İnsan Tabiatı ve İdraki Hakkında

Goreceli (Relativistic) / Oznel (Subjective) / Limited (Kisitli) Paradigm (Bakis Acisi) on human nature and cognition (Insan tabiati ve idraki hakkinda)

Agdali ve karmasik gorunen kelime ve terimlere aldanmayin; aslinda basit bir olgu bu.

– Basit ise neden anlasilmasi zor peki?
– Bisiklet surmeyi dusunun. Zor mu kolay mi? Ogrenmeden once bir hayli zor. Biisklet suremeyen bir kisi ilk kez bisiklete bindiginde dunyanin en zor isidir o kisi icin. Dusup basini bile yarabilir. Ama ogrendikten sonra ise dunyanin en kolay becerisi haline gelir.

Onun gibi; tanimi itibariyle hic bir karmasik tarafi yok bu paradigmanin. Ancak uygulamaya gelince problem cikar/cikiyor. Icsellestirme olmamissa eger kelime olarak anlamak cok bir sey ifade etmez. Peki basit haliyle bu gorusu ifade edelim:

– Insanlar ancak insan olarak bir olayi algilarlar… Yeterince basit mi?

Vallahi bravo, o kadar satafatli laf ettin, altindan cika cika bu mu cikti diyebilirsiniz. Size soyledim. Cok basittir diye… Inanmamistiniz.

Devam edeyim. Bir insan icin elma adindaki meyvenin ifade ettigi sey ile ayni meyvenin bir elma kurduna ifade ettigi sey birbirinden cok farklidir. Burada da hemfikir miyiz?

Cok basit degil mi?

Bir sonraki premise / oncule gelelim simdi: Bir insan kendisine ait veri toplama aletlerinden elde ettigi algilamalari kadar birseyi anlar; ayni aletlere sahip olmayan bir yaratigin ayni sey karsisindaki algisini tam olarak asla ve asla algilayamaz. Bir farkli ifade ile soyleyecek olursak, biz asla bir elma kurdunun elma hakkindaki nasil bir algisi oldugunu onun gozuyle algilayamayiz.

Algilariz diyen yok ki zaten; bunu soylemeye ne gerek var diyebilirsiniz… Siz oyle sanin. Bunu bu sekilde ifade ettigimizde hic kimse boyle bir iddia da bulunmaz tabii ki ama bu gorusun uzantisi olan iddialarda her zaman bulunuruz biz ama farkinda olmayiz. Iste bu isin hem zor hem kolay olmasinin espirisi bu. Soylemesi kolay da uygulamaya gelince isler karisiyor hemen. Verecegimiz orneklerde gorecegiz.

Simdi biraz daha tanimi uzerinde devam edelim. Anlasilmasi kolay oldugu icin yine ayni ornek uzerinde konusalim: Elma kurdunun dunyasini benim asla taniyamayacagimiz gercegi bize su sonuclara goturur: Benim algilamam ve idrakim bana aittir (subjective/oznel) ve bana goredir (relative/goreceli). Bu iki gercegi degistirmem fizik kurallarina aykiridir yani kendimizi icinde buldugumuz yaratilisa. Cunku gorecelikten ve oznellikten tamamiyle siyrilip “baskasina gore” bir algilamada bulunabilmek icin bizim tek opsiyonumuz vucudumuzu siyirip bir kenara koyduktan sonra o digerinin ozelliklerine burunup onumuzdeki anlamaya calistigimiz seye o gozle bakmaya calismaktir ki bu da imkansizdir.

Bir insanin elinde bulunan vucudu ve ona takili tum hisleri tami tamina ayniyla bir baskasinda bulunmaz. Yani insanlarin hepsinde beyin varsa da hepsindeki kendine gore farkli calisir. Mesela, insanin kendi sesini en iyi sekilde sadece kendisi duyabilir. Cunku sesin cikmasinda kullanilan tum akustik sistemleri en birinci elden kendisi duyar; konustugunda en iyi tonality’yi kendisi elde eder. Bu yuzden zaten, insan kendi sesini baska biryerden duydugunda tuhaf gelir; bu benim sesim mi diye sasirir.

