Risale-i Nur Okumaları Usûle Dair

Delil-i İnayet

MUKADDEME: Eğer çendan her adam âlemdeki riayet-i mesalih ve intizamda istikrâ-i tam edemez. Ve ihata edemez. Fakat nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr sayesinde, kâinatın herbir nev’ine mahsus kavaid-i külliye-i muntazamadan ibaret olan bir fen teşekkül etmiş ve etmektedir.

Bununla beraber, bir emirde intizam olmazsa, hüküm külliyetiyle cereyan edemediği için; kaidenin külliyeti, nev’in hüsn-ü intizamına delildir. Demek, cemi’ fünun-u ekvan, kaidelerin külliyetlerine binaen, istikrâ-i tamla nizam-ı ekmeli intaç eden birer burhandırlar. Evet, fünun-u kâinat bitamamiha mevcudatın silsilelerindeki halkalardan asılmış olan mesalih ve semeratı ve inkılâbat-ı ahvalin telâfifinde saklanmış olan hikem ve fevaidi göstermekle Sâniin kast ve hikmetine parmakla şehadet ve işaret ettikleri gibi, şeyâtîn-i evhama karşı birer necm-i sâkıptır.

İstikrâ-i Tam

“Eğer çendan her adam âlemdeki riayet-i mesalih ve intizamda istikrâ-i tam edemez.”

Bu alemde her şeyin, belli maksatlara ve belli hikmetlere uyarak yaratılması, Yaratıcının bu nizama uyması anlamında değil, gözlemcinin burada, bir maksada ve bir hikmete göre yaratıldığını görmesi içindir. Bu konuda çok hataya düşülerek, “Yaratıcı kendi koyduğu kainatın sistemine (sünnetullaha) uymak zorundadır, o sistemin dışında yaratamaz” şeklinde tanımlamalara girilmiştir. Gazali, “Daire-i imkânda daha ahsen yoktur” sözüyle bu yaratılıştan daha güzel bir kainatın insanlar tarafından tasavvur edilemeyeceğini ifade etmiştir. Sadece İslam alemi değil, İslam alemi dışındaki insanlar da yüzyıllar boyunca bu konularla ilgilenmişlerdir.

“Riayet-i mesalih ve intizam” kelimeleriyle iki şekilde bağlantı kurmalıyız: Maslahata riayet ve intizama riayet. Yaratılışta hep düzenin gözetleniyor olması da ‘’istikrâ-i tam’’ın  gerçekleştiği anlamına gelmez. İstikrâ-i tam, Türkçede tümevarım diye anlatılan bu kavram önemli bir konudur. Felsefeciler de bu konunun üzerinde önemle dururlar. İstikrâ-i tamı bir örnekle şöyle açıklayabiliriz: Ağacın yaratılışında mükemmellik, nizam ve maslahat vardır, biz bütün bunları müşahede ederiz. Peki, kuşların yaratılışında var mıdır? Diğer bitkilerin yaratılışında var mıdır? Yıldızların, atomun yaratılışında da var mıdır? Bütün bunları araştırmaya kalkarsak sonunu getiremeyiz. Bu çağda herkes ittifak etmiştir ki istikrâ-i tam mümkün değildir. Filozoflar “O halde kesin bir sonuca ulaşamazsınız” diyorlar. Peki İslam alimleri ne diyor? Said Nursi bu konuda neler söylüyor? Bir nizam görüyoruz ve bu nizamın her parçası programlı olduğu sonucuna bizi (müşahede yapan insanı) ulaştırıyor. Mesela kainata baktım, bir kuşun kanadındaki bir tüyün parçasını incelediğimde nelerle karşılaşıyorum? Bu tüyü kim yaptıysa, kuşun kanadını bilerek yapmış, kanadın farkında olarak tüyü yapmıştır. Kanadın farkında olmak için kuşun farkında olmak, kuşun farkında olmak için, onun hayat tarzının farkında olmak, onun hayat tarzının da kainatın ve dünyanın hayata elverişli olan şartlarının farkında olmak gerekir. Yoksa dünyanın hayata elverişli olan şartlarının farkında olmayan biri bu tüyün, bu parçasını bu şekilde yapamaz. Böylece benim tutup da ayrıca bir başka kuşun kanadını incelememe gerek kalmaz. Çünkü bir hücreyi yapan ancak bütün kainatın kurucusu, yapıcısı olabilir; kainattaki hakim olan düzenin tesis edicisi olabilir. Varlık aleminin tümünü kavrayamadığımız halde, bu alemin yok iken var olabilmesi için, onun yokluğunu varlığına tercih edenin, bu alem cinsinden olmaması gereğini insan mantığı kavrayacak kapasitededir. Bu alem cinsinden olmayan ise, bu alemin ölçüleri ile tarif edilemez. Var Edicinin ‘’Mutlak’’ olması gereğine ‘’Yaratıcı olma’’ kavramından ulaşıyoruz. Değilse, ‘’istikra-i tam’’ı gerçekleştirdiğimizden dolayı değil.

