sözlü konuşması olduğunu iddia eden birçok kaynak olduğunu görüyoruz. Bunların tümünü incelemeye ömür yetmez. Şahsi tecrübemi paylaşmam gerekirse, bu kaynaklardan biri olarak kendisini kâinatın Yaratıcısının rehberlik konuşması olarak takdim eden Kur’an ile muhatap oldum. Belli bir yaştan sonra hep insani özelliklerimle “değerlendirmeye tabi tutarak” okudum. Temel mesajları beni tatmin etti. Bazı detay konuları ise tahkik ettikçe beni tatmin etmeye devam ediyor!

Evet, Kur’an’ı değerlendirmeye tabi tutarak okudum, insaniyetimle çelişmeme adına bunun bir zorunluluk olduğunu düşündüm. Şu temel sebeplerle:

*Eğer ben Allah’ın Mutlak İlminden gelen Konuşmasını değerlendirmeye tabi tutarak okumayacaksam, önüme gelen ve “Ben kâinatın Yaratıcısının kelamıyım” diye iddia eden her kaynağı sorgulamadan kabul edip okumalı ve inanmalı mıyım? Sahte olanla gerçek olan kaynağı nasıl ayırt edebilecek ve nasıl sahte olanı ret, gerçek olanı kabul edeceğim?

*Eğer benim Yaratıcım bana konuşuyorsa, benim kapasitemi veren olarak, benim neyi ne kadar anlayabileceğimi bilmesi gerekmez mi?

*Yaratıcının gerçek Konuşması benim rahatlıkla tanıyabileceğim nitelikte olması gerekmez mi?

*Aynı şekilde bu Konuşmanın onu okuyunca anlayıp ondan faydalanabileceğim özellikte olması gerekmez mi?

*Bu konuşmanın, insan olarak sorduğum sorularıma Kendisinin verdiği cevapları anlayıp, insanî kapasitem içinde tasdik edebileceğim nitelikte olması gerekmez mi? O Kaynaktaki “inanman gerekir” dediği konuları inanabileceğim, yani doğruluklarını tasdik edebileceğim şekilde bana konuşması gerekmez mi?

*Benim şu yaratıldığım şartlarda, Konuşması içindeki haberlerin benim tarafımdan incelemelerini yapmama yardımcı olacak delillerine nasıl ulaşacağım konusunda bana yol göstermesi gerekmez mi?

İşte bu ve benzeri gerekçelere dayalı olarak Kur’an’ı her zaman “değerlendirmeye dayalı” olarak okudum ve okumaya devam ediyorum.

Okurken sürekli olarak sorduğum temel sorum şu oluyor: “Sen gerçekten benim Yaratıcımın bana doğru cevabı bulmak için yaptığı Konuşma mısın?” Böyle bir okumada öncelikle benim insanî ölçülerimin okuduklarımın doğru olduğuna şahitlik yapması gerekir. Yani, vicdanım, aklım “evet doğrudur”, diyebilmelidir (Kendimi şartlandırırsam bu benim kendimi kandırmam olur, benim seçeneğim ve benim kendi sorumluluğumdur).

Bu tür bir okuma ile ilgili başka bir hayati konu şudur: Eğer bu Kaynak benim Yaratıcımın bana Rehberlik için yaptığı konuşması ise, bu konuşmayı yapan, beni ve beraber yaratıldığım kâinatı Yaratan olmalıdır. Ben ve kâinat Onun “eserleri” olmalıyız. Eser, kendisini yapanı özellikleriyle tanıtır. O halde ben ve kâinat, Yaratıcımızı Özellikleriyle tanıtan isek, o takdirde ben kâinata bakar, onu Yaratan’ın bu Konuşmayı yapan olup olmadığını inceleyebilirim. Benim ikinci kriterim kâinatın bizzat kendisi olacaktır. “Bu Kitapta Konuşan bu kâinatın yapıcısı olabilir mi?” Çünkü aralarında çelişki olmamalıdır. Kendi varlığım gibi kâinatın varlığı da onun eseri ise, O Kendisini hem yaptığı eseri ile ve hem de Konuşması ile beraber tanıtıyor olmalıdır.