Ayni sekilde, insani en iyi anlayan yine kendisidir. Diger insanlar hep eksik ve goreceli anlarlar; anlasmazliklar ve kavgalar da buradan cikar cogunlukla zaten. Aslinda ben oyle demek istememistim; sen yanlis anladin seklinde ifade ettigimiz vakialarin altinda hep bu gercek yatar.

Bir fikir en mukemmel sekliyle insanin kafasinda yer alir; sozlere dokulmeye basladiginda kelimelerin kisitlamalari ile karsilasir. Agzindan cikip diger kisinin kulagina gidince, o diger kisinin kisitli/oznel/goreceli dunyasi ile karsilasir ve bu sartlar altinda anlama gerceklesir. Bunun bundan farkli bir sekilde gerceklesmesi de mumkun degildir cunku baska bir kominikasyon formati yoktur bu yaratilis icersinde.

Peki madem hersey goreceli ve oznel, insanlar nasil oluyor da buna ragmen anlasabiliyorlar? Hic anlasamamalari gerekmez miydi? Hayir. Cunku oznel ve goreceli olma hali, shared (paylasilan) ortak bir alan olmasina karsi degildir. Yani iki oznel ve goreceli kisinin uzerinde anlastigi alan ortak musterekleridir. Komunikasyon bu alanda gerceklesir.

O iki insan mesela, elma deyince su yuvarlak meyve turunu kasdedecegiz diye anlasirlar aralarinda. Istedikleri kadar kendi iclerinde elma meyvesinin anlami kendilerine ozel olsun farketmez; bir noktada o iki oznelin kesistigi bir ortak alan vardir.

Soyle dusunun, elma dedigimizde sizin ve benim dusundugumuz sey asagi yukari ayni da olsa tam olarak ayni seyi asla kasdetmeyiz. Birimiz icin elma guzel bir meyve olabilir; digeri icin tadi cirkin bir meyve. Cocuklugumda bir elma bahcesinde gecirdigim hos anilar, benim elma idrakimin icersindedir. Bunun da anlami, benim elma anlayisim her zaman bana ozel ve gorecelidir; asla benden bir baskasi benim ondan anladigimi anlayamaz.

Gercegin bu sekilde goreceli ve oznel oldugunu goren bazi insanlar demisler ki, biz asla kendi mind (zihnimizden) baska bir zihnin var oldugunu isbat edemeyiz (solipsism). Cunku benim kendi zihnimden farkli bir sey oldugunu yuzde yuz ispat edebilmem icin zihnimi bir kenara birakip yani onun kisitlamalarindan kurtulup farkli bir bakis acisindan yaklasmam lazim ki bu da fizik kurallari icersinde mumkun degil. Demek ki bu isbati yapmam mumkun degil.

Bu tur insanlara karsi digerleri de demisler ki, o kadar da abartmaya gerek yok. Baskasi diye bir sey goruyorum iste; onu ben her ne kadar kendi kisitlamalarim icersinde gorsem de sonucta goruyorum. Halusunasyon gordugumu iddia edecek halim yok. O yuzden, yok efendim gercek yoktur, hologram yani yansimalar vardir sadece diye sacmalamayin demisler. Oznel ve goreceli dedik diye gercegi reddeder hale gelmenin anlami yok.

Bu yukaridaki gorus relativist paradigmanin bir uc noktaya goturulmus seklidir. Diger ucta da bu gorusun ne dedigini tam anlayamayanlar vardir ya da anlamak isine gelmeyenler; onlar bir iki kelime duyarlar bu bahsile ilgili ondan sonra hemen atmaya baslarlar. Derler ki, madem hersey goreceli, dogru diye birsey yoktur, herkes kendi dogrusunu icad edebilir. Cunku nesnelligi kaldirip yerine oznellik koymus idik. Halbuki nesnelligin yerine oznelligi vurgulamamizin sebebi, disarida ne olursa olsun bizim onu eninde sonunda ancak ve ancak kendimize gore algilayabilecegimiz gercegi idi. Arti, hersey oznel dedik diye, herkesin ozneli dogru ve gecerli ve bir digeri ile ayni degerdedir demek degildir asla.

Yukarida bahsi gecen shared (paylasilan) ortam var ya; yani iki oznel gelip bir tanim uzerinde anlasiyorlar. Ellerindeki verileri kullanarak o ortak alani kuruyorlar. Mesela elma orneginde; bu meyve diyorlar, yuvarlak. Dogru. Tatli, dogru. Kirmizi dogru. vesaire… Butun bunlar da mutabikiz o zaman. Bu mutabiklik her iki oznelin ortak alanidir ve oznel dedik diye herkes kafasina gore bunu degistirebilir degildir.

Mesela bir ucuncu kisi de gelip elma ucgen seklindedir diyemez. Savunmasinda da, gercek her kisiye goredir diyemez. Bir gercek istediginiz kadar goreceli ve oznel olsun bir kisi onu kafasina gore tanimini degistiremez. Bu ortak alana uygun bir arguman gelistirmesi lazim bizi ikna edebilmesi icin. (Ilgilenenler icin bunun terimi viability’dir bu paradigma icinde.)

Mesela soyle diyebilir: siz aslinda renk koru kisilersiniz; sizin kirmizi diye gordugunuz sey aslinda yesildir; bunun isbati da iste renklerin dalga boyu ile su sekilde ispatlanir. Biz ancak ortak alan icersinde ve ona uygun olarak gelistirilmis bir savunma karsisinda ikna olabiliriz. Degilse soyle olmaz: nasil olsa hersey oznel ve goreceli, bu da benim elma tanimim, siz birsey diyemezsiniz cunku nasil olsa gercegi objective birsekilde goremezsiniz. Boyle bir iddia relativistic paradigmayi kabul ettik diye kabul edilebilecek bir iddia degildir.

Mesela, gittikce nesnel bilim yapma gorusunden uzaklasan bilim dunyasinda bir bilim adaminin kendi gorusunu kabul ettirebilmesi icin buna benzer bir soylem gelistirmesi lazim. Ornegin, fizik alaninda yapilan bir calismada bir kisi bir gercekten bahsedecekse, bahsedecegi sadece kendi algilamalair acisindandir; evet bu dogru ancak o alanin ortak dunyasinda kabul gorecek sekilde bir arguman agi gelistirmelidir. Yoksa, ben de fizikciyim, sizin gorusleriniz de nasil olsa size goredir, ben onlari tamamiyle ve sebebini aciklama geregi duymadan reddedip yerine sunu getiriyorum cunku bu da benim ozelim diyemez. O alandaki insanlari o alanin kurallarina gore ikna etme durumundandir.

Nasil hala basit mi???

Biraz biraz konumuza yaklastirmaya calisalim simdi: zannediyorum bu mevzu ilk cemaatler ve meslek farkliliklarini konustugumuz yerde cikmisti. Simdi tekrar uyglamasini yapalim bu anlayistan sonra.

Herkes, kendine uygun bir meslek ve mesrep secebilir mi? Evet secer. Neden? Relativistic paragimaya gore, herkesin kendine gore bir yol secmesi kadar normal bir sey olamaz. Buraya kadar hersey normal. Anromallik surada basliyor. Madem, bu sekilde goreceli ve oznel bir idrak anlayisina musade var, o zaman ben her halukarda herhangi birsey soylerim ve sen buna karisamazsin; yanlis ve dogru diyemezsin. Iste burasi yanlis.

Mesela, ben birsey yaparim ve bunun adina iman hizmeti derim. Sen bunu kabul etmek zorundasin cunku bu bana goredir; bana gore dogrudur. Ilk bakista mantikli bir aciklama imis gibi gorunuyor cunku relativisim ve subjectivity bizim yaratilisimizda var; kacmamiz mumkun degil. Peki, relativist yaratiklar olmamiz gercegi, bizim, o adamin dedigini naapalim o da senin dogrun deme zorunluluguna iter mi ? Kesinlikle hayir.

Iman mevzusu cercevesinde getirilebilecek tum argumanlara ikna edici cevaplar verebiliyor olmasi gerekir yoksa reddedilir. Reddedilmesi, relativisitligimizden birsey kaybettirmez ve de relativist olmamiz her onumuze geleni elimiz mecbur kabul edecegiz sacmaligini sonuc vermez.

Soyle dusunelim. Mesela, ortasinda 12 yazan hedef tahtasi karsisinda bizim muhakkak tam ortadan vurma calismasi yapmamiz gerekir. Adamin birisi gelir de 12yi birakip tum hedeflerin disina atmaya baslarsa biz ona rahatlikla hedefi iskaliyorsun diyebiliriz. O adam da, hayir bu benim meslegim, siz oyle yapiyorsunuz ben boyle yapiyorum diyemez. Yapilan yanlisa meslek farki kilifini giydiremez.

