Rabbi tanımaktan alıkoyan kaçış yolları
Rabbi tanımamak bizi öyle bir ateşin içine atar ki o ateşin alevleri kalbimizin dört bir tarafını sarar ve biz o işkenceyle yaşarız. O işkenceden kurtulmak için kendimizi uyuşturma yollarına başvururuz. “Çalışıyorum, çocuklarımın rızkını kazanıyorum, dini gruplara para veriyorum” gibi komik mazeretlerle kendimizi kandıracak kadar basitleştirebiliriz. “Kur’an çok iyi kitaptır, okusunlar ya da hizmet etsinler” diye birilerine veya bazı kurumlara para vermek insanın kendini kandırmasıdır. Madem çok güzelse niye Kur’an’ın eğitimine kendini tabi tutmuyorsun?
Vicdanını terbiye etmeye gücü yoksa, teslim olmaya karar veremiyorsa, konuyu yüzeysel geçiştirmek istiyorsa vakıf kurma, öğrencilere burs verme bahaneleriyle insan kendini oyalar. Tabii ki sadaka vereceğiz ama sadaka ve zekatın gerçek manasını öğrendikten sonra. Zekatın gerçek manasını öğrendikten sonra insan hayatının, duygularının, aklının, heyecanının zekatını verir yalnızca malın zekatıyla kalmaz. Malın zekatı fıkıhta yüzde 2,5’tur, hayatın zekatı Rabbi tanımaktır, onun yüzdesi yoktur.
Dünya, ihtiyar bir kadın gibi
Üçüncü beyit: “Niçin dudağındaki koyu renk, benim seni şiddetle sevmeme engel oldu. Halbuki aşkından kalbim param parça olmuştur.”
Dudaktaki koyu renk ihtiyarlığı anlatır. Dudaklar morarmaya başlayınca ölüm gelir ve bu da firak demektir. Firak şiddetle sevmeye engeldir. Bu örnek beyitte olduğu gibi “Bir adam kadına aşık olmuş ama dudağı morarınca onu sevmemiş” şeklinde düz bir anlayışla Kur’an okunmaz. Said Nursi bu beyti örnek vererek vicