Risale-i Nur Okumaları Usûle Dair

Delil-i İnayet

Kainattaki kemalat

“Delil-i inayettir ki, menafi-i eşyayı tadat eden bütün âyât-ı Kur’âniye bu delile imâ ve şu burhanı tanzim ediyorlar.”

Kur’an’da insana direkt olarak eşyanın menfaatini tadat eden ayetler olduğu gibi indirekt tadat eden ayetler de vardır. Ayetler genellikle peygamber menkıbelerinin içerisinde gizlenirler ve bizim onları bulup çıkarmamızı beklerler. Biz bu ayetleri çalışmak suretiyle inayet delilinin nizamını, düzenini anlayabiliriz.

“Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde riayet-i mesalih ve hikemdir.”

Bu delilin özü nedir? Kainatın mükemmel, kemale ermiş olan nizamının anlaşılmasında problem yaşanıyor. Enbiya Suresinde “…Ennes semâvâti ve’l-arda kânetâ ratkan fe fetaknâhuma…” Anbiya Suresi, 30. Ayet. (Gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden ayırdık) ayetiyle kainatın belli aşamalardan geçirilerek yaratıldığı anlatılıyor. Önce semavat ve dünya beraberdi, daha sonra ayrıldı yani kainat belli aşamalardan geçirildi. Burada anlaşılması gereken önemli nokta, bizim bu aşamaları şu ânımızda da hala yaşıyor olduğumuzdur. Bu problemli konu bir grup insan tarafından istismar edilerek bazı teorileri uyguluyorlar: Böyle bir gelişme varsa, dolayısıyla kainatta her şey değişiyor böylece tekamül, gelişim veya bir başka tabirle evrim sanki kainatın yaratılışının içinde zaten var, demeye gelen anlayışı meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bu istismarın önlenmesi gerekir.

Anne karnındaki bir bebek, belli bir kemale tabi tutulur ve doğar. Bir ağaç, çekirdekten çıkar, filiz olur, kök salar, büyür yani belli bir kemalat vardır. Bu tekamülün işlemler zinciri ne kadar önemliyse bu işlemler zincirinin kasıtla ve şuurla yapıldığının da farkında olunması gerekir.

“Bu ise, Sâniin kast ve hikmetini ispat; ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor.”

Burada kasıtlı bir yapım, bir müdahale var, hatta yaratılış görülür. Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise, kainat belli tekamül aşamalarından geçirilerek belli bir düzen içerisinde mükemmelliğe ulaştırılıyor olsa da, kainatın varlığında geçirdiği aşamanın her kademesi kendi içinde mükemmeldir. Bunun en güzel örneği yumurtadır. Bir tavuğun yumurtası mükemmeldir. Bırakın içindeki ukde-yi hayatı, yumurtanın kabuğunu yapabilmek için bile tüm kainatın düzenine hakim olmak gerekir. Tavuk ne yiyecek, tavuğun sindirim sistemi ne yapacak, hangi aşamalardan geçirerek onu kabuk haline getirecek? Sarı kısmını ayrı yapacak, beyazını ayrı yapacak, her ikisi de kendine ait besin değerlerini koruyacak, hücrelerinin içerisine de kabuğun tüm hayat hikayesini bütün detaylarıyla birlikte şaşırmadan mükemmelen kaydedecek ve yumurtayı yapacaktır. Tavuk yumurtalarıyla kuluçkaya yatar, 21 günlük süresini hiç şaşırmadan ne bir gün eksik ne bir gün fazla şaşırmadan tamamlar. 21 gün sonra civcivler çıkmaya başlar. Yumurtanın içerisinde civcivin oluşumu sırasındaki her aşamada yaratılış mükemmeldir. Bu yaratılışa “Mükemmel değil” diyecek kimse yoktur. İnsanlar mesela bir bina inşa ederken önce temelini kazarlar, sonra o çukura sağlam olması için beton dökerler, temeli oturturlar. Daha sonra birinci katı, ikinci katı vs yapar, çatısını kapatırlar. Binanın dışı bitince içini döşerler ve böylece bina tamamlanmış olur. İnsanlar bina örneğinde olduğu gibi her işlerinde kademeli olarak yaparlar. Fakat kainatta böyle bir yaratılış yoktur. Kainatta bir bina yapılacaksa (örnekte bina kullanıldığı için) en küçük tohumcuğunun içinde ya da DNA’sında bütünüyle birlikte var olur. Kuluçkaya yatırılmış yumurtada civciv oluşurken, cenin halindeki civciv hangi dönemde olursa olsun bütün özelliklerini ihtiva edecek şekildedir. Kimse diyemez ki “Şimdi ayaklar yapıldı, sonra gövde yapılacak, daha sonra kollar takılacak, en son da kafa ilave edilecek.” Böyle bir yaratılış biçimi yoktur. Neden böyle bir yaratılış yoktur? Çünkü Yaratıcının mutlakıyetini gözümüzün önüne sermek için.