Yine böyle bir okuma için diğer önemli bir husus şudur: Okumalarıma dayalı olarak eğer “evet, gerçek konuşma bu kaynak olmalı” diyebiliyorsam, o takdirde içinde geçen, rehberlik yapan açıklamaları da tasdik edebilmem gerekiyor. Eğer içinde geçen açıklamaları tasdik edecek kendi vicdanımda ve de aynı zamanda kâinatta delillerini gösteremiyorsam, o takdirde benim iddiam olan, “Bu Kaynak benim ve kainatın Yaratıcısının bana yaptığı Rehberlik konuşmasıdır,” sonucum bir esasa dayanmayan, peşin hükümden kaynaklanan bir iddiadan ibaret kalır.

Mesela, Konuşma diyor ki, “Benim İlmim her şeyi kapsamıştır” (4:126). Ben kâinatın şahitliği altında bu kâinatı yaratanın İlmi her şeyi kapsayan mıdır, diye inceleyip, ilimden kaynaklanmayan, tesadüfen gerçekleştirilmiş bir yaratılış var mı, diye sorup, cevabım da eğer, “Evet, bu kainatı Yaratan’ın mutlaka Sonsuz İlmi olmalıdır” ise, işte o takdirde Kitap’ta Konuşan’ın bu haberini tasdik edebiliyorum demektir. Ancak bu takdirde, “Yaratıcı Alimdir, kitabında öyle diyor ve de ben delilleriyle tasdik ediyorum”, diyebilirim.

Başka bir örnek: Kur’an, okuyucusuna diyor ki, “Melek diye isimlendirilen yaratıklar var, bunların varlığına inanacaksın” (2:285). Yahut “Ben sizi tekrar ölümünüzden sonra dirilteceğim” (36:78-79) vs. Bunlara da inanacaksın”. Bu şekilde bir konuşma benim için ancak şu anlama gelir: “Ben seni ve kâinatı öyle yarattım ki, sen eğer kendini ve kainatı kullanırsan bu söylediklerimi tasdik edebilirsin, benim de doğru haber verdiğime inanabilirsin. Haydi öyleyse, araştır, delillerini bul ve tasdik et ve Benim de doğru rehberlik yapan bir Konuşma olduğumu tasdik et, iman et!”

Şimdi ben araştırma yapmadan, “Kur’an böyle diyorsa öyledir” diyerek geçiştirirsem, bu, Kur’an ile gelen haberin tasdikçisi olmak mıdır, taklitçisi olmak mıdır? Bir Yahudi de, “Tevrat böyle diyorsa öyledir” diye onayladığını söylerse, aramızdaki fark nerede kaldı? Kim haklı? Kur’an’ı tasdik ettiğini iddia eden ve aslında taklit eden ile, Tevrat’ı tasdik ettiğini iddia eden aynı pozisyonda değiller mi? Her ikisi de, “Benim Kitabım haktır, ne diyorsa tasdik ediyorum” diye iddia ediyor, araştırma sonucu olmayan delilsiz birer iddia. Her ikisi de ilk bakışta, “Ne sadakat sahipleri, maşallah!” dedirtecek şekilde konuşuyorlar. Fakat hakikatte sadakatten çok, tembellik, imandan çok, içinde büyüdüğü kültürün teklifini genel kabulden ibaret birer iddia!

Eğer bir kişi, delillerini ileri sürmeden Yaratıcının Konuşmasından bir nakil yapıyor, “Kur’an böyle diyor” veya “Tevrat böyle diyor, öyleyse haktır” diye iddia ediyorsa bir Yahudi ile bir Müslüman arasında fark kalmıyor. Çok dikkat etmek gerekir. Çok sıklıkla düşülen bir hatadır. Bizim kendimiz için dikkatli olmamız şarttır. Kutsal metinlerden nakil yaparken önce delil, sonra delilin onayladığı nakil yapılmalıdır.

Nursi bu konuda da bize Kur’an okuma rehberliği yapar. Bir ayet ile başlar konuya. Fakat sonra, insan vicdanından, kâinattan deliller getirmeye başlar. Ancak ondan sonra “Kur’an hak söylüyor”, der. Bu gayet insanî bir tavırdır. Gerçek iman budur. Diğeri iddiadan ibaret bir iman olur, ki bu durum tasdikten ziyade, Kur’an’ın inkâr edilmemesinden ibarettir. Fakat iman etmek tasdik etmekle mümkün olur. Delilsiz tasdik, tanım gereği, tasdik değil, taklittir.

Not. İlyas Üzüm tarafından yayına hazırlanmıştır.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın