Risale-i Nurlar’ın ortaya çıkış nedeni
İslam’ın 4. yüzyılından sonra insanların dinle ilgilendiği alan imanın tahkikine, imana bakan yönü değil, ritüellere bakan yönü ön plana geçince iman peşinen kabul edilir oldu. Peşinen kabul edilen iman ise tahkike dayanmadığı için şeklerden, şüphelerden kendini koruyamadı. Bu nedenle imana yapılan her hangi bir taarruz veya karşı fikir iman ehli tarafından tepkiyle karşılandı. Karşı görüşlere, ikna edici cevaplarla değil, tahkir ve hakaret ederek tepkiler verildi. “Sen gavursun, bizden değilsin” gibi cevaplarla tepki gösterildi.
Hz. Muhammed a.s.v.’ın sünneti, iman esaslı bir din eğitimi yapmaktır. Çünkü Resulullah 23 yıl boyunca, bizim ısrarla üzerinde durduğumuz ritüelleri talim edecek, öğretecek bir eğitim vermedi. 18 yıl boyunca namaz kıldığı halde, etrafındaki insanları toplayıp “Şöyle kılacaksınız” şeklinde bir talime tabi tutmadı. Namazın kılınışı tabii ki öğrenilmelidir, bu konuda Hz. Muhammed a.s.v.’ın söylediği hadiste “Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz öylece namaz kılın” tavsiyesi uygulanmalıdır. Bu hadisten anlaşılacağı üzere İslam’ın pratikteki uygulamasında, insanların toplanıp talim ettirilmesi Resulullah’a muhaliftir. Bu örnekteki nüans çok önemlidir çünkü din adına insanlara muhatap olanlar dinin uygulamasını öğretmek suretiyle dini öğrettiklerini zannettiler ve imani tabanları ihmal ettiler. Said Nursi bu durumu ihya etme ihtiyacını hissetti ve o ihtiyaca binaen tam 100 sene önce 1910’lu yıllarda bu ihya hareketinin gerekliliğine vurgu yapan bu eserleri yazdı.
1924 yılından sonra da imanın esaslarını pratik olarak uygulamaya koyan ve insanların geneline hitap eden Risale-i Nur adını verdiği eserlerini telif etti. İmanın esaslarını tesis eden bu eserler, Resulullah’ın İslam’ı tebliğ ederken bize bıraktığı sünnetin ihyasını hedefler. Bin yıldan beri ihmal edilen bu sünnet şimdi Risale-i Nurlar’ın yazılmasıyla ihya ediliyor.
1900’lü yılların başlarında Osmanlı toplumunun merkezi durumunda olan İstanbul’daki entelektüeller, gençler, eğitim görenler o zamanlar batının hakim görüşü olan materyalizm ve seküler ahlak görüşü olan hümanizmin tesiri altındaydı. Bu görüşleri anlatan birçok tercüme eserler gençlerin ellerinde ve eğitim müesseselerinde okunur oldu. Bundan anlaşılıyordu ki toplumun geleceği, dinin temellerinden mahrum edilmiş, içi kof kabuk mesabesinde bir din anlayışına sahip nesillerin elinde olacaktır. Nursi bunu çok açık bir şekilde gördü ve İslam’ın temel kaynaklarını topluma anlatabilmek amacıyla İttihat ve Terakki Partisinin içerisinde parti mensubu olarak değil ama entelektüel bir katılımcı olarak aktif rol aldı. Said Nursi’nin hiçbir zaman siyasetle ilgisi olmadı, onlarla beraber yaşamak suretiyle tehlikenin temel kaynaklarının nereden geldiğini anladı ve ona göre kendini hazırlamak için çalıştı. 1924’ten sonra eğitimini tesis ettiği Risale-i Nurlar’ı yazarak halka hitap etti. Sadece ulemanın, entelektüellerin anlayacağı bir dille değil halkın kavrayabileceği ve döneminin en sade üslubuyla insanlara hitap etti. Teknik terimleri karıştırmadan dinin hakkaniyetini anlatarak bir sünnetin ihyasını da gerçekleştirdi.


ebnâ-yı mâzi ile ebnâ-yı müstakbel belirtilen dönemleri içerdiği gibi biz de kişi olarak ebnâ-yı mâzi veya müstakbelde yaşayabiliriz. ebnâ-yı mâzi dönemlerinde şahış olarak ebnâ-yı müstakbeli yaşayanlar olmuştur muhakkak. Üstadımızın dediği gibi bulunduğumuz dönem ebnâ-yı müstakbel olsa da kişi olarak topluluklar olarak ebnâ-yı mâzide yaşanlar vardır.
Abi Risale-i Nur’a çok ciddi çalışmak lazım ki ebnâ-yı müstakbel ehli olabilelim. Cenab-ı Hakk nasip etsin İnşaAllah…