Risale-i Nur Okumaları Usûle Dair

İslam’ın Geleceği Efkârın Hâkimiyetinde

Hürriyet tevhidin yayılmasına zemin hazırlar

Osmanlıda Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde, entelektüel tabakanın yapmış olduğu kavganın temelinde hürriyet, adalet, eşitlik kavramları yatıyordu. O dönemin insanları bunların kavgasını yapıyordur. Din ve tevhid gibi kavramların tartışması yapılmıyordu. Fransa’da, Almanya’da, Avusturya’da insanlar hürriyet, eşitlik, özgürlük diye bağırırken İstanbul’da da aynı kavramların kavgası yapılıyordu, tevhid insanların gündeminde bile değildi.

İslamiyet’in daha rahat topluma yerleşmesi için hürriyet taraftarı olmak ayrı bir konudur, ‘nefsimin istediği gibi yapayım’ diyerek hürriyet taraftarı olmak ayrı bir konudur. Hürriyet taraftarı olmak insaniyete yakışır ama bu kavgalar İslam dininin hakkaniyeti anlaşılması için yapılmadı.

Kainatın düzenini kuran Zat, insaniyete bu imkanları vermek suretiyle İslamiyet’in böyle bir ortamda daha iyi gelişeceğini fıtri olarak gösteriyor. İnsaniyet, hürriyet geliştikçe tevhid kendini daha iyi ifade eder ve daha rahat kabul görür fakat insanların derdi bu değildir. Müslümanların yaşadığı coğrafyadaki insanlar kalkınma istiyor, teknolojiyi kullanmak istiyor, hürriyet istiyor. Bütün bunlar İslamiyet’i anlamak için zemin hazırlıyor ama bu zemini değerlendiriyor muyuz yoksa değerlendirmiyor muyuz? Mesela Fransa’da hürriyete geçildi, cumhuriyetçiler krala karşı isyan ettiler, yönetimi ele geçirdiler. İnsanlar artık bir kralın değil de kendi reyleriyle seçtikleri kişiler tarafından yönetildiler.

Avrupa’da başlayan daha sonra Osmanlıya da sıçrayan bu hürriyet hareketinin hazırladığı zeminin tevhid için kullanıp kullanılmadığını sorgulamak gerekir. Osmanlı’da hazırlanan zemin tevhid için kullanılmadığı için sonunda seküler bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti geldi. Bu seküler devlet de dini yasakladı.

Osmanlı’da nefsin ‘hürriyeti’ için mücadele verildi

Batı dünyasında hürriyet için yapılan ayaklanma kiliseye karşıydı. Doğu dünyasında yapılan hürriyetçi akımlar da İslamiyet’in hürriyeti için değil, aynı batı dünyasındaki gibi, insanların kendi menfaatleri için yapılan hürriyet taraftarlığıydı. Yani İslamiyet’i hürriyet esaslarına göre anlama çabası gösteren kişiler değildiler. Said Nursi İttihat ve Terakki taraftarlarıyla bir şeyler yapılabilir mi, diye birkaç yıl onlarla birlikte hürriyet-i şer’iyeyi savundu. Fakat Nursi hürriyet-i şer’iyenin inceliğini gösterme çabasındayken İttihat ve Terakkiçilerin nefsin hürriyetini istediklerini anlayınca onlardan ayrıldı. İstanbul entelektüellerinin yaptıkları çabalar, iktidara gelmek için yapılan siyasi kavgalardır. Sultanları iktidardan çıkarıp yerine askerleri getirmek için verdikleri iktidar kavgalarıydı. Terakkicilerin İslamiyet’e karşı çıkmaları, batılıların Hıristiyanlık dinini reddettikleri tarzda değildi. İslamiyet’i politik kimlik olarak koruyorlardı. İlk hürriyetçiler arasında Namık Kemal, Şinasi, Abdullah Cevdet, Hüseyin Cahit gibi kişiler vardı. Bunların arasında ateistler, materyalistler, natüralistler bulunuyordu ve fikirlerin çok yoğun propagandalarını yapmak için Almancadan kitaplar tercüme ettiler. Bu kitapları Tıp Fakültesi, Mülkiye ve Harbiye’deki öğrencilere dağıttılar, çalışma grupları oluşturdular ve bu kitapları çalıştılar. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri gençlerin bu şekilde eğitilip şekillenmesiyle ortaya çıktı.

Böyle bir tarihi geçmişten gelen insanların İslamiyet’in geleceğini parlak görmek istiyorlarsa, yeni nesilleri İslamiyet ile barışık yetiştirebilmeleri için çocukları ve gençleri “Subhaneke”yi ezberletmek yerine burhan ile İslamiyet’i tanıtmaları gerekir. Artık çocuklara sadece “Subhaneke” ezberleterek Müslüman yapma devri geçti çünkü o çocuklar okullarda matematik, fizik, kimya, sosyoloji, felsefe, mühendislik okuyarak zihinleri ve düşünme kapasitesi gelişiyor, din ile olan bağlarının 3 yaşındaki çocuk düzeyinde kalması mümkün değildir. Bu duruma psikolojide anomali adı verilir. Anomali, gelişim ve büyümede olan bozukluklar sonucu vücut ve organların normalden farklı bir yapılışta ortaya çıkmasıdır. Mesela beyin 2 kiloya ulaşırken kalp gibi bazı başka organların küçücük kalması gibi bir dengesiz büyümedir. Müslüman toplumlarda din diye konuşup ama dünya makamı için çarpışmanın altında yatan neden bu anomali, dengesiz büyümedir.

Dünya bilgilerine ve menfaatlerine gelince tamamen kendimizden geçercesine/delicesine sahip çıkarken, inanç konusuna gelince sadece “Subhaneke” ve “Fatiha”yı ezberleyerek dinle işimizin bittiğini zannederiz. Çocukları yazın camilere Kur’an kurslarına göndermek yerine yaz tatillerinde meslek edindirme gibi yönlendirip, esas eğitimi burhana dayalı Kur’an ve İslami kaynakların eğitimini yapan bir sistem değişikliğine gitmeliyiz. Bunu herkes kendi şahsında yapmayı demesi gerekir. Vahyin rehberliğinde varlığımızın nedenlerini anlamak ve vahyi ciddi çalışmak üzerine hayatımızı yönlendirmeliyiz. Dinin getirdiği mesajı burhana dayanarak çalışmalıyız. 80 yıllık hayatımızın 79 yılını üç günlük dünyaya verebiliyoruz ama 1 yılını bile ahirete veremiyoruz.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın

1 Yorum

  • ebnâ-yı mâzi ile ebnâ-yı müstakbel belirtilen dönemleri içerdiği gibi biz de kişi olarak ebnâ-yı mâzi veya müstakbelde yaşayabiliriz. ebnâ-yı mâzi dönemlerinde şahış olarak ebnâ-yı müstakbeli yaşayanlar olmuştur muhakkak. Üstadımızın dediği gibi bulunduğumuz dönem ebnâ-yı müstakbel olsa da kişi olarak topluluklar olarak ebnâ-yı mâzide yaşanlar vardır.

    Abi Risale-i Nur’a çok ciddi çalışmak lazım ki ebnâ-yı müstakbel ehli olabilelim. Cenab-ı Hakk nasip etsin İnşaAllah…