Kezalik görüyoruz ki: Fennin himmetiyle, zaman-ı halde filcümle, inşallah istikbalde bitamamihî hükümfermâ, kuvvete bedel hak; ve safsataya bedel burhan; ve tab’a bedel akıl; ve hevâya bedel hüdâ ve taassuba bedel metanet; ve garaza bedel hamiyet; ve müyûlât-ı nefsaniyeye bedel temayülât-ı ukul; ve hissiyata bedel efkâr olacaklardır – karn-ı evvel ve sanî ve salisteki gibi ve beşinci karna kadar filcümle olduğu gibi. Beşinci asırdan şimdiye kadar kuvvet hakkı mağlup eylemişti.
Fen, Yaratıcının özelliklerinin tanıtılmasında himmet eder
“Fennin himmetiyle, zaman-ı halde filcümle, inşallah istikbalde bitamamihî hükümfermâ, kuvvete bedel hak”
Bu cümledeki fen kelimesini, batı gözüyle yapılan varlık anlayışının analizi olarak görmemek gerekir. Fen kelimesini burada, insanların kainatı anlama çabası olarak anlayabiliriz. Kainatı anlama çalışması yapan kişiler, insani duygularını kullanarak çevresinde olup biten, yaratık aleminde gerçekleşen olayları, filhakika Yaratıcının tecelli ettirdiği özelliklerini araştırmalarının konusu yaparlar, kendileri bu niyeti taşımasalar bile. Bu nedenle fennin himmeti, araştırma çalışmaları yapma geleneğinin hakim olmasının sonucu olarak anlaşılmalıdır. Yıldızların oluşu, bulutların hareketi, yerkabuğunun özellikleri, deniz ile ayın ilişkisi, gezegenler arasındaki düzen, hücre alemi, bitkiler alemi ve atom altı dünya hakkında yapılan araştırmaların sonucunda bulunan ve keşfedilen özellikler insanlar tarafından merakla takip edilir. Nursi’nin anlayışındaki Fen ise, merakla takip edilen bu özelliklerin kaynağının yani Yaratıcısının bu özelliklerle bize muhatap olması ve bize kendisini tanıtmasının ifadesidir. Fennin ancak bu şekilde bir himmeti söz konusudur. Aksi halde, batıda gelişen materyalist dünya görüşünün İslam coğrafyasına taşınması şeklinde anlaşılması da mümkündür. Fakat Nursi hiçbir zaman materyalist dünya görüşüne, seküler hümanizma rağbet etmemiştir.
İslam coğrafyası, 18. Yüzyıldan beri Avrupa’ya hakim olan hümanizmin etkisi altında kalmıştır. Nursi’nin hiçbir eserinde hiçbir cümlesinde sekülerist bir yaklaşım bulunmaz. Bu dünyaya tesadüfen gelen, bu dünyada yaşadıktan sonra ölüp yok olacak olan bir dünya görüşüne karşı çıkmak için çırpınmıştır. İnsaniyetimiz bu görüşe itiraz ve isyan eder. İnsaniyetimize uygun bir varlık görüşü geliştirmemiz gerekir. Nursi, fenlerin gelişmesiyle ve himmetiyle insaniyet-i kübra olan İslamiyet inkişaf edecek, derken, batıdaki seküler ilerlemeler İslam’ın gelişmesine yardımcı olacak, diye bir yorum yapmamıştır.
Hürriyet, İslam’ın olmazsa olmaz bir unsudur. İmam Ebu Hanife’nin geleneği olarak devam eden İmam Maturidi’nin vermiş olduğu bir hüküm vardır: İtikadi meselelerde, hürriyetsiz iman olmaz, hürriyet imanın ön şartıdır. Bir insan hür olarak imana karar vermemişse o insana mümin denmez, hükmünü İmam Maturidi vermiştir. Bu hükme göre, hürriyete sahip çıkmak İslam’ın malıdır. Batıdaki hürriyet nefsin, enenin, egoizmin hürriyetidir. Nursi bu kavramları, İslam’ın kelimeleri olarak kullanmıştır. Zaten İslam’ın formunda olan bu kelimeleri batıda kullanılıyor diye İslamileştirelim telaşına gerek yoktur. İslamiyet ilk beş asırlık döneminde edebiyat, teknoloji, felsefe ve dini ilimlerde bütün dünyanın en ileri toplumuydu ve en parlak dönemlerini yaşıyordu. O devirde Müslüman alimler kainat çalışmasının en muazzam örneklerini vermişlerdi. Bu nedenle fenni çalışmalar İslam’ın hiçbir zaman yabancısı olan kelimeler değildi. Fakat maalesef Selçuklular döneminden sonra İslam’ın bu yönü ihmal edildi ve din fıkhi kuralların uygulamaya konulmasına dair çalışmalara indirgendi, diğer konular çok ihmal edildi. Bu ihmalkarlık o toplumun insanlarının hatasıdır, Kur’an’ın günahı ve eksikliği değildir. Birçok ayet-i kerimede kainata, semaya, arza, sineğe bakın diye açık uyarılar vardır. “Fenzur ilâ âsâri rahmetillâh” ayetiyle Allah’ın rahmet eserlerine bakılması emredilir. Bu rahmet eserlerini incelemeyi kendine konu edinen bilim dalına fenni çalışmalar deniyordu. Said Nursi’nin yaptığı en önemli hareket de sünnet-i Resulullah ve selef-i salihinin ilk beş asırda yaptığı geleneği ihya etmektir. Nursi, artık günümüzde ve istikbalde fennin hüküm ferma olacağını söylüyor.


ebnâ-yı mâzi ile ebnâ-yı müstakbel belirtilen dönemleri içerdiği gibi biz de kişi olarak ebnâ-yı mâzi veya müstakbelde yaşayabiliriz. ebnâ-yı mâzi dönemlerinde şahış olarak ebnâ-yı müstakbeli yaşayanlar olmuştur muhakkak. Üstadımızın dediği gibi bulunduğumuz dönem ebnâ-yı müstakbel olsa da kişi olarak topluluklar olarak ebnâ-yı mâzide yaşanlar vardır.
Abi Risale-i Nur’a çok ciddi çalışmak lazım ki ebnâ-yı müstakbel ehli olabilelim. Cenab-ı Hakk nasip etsin İnşaAllah…