Her yaratılıştaki kast ve hikmet
Kainata kim vücud veriyorsa onun iradesi en hikmetli yolu seçiyor. O halde “Bu kainatın Yaratıcısı sonsuz, mutlak irade özgürlüğüne ve sonsuz hikmete sahiptir”, sonucuna ulaşırız.
“Bu ise, Sâniin kast ve hikmetini ispat; ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor.”
Bu kainatta sanatlı yaratılış gerçekleştiğini görüyoruz. Dolayısıyla sanatlı yaratılışın yapıcısı bu kainatın Saniidir. Sanat ortadaysa bir Saniin olduğunu anlamak insan için zor değil, zorunludur. Sanatın olup, Saniin olmaması insanın mantığına terstir. “Hem sanat var hem de o sanatın sahibi yok”, demek insaniyetten çıkmayı gerektirir. Sani, zorunlu olarak ulaşılan sonuçtur, ki bu kast ve hikmetin müşahedesi sonucunda ulaşılmıştır. Kesin irade ve kesin kasıt vardır. Bu iradenin tercihi vardır ve bu tercih hiçbir zaman anlamsız bir tercih değildir. Bu irade hep anlamlı tercihlerde bulunur.
Sevmediğimiz olaylar da vardır ve problemler genellikle bu konularda kilitlenir. Beni yapan bazı olayları sevmeyecek şekilde yaratmıştır. Sağlığı sevdirip, hastalığı sevdirtmemiş; güzel görmeyi sevdirip, kör olmayı sevmeyecek duygular vermiştir. Ben kendi kendime “Görmek gerekir” diyemem, “görmem gerekir” diye bir duygu verilmiştir. Ölümü sevmeyecek, hayatı sevecek bir duygu verilmiştir. Bana sevdirtilmeyen bir olay yaratıldığı zaman, o olayın yaratılışının kötü olarak damgalanmasına sebep olmamam gerekir. Bu olay için “Bana sevdirtilmedi, o halde bu olayı kim yaptıysa hikmetsiz, kötü yaptı. O bir kötü yapandır” diyemem. Niçin dememeliyim? Olayın yaratılışına bakmalıyım. Mesela kanser hücresinin yaratılışını incelemeliyim. Kanser hücresi yok iken var edilebilmesi için ne gerekir? Bu hücrelerin de varlık alemine gelebilmesi için sağlıklı hücrelerle aynı derecede ilim, hikmet, irade, nizam gerekir. Bir binayı yıkıp yerine yenisini yapmak istediğimizde, özel yıkım firmaları görevlendirilir. Kanser hücreleri de sanayinin yıkım firmaları gibi vazife yaparlar, üstelik bu yıkım için ücret de talep etmezler. Kanser hücrelerinin de uzmanlık alanı vardır, onlara da özel olarak yıkım kabiliyeti verilmiştir. Yoksa “Yaratıcı bazı hücreleri iyi kontrol etti, bazıları kontrolünden kaçtı, yaramaz hücreler kendi başlarına çalışıyorlar” diyemeyiz. Bina yıkım firmaları nasıl kasıtlı çalışıyorsa kanser hücreleri de kasıtlı çalışır. Sağlıklı bir hücreyi var edebilmek için kainatın düzenine hakim olmak gerekir yani kainatın düzeninin koyucusu olmak gerekir. Bir kanser hücresini yaratmak için de yine kainatın düzeninin koyucusu olmak gerekir. Yaratılış bakımından hiçbir farkı yoktur. Ama beni Yaratan, kanser hücresinden kaçınacak şekilde yaratmıştır. Benim görevim, sorumluluğum öbür hücreleri çalıştırmak ve desteklemektir. Benim bir olayı sevmemem, o olayın Yaratıcısının hikmetsiz olduğu anlamına gelmez.