Tekamül aşaması insanda vardır çünkü dört katlı bir binayı aynı anda yapmaya gücü yetmez. Ancak kademeli olarak yapabilir. Birinci katı yapmadan ikinci katı yapamaz. İnsanda yaratma diye bir özellik olmadığından aynı anda iki katı birden yapamaz. Yaratma fiilinde ise, her şey bütünüyle birlikte yok iken var edilir. Yok iken bütünüyle birlikte var edilme işlemler zincirinin her halkası mükemmel olmakla birlikte bir proses takip eder, bu da kainatta nizam dediğimiz olayı oluşturur. Böylece şuurlu mahluklar bu nizama bakıp, Yaratıcının hangi kurallar dahilinde, hangi nizam içerisinde yaratma prosesini yürüttüğünü bilerek O’ndan ne isteyeceklerini anlarlar. Mesela bahçemde nar ağacı yetiştirmek istiyorsam, bunu kendim yapamam. Yapacağım tek şey nar çekirdeğini toprağın altına koyup sulamaktır. O da hazır olan su ve nar çekirdeğidir. Yaratılış sisteminden, nizamından öğreniyoruz ki eğer suyu dökmezsem nar ağacının büyütülme duasını yapamam. Yaratıcı, “Nar ağacını büyütmemi istiyorsan benim kuralıma tabi olacaksın” diyor. Bu kural dışında büyütebilecek olan buyursun ama yapamaz. Demek ki Yaratıcının kurduğu nizama müracaat etmek zorundayız. Öğrendiğimiz nizama tabi olmakla Yaratıcıyı tanıma işlemeni gerçekleştirmiş oluyoruz.

Kainatın yaratılışından anlıyoruz ki, şuurlu mahlukatın Yaratıcıyı anlama sorumluluklarını gerçekleştirmelerine imkan verecek şekilde bir kainat yaratılmıştır. Bir ev inşa edilirken ancak bittikten sonra mükemmelliğini görürüz ama kainatta böyle bir şey söz konusu değildir. Her aşamada mükemmel yapılıyor olduğunu görürüz. Mesela anne karnındaki 5 aylık bebeğin cenin haline kim baksa mükemmel yapıldığını söyleyecektir. 9 aylık bir bebekle kıyas ettiğimizde, daha gelişmiş deriz. 9 aylık bebeği hiç görmemiş birisi 5 aylık bebeğe baktığında da her şeyiyle mükemmel olduğunu görür. 9 aylık bebekte daha önceki müşahedelerimize kıyasla bir  gelişme var ama bu gelişme bize yaratılış sürecini takip etme imkanını verir ve böylece bu sürecin gerçekleştiricisinin her anda en mükemmel bir kainatı yarattığını bizim müşahedemize sunar.

Yaratıcı maslahata riayet etmez, maslahatı tesis eder

“Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde riayet-i mesalih ve hikemdir.”

Maslahat ve hikmetlere tam riayet ediliyor. Burada biraz tarihi bilgiye ihtiyaç vardır. Bu konunun uzmanları gündeme getirmişlerdir. Yaratıcı maslahat ve hikmetlere mi uyuyor yoksa ne yaratılmışsa, o mu maslahatın kendisidir? İslam uleması uzun süre bu konuda fikir yürütmüşler, ciltlerle eserler yazmışlardır. “Neyi yaratmışsa maslahat odur, ne yaratılmışsa hikmet odur” sözü çok duyulmuştur. Peki neden bu söz söylenir? İnsan olarak biz hangi yaratılış düzeyinde kainata muhatap olursak olalım, bir çekirdekten ağacın çıkışına kadar hangi aşamada muhatap olursak olalım mükemmellik görürüz. Ağaçta ağaç olma özelliklerini, filizde de filiz olma özelliklerini müşahede ederiz. Yani Yaratıcı maslahata riayet etmez, mükemmel yaratmak suretiyle maslahatı tesis eder.