Bu iki meseleyi çok ünlü filozoflar da karıştırıyor. Said Nursi’nin bu konuyla ilgili bir iddiası var. Ona göre kıyas-ı temsili mükemmeldir ve istikrâ-i tamın yerini alarak onun görevini yapar. Bir tane örnek gördüğümüz zaman yeterli olacaktır, kainattaki nizamın tümünü bilmemize gerek yoktur. Filozofların anladığı manada istikrâ-i tam yapmaya gerek yoktur. Bu demek değildir ki bir bitkinin hücresini çalıştık, bir kuşun hücresini çalışmaya gerek yok, güneş sistemini, bir galaksinin oluşumunu incelemeye gerek yok.  Bütün kainatı inceleme imkanımız olmaz ama bir hücreyi ele alıp incelediğimizde, bu alemde gözlemlediğim kadarıyla, kainatı kim yapmışsa o hücreyi de aynı alemin içerisinde mükemmel bir hikmetle ve maksatla yerleşecek ve faaliyet gösterecek tarzda yapmıştır. Bu nedenle benim tutup da galaksilerin ötesinde neler olup bittiğini öğrendikten sonra bu sonucu tasdik etmeme ihtiyacım kalmaz. Çünkü her bir olay kendi içinde mükemmel yaratılıyor. Ve öyle bir kemalde yaratılıyor ki, öyle mükemmellikte yaratılıyor ki, onun kemali kainat çapındaki düzenin vazgeçilmez bir parçası oluyor. Yani hem bu yaratılan parça düzenin tümüyle ahenk içinde var ediliyor hem de düzen bu parçanın burada bulunmasına gerek görüyor. Bir kuşun burada olması kainatın düzeni için gereklidir ve ayrıca bu kuş burada ancak kainatın düzenine uymak için vardır. O halde kainatın bütünü kime aitse bu kuş da onundur. Benim ayrıca bütün kainatı inceleme zorunluluğum ortadan kalkar. Çünkü kainattaki yaratılış ile insanın yaptığı işler arasında benzerlik olmadığı gibi taban tabana zıtlık vardır. İnsan bir işi çevresindeki şartlarla yapabilir. Ama kainattaki yaratılış hiçbir zaman bilinebilecek olan sınırlı şartlar dahilinde gerçekleşmediği için insanların düştüğü hata, kendi faaliyetleriyle kainattaki yaratılış faaliyetlerini özleştirmelerinden kaynaklanır. İnsan kendini ölçü olarak kullanır ama aynı zamanda insanda vehmi reddetme özelliği de vardır. Yani “Bu evi ben yaptığım gibi kainatı da yapan var” dediği zaman bir an durup düşünür şu sonuca ulaşabilir: “Gerçekten evi ben mi yapıyorum? Ben yapılmasını istiyorum, bunun için teşebbüs ediyorum. Yaratıcısı ben değilim, bendeki evi yapabilmek kabiliyetinin de Yaratıcısı, benim ve kainatın Yaratıcısıdır. Çünkü beni kainatla ilişki kurabilecek bir duygu ağıyla donatarak yaratmıştır.”

İnsan, kendi filleri ile kainatın yaratılışında gerçekleştirilen fiiller arasındaki paralellik  ya da benzerlikleri reddetme özelliğine sahip olarak yaratılmıştır. İnsan o özelliğini kullanarak, hiçbir şeyin tek başına kainatın bütünündeki nizamından bağımsız olarak varlık alemine getirilemeyeceğini, anlar. Her şey kainata bir düzen dahilinde getirilmiştir. Kainatın bir cüz’ü olan bir parça üzerinde çalışıldığında, onun Yaratıcısına ait ulaşılan sonuç küllidir, evrenseldir. O halde bütün kainatı incelemek için kainata yolculuk yapmamız gerekmez. Bu yolculuğu yapamıyoruz diye de “Kainatta hakikat yoktur, insan hakikate ulaşamaz” fikrine sığınılamaz.

İnsan hakikati, Yaratıcıya izafe etmek suretiyle bulabilir. Eğer Yaratıcıya izafe etmezse, bir atomun kendi kendine patladığını söylemek durumunda kalır. Atomu kim patlatmıştır? Neden patlatmıştır? Kainatta baktığımızda hiçbir şeyin kendi kendine patlama özelliğini veremeyeceğini görürüz. O atomun patlayacak şekilde bir nizam içerisinde var edildiğini müşahede ederiz. O atomun varlık nedeni olan Yaratıcısı/Yapıcısı “Sen böyle olacaksın” dediği için öyledir yoksa kendisi “Ben patlayacağım” veya ‘’patlama özelliğine sahip olacağım’’ diyecek bir tercihte bulunamaz; atomun kendine bu özelliği kazandıracak bir kabiliyeti olduğunu kimse iddia edemez, gösteremez. Ancak, atomun var oluşunda gözlemlediği bu özelliği anlatabilir.  Hiçbir akıllı, ‘’Ben bu evde kapı, pencere görüyorum, o halde bu ev çevreye adapte olabilmek için kendisine kapı üretmiş,’’ diyemez. Bu sonucu, düşünen her insan anlayabilir. Ama istikrâ-i tamı hiç kimse ihata edemez, çünkü kainatın başını, sonunu ve de sınırlarını kimse ihata edemez, ki istikra-i tamme dayanan bir sonuca ulaşsın.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın

2 Yorum

  • İslam tarihini az çok okuyoruz ,sohbetler dinliyoruz,flmler seyrediyoruz. Fakat bu bilgi yığınını böyle anlamlı bir şekilde düzenleyip sıralayan bu sıralamadan,bu düzenden şu an içinde bulunduğumuz kaos için yol haritası çıkaran yazılara pek rastlayamıyoruz. Allah razı olsun.  Tarihi değerlendirmekte usul arayışında olmazsak günümüzü düzene sokmak için de tabiri caizse paldır küldür davranıyoruz. Allah razı olsun . Ben yazıdan çok yararlandım.