Gerçeğin tasdikinde vehimlerin görevi
Her şey Yaratıcısının kastını ve hikmetini ispat eder. “Tesadüf vehmini ortadan nefyediyor.” İnsan, kainatın varlık alemine geliş biçiminden, tesadüfün olamayacağını gözlemliyor. Vehim bize alternatif olarak verilir yani kainatın nizamını ancak vehmederek anlayabiliriz. Neyi vehmedeceğiz? Mesela kainat böyle olmasaydı ne olurdu? Kaos olurdu. Kaos kasıtsızlığı gösterir. Böyle bir olay (kaos) var mı? Yaratılışın neticesinde kaos yok; doğum, ölüm, yapılış, yıkılış, hepsi de bir düzen içinde gerçekleşiyor. Madem kaos yok, o halde bu kasti olarak yapılmış bir olaydır.
Vehimler güzeldir ve gereklidir. Vehimler reddedilmek için vardır. Vehimlerin reddiyle gerçeğin tasdiki mümkündür. Kafamıza vehimler geliyor diye tedirgin olmak yerine, onları bir hakikatin tasdikine vesile olması için kullanabiliriz. İnsan eşyayı zıddıyla bilir. Mesela sadece siyah renk olsaydı kimse renkten bahsetmezdi. Siyah kavramının bir renk ifade edebilmesi için alternatifinin olması gerekir. Siyah olmayan bir şey olacak ki ona göre siyah diyeceğiz yoksa siyah diyemeyiz. Bu örnekte olduğu gibi, “Kainatın yaratılışı tesadüfen olabilir mi?” düşüncesi, alternatif bir vehimdir. Bu alternatif düşünce sonucunda kainatın tesadüfen olamayacağı sonucuna ulaşırız. Çünkü kainatta bir düzen, kasıt, hikmet vardır.
Tesadüften hikmet çıkmayacağını insan bilecek özellikte yaratılmıştır. Vehmin tekliflerini reddettiğimiz takdirde doğruyu, hakikati tasdik edebiliriz. Eğer insan vehmi reddetmezse, o reddin üzerine tasdikini kurmazsa taklit yapar. O, iman olmaz. Ancak “Lailahe” dedikten sonra “illallah” demek Kur’an’ın ana mesajıdır. Önce “Lailahe” dedik, kainattaki her şeye baktık yaratma özelliği aradık. “Sen ilah olabilir misin?, Bu nereden geldi?” diye vehimlerimizi ifade ettik. Atom kendiliğinden var olabilir mi? Element kendini var edebilir mi? Partikül tesadüfen varlık alemine ‘’düşmüş’’ olabilir mi? Hiçbirinin olamayacağını anladık çünkü onlarda ilim, irade, kudret yoktu. O şeyin yapıcısı olamazdı. Mesela bir bina yapılırken duvara konulan tuğla bir müddet sonra “Ben sıkıldım, buradan gideceğim” diyemez. Böyle bir özelliği olmadığına göre binanın yapıcısı olamaz. Tuğla binanın yapıcısı olmadığına göre benim vücud binamın tuğlaları olan hücreler de benim vücudumun yapıcısı olamaz. Çünkü benim vücud binamı irade edemez, seçemez. Hücreyi keser, alır, çöpe atarım. “Beni çöpe atma, benim orada işim var” diyecek hali yoktur, iradesi yoktur. Bütün bunları müşahede ederim. Buralarda yaptığımız sorgulamalar sırasındaki kullandığımız vehimler hakikatin tasdikinde kullanılan birer vesile olur.




İslam tarihini az çok okuyoruz ,sohbetler dinliyoruz,flmler seyrediyoruz. Fakat bu bilgi yığınını böyle anlamlı bir şekilde düzenleyip sıralayan bu sıralamadan,bu düzenden şu an içinde bulunduğumuz kaos için yol haritası çıkaran yazılara pek rastlayamıyoruz. Allah razı olsun. Tarihi değerlendirmekte usul arayışında olmazsak günümüzü düzene sokmak için de tabiri caizse paldır küldür davranıyoruz. Allah razı olsun . Ben yazıdan çok yararlandım.
Allah sizlerden de razi olsun.ali