Bu konuda 21. yüzyılda çok problem yaşanıyor. Müslüman düşünen ve biraz da yaratılış alemine bakan bilim adamlarının çok dikkat etmeleri gerekir. Kainatın her bir aşamasında, mükemmelliğini koruyan bir yaratılış gerçekleşir. Böyle mükemmel olan yaratılışın belli bir düzeyin içerisinde gelişiyor olması çok dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Bu konudaki problem şudur: Yaratıcı, gelişiyor gibi görünen aşamaya tabi oluyor anlamında müraatten bahsedilirse kesinlikle yanlış bir algılama olur. Fakat böyle bahseden çok Müslüman vardır, gerçi bu insanlar art niyetli değiller. 21. yüzyılda bilim alanındaki gelişmeler kavram kargaşalarına vesile olmuştur.

“Allah düzenin koruyucusudur ama kendi koyduğu düzene kendi uymak zorunda mıdır?” konusu uzun tartışmalar sonucunda anlaşılmıştır ki, kainatın Yaratıcısı her şeyi, her kademesinde en mükemmel tarzda kendi iradesiyle yaratıyor. Bu görüşü savunan belli bir gruba bir itikadi mezhep adı verilmiştir. Bu görüşleri birazcık daha değişik dille ifade edenlere de başka bir itikadi mezhep adı verilmiştir. Ama özde İslam ulemasının vardığı sonuç şudur; Yaratıcının kainatı mükemmel şekilde yaratıyor olması, her kademesinde mükemmel yaratıyor olması ve her kademesinin sonucunda ulaştığı en son noktanın da mükemmel olmasıdır. Bunların hepsi Yaratıcının tercihidir. Bu tercihi yaparken de bir kasıt ve hikmet vardır. Gözlemci olan insan her kademesinde mükemmel yaratıldığını görür. O halde biz kendi adımıza konuşabiliriz, Allah adına konuşamayız. “Allah kendi koyduğu kanuna uymak zorunda mıdır, değil midir?” diye konuşamam. Çünkü ben gördüğüm dünyaya bakarım, gözlemlerim sonucunda ulaştığım kanaati “Bu kainatı kim yaptıysa her aşamasında en mükemmel şekilde yapar, en hikmetli şekilde yapar” derim. “Buna uymak zorunda mıdır?” diye sorduğum Yaratıcıyı nerden tanırım? Ancak kainatı gözlemleyerek Yapıcısı olarak tanıyabilirim. O halde kendi alanımın dışına çıkıp hüküm vermeye kalkamam. Yaratıcı demek, her an kâinatı mükemmel yaratan demektir. Ayrıca Onun yarattığına tabi olup olmadığını tartışmak mantık çelişkisidir.

Kainatı müşahedemin sonucunda ulaştığım kanaatimi söylerim, bu kanaate göre kainatla ilişki kurarım ve kainatın Yaratıcısını tarif ederim. Allah hakkında spekülasyona giremem, girdiğimde yanlış yapmış olurum. Mutlak olanın var olması gerektiğini tanıyorum ki mutlak olanın neyi hakkında spekülasyon yapayım. Ama mutlaka böyle bir Yaratıcının varlığından eminim çünkü yaptığı işlerini müşahede edebilirim.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın

2 Yorum

  • İslam tarihini az çok okuyoruz ,sohbetler dinliyoruz,flmler seyrediyoruz. Fakat bu bilgi yığınını böyle anlamlı bir şekilde düzenleyip sıralayan bu sıralamadan,bu düzenden şu an içinde bulunduğumuz kaos için yol haritası çıkaran yazılara pek rastlayamıyoruz. Allah razı olsun.  Tarihi değerlendirmekte usul arayışında olmazsak günümüzü düzene sokmak için de tabiri caizse paldır küldür davranıyoruz. Allah razı olsun . Ben yazıdan çok yararlandım.