Degilse, kimse, ben yanlis bir is yapiyorum demez zaten. Yani siz hic bir insan gordunuz mu ki soyle desin: Simdi arkadaslar, etrafta su tur gruplar, meslekler, mesrepler var. Kimileri boyle yapiyor digerleri soyle. Bunlarin icersinde su sekilde yapanlar dogru yoldadir; digerleri ise yanlis yoldadir. Iste ben o yanlis yapan gruba dahilim. Boyle bir tesbit yapani gordunuz mu siz hic?

Sia ve ehl-i sunneti dusunun. Herkesin kendisine gore bir meslegi olacaktiysa sialari da hakli gormemiz lazimdi bizim. Hatta kafirlere bile tek soyleyecek bir sozumuz olmaz. Neden? Cunku o da onun dogrusu kardesim, ne karisiyorsun?

E, bunu demiyorsak (Demememizin sebebi, bizi o konuda ikna edemedikleri icindir.) eger demek ki bir dogru bir yanlis kavrami oldugu besbelli. Ama kendi gittigi yolu mesru gostermek isteyen guruh, bu gercegi flulastirip kendilerine justification ariyorlar. Bu konularin biraz da cahili olan millete yutturuyorlar; nice hak ehli insan, maalesef, cok saf bir sekilde, naapalim o da onlarin meslegi imis, bize birsey soylemek dusmezmis deyip yanlislari ifade etmede cekiniyorlar. Oteki taraf daha palazlaniyor; boyle olunca da arada olan hak ve hakikata oluyor. Basit bir fikir canbazligi sayesinde bir suru insan yiginlari yanlis yapar hale getiriliyorlar. Dogruyu bilenlerin de agzina bez tikiyorlar bu meslek farki argumani ile… Halbuki isin asli hic de oyle degil — burada anlatmaya calistigim gibi.

Bu goreceli paradigmayi bir baska ornek uzerinde dusunelim. Yaraticiyi anlamak mumkun mu? Evet ama asla tum hakikatini kavrar sekilde degil. Biz goreceli ve oznel yaratiklar olarak daha birbirimizi bile yuzde yuz tam anlamiyla anlayamiyorken, Yaraticiyi nasil olacak da bu sekilde anlayacagiz. Mumkun degil ve de zaten Yaratici bizden boyle birsey istemiyor. (Antr parantez, garibim Kierkegaard, biz asla Yaraticiyi tam anlayamayiz o yuzden anlama calismasindan butun butun vzgecmeliyiz sonucuna varmis maalesef. Iste bu yuzden faith isinde asla reasoning kullanilmamali diye hukmetmis. Relativistik durusun anlasilmamasi nelere sebep oluyor goruyorsunuz. )

Bizim Yaraticiyi anlayisimiz devamli bize gore olur ve kisitlidir cunku mutlak olan bir gerek ancak bizim gibi kisitli varliklar tarafindan kisitli olarak algilanabilinir. Ama bunun anlami, Yaraticinin hakikati gorecelidir ya da bize ozeldir denmez; biz ancak o sekilde anlayabiliriz — fitratimiz geregi. Yani bir insan, Yaraticiyi ancak bir insan olarak algilayabilir; insanin eline verilmis kisitli, goreceli, ve oznel aygitlarla algilar; kendisinden de istenen bunun disinda birsey degildir. Bizim oznel olmamiz, Yaraticinin var olma gercegini de oznel yapmaz.

Bu oznellik meselesinin baska bir yanlis sekilde kullanimi da su bizim konusmalarimizda. O da su: madem ben ancak bir olayi kendi acimdan degerlendirip anlayabilirim, demek ki mesela hayvanlarin ne dusundukleri ve neyi nasil yasadiklarini bilemem; bu da demektir ki bu beni ilgilendirmez yani bu benim dusunmemem gereken bir konudur.

Bu basindan sonuna kadar yanlislarla dolu bir gorustur.

Benim, ornegin, bir kediyi asla kedi gozuyle anlayamayacagim gercegi, benim kedi denilen yaratigi dusunmemem ve onu hic bir sekilde anlayamam anlamina asla gelmez.. Kediyi kedi olarak anlayamayacagiz dedik diye, kediyi dusunme demek bir hayli problematic bir gorustur ve savunulmasi bence mumkun degildir.

Kedi diye bir yaratilis varsa benim karsimda, bu beni sonuna kadar ilgilendirir ve benim onu bir insan olarak anlamam gerekir yani insani duygu ve cihazlarimla o yaratilis ile bana verilen mesaj nedir diye dusunmem lazimdir ki zaten kedinin yaratilisi amaci da (benim acimdan) budur. Efendim, ben kedi degilim, o yuzden kedinin aci cekip cekmedigini yuzde yuz bilemem demek deli sacmasidir. Karanlik sifati ile tanimladigimiz orta cagin dusuncesiz dusunurlerinin bir ara ortaya attigi insanligin yuz karasi gorustur bu.

Kediyi ve diger tum yaratiklari bir insan olarak paylastigimiz ortak gerceklik tabanina dayanarak anlayabilirim ve de zaten o sekilde anlayayim diye onlar yaratilmistir. Dolayisi ile ben bir yaratik olarak kendimi cozumleme asamasinda o kedi bu kopek digeri melek beni ilgilendirmez, ben kendi gercegime bakmam lazim demek epey miyopik bir bakis acisidir. Insanin gercegi hepsini kapsar; o yuzden zaten insan kainatin merkezindedirl; onlar bizim kendi gercegimiz anlamlandirmada yardimci olmak icin yaratilmislardir.

Benim bazen espirili bir sekilde ifade ettigim gibi, Allah agaclari yesillik olsun diye yaratmadi. Kendi gercegimi ve bu dunyadaki konumumu anlamlandirmada, agacin gercegini yapabildigim kadariyla cozumlemek benim bir yaratik olarak ilk hedefimdir. Tumunu anlayamayacagim gercegi, onu anlayabilecegim kadari ile ilgilenmeme engel degildir.

Yani boyle bir yaratilis var; bu nedir? Her yaratiga karsi bu sekilde bir anlama calismasina girmem gerekiyor. Kediden tutun, kedinin kuyrugunun en ucundaki kilin ustunde yasayan pirenin arka bacagi bile beni ilgilendirir; beni ilgilendirsin diye yaratilmistir — bana gore… Beni ilgilendirmeyecektiyse, benim ile onun ayni yaratik aleminde yaratilmasi abes olurdu ki bu abesiyeti, mutlak olan bir Yaratici islemez. Dolayisi ile, kediyi bosver, beni ilgilendirmez demek, Yaraticiyi abesiyetle itham etmektir.

Goruldugu gibi, konu basit baslayip karmasiga dogru gidiyor. Bisiklet surmenin bir suru dereceleri oldugu gibi, bu konuyu sindirmenin de dereceleri var ve bir gunde olmayabilir. En azindan bu sekilde cok cok cok ozet bir sekilde de olsa ifade etmek istedim. Cunku hem online derslerde hem de bu grupta konusulanlarda konular gelip bu meselenin anlasilmamasinda tikanip kaliyor.

Bu konuyu bilenler bu kadarcik kisa bir sekilde ozetlenemeyecegini bilirler — bunun farkindayim ancak en azinda bir baslangic olsun diye bu kadarcik yazdim.. Insallah bir derde deva olur…

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest
Kategori: Usûle Dair
Mehmet Ali Akgün

Yazar Hakkında:

Dini, insanın kendi gerçeği olarak tanımlamayı doğru buluyorum; dolayısıyla din ve getirmiş olduğu her türlü tanım, hayatın üzerine ekstradan konulan aksesuarlar değil, aksine, olmazsa olmaz kavramlardır demek çok insani bir tavır ve bana çok tatmin edici geliyor. Hal böyle iken, İslamiyet’i de insanın kendi gerçeğini teslim etmesi olarak tarif etmek mümkün. Böylece dinin neden fıtrat dini olduğu ortaya çıkıyor. Bu bağlamda yapılan “dini” sohbetlerden hoşlanan birisi olarak katıldığım ortamlarda dikkatimi çeken bazı noktaları bu sitede ilgilenenlerin dikkatine sunmaya çalışacağım. İnşallah yararlı olur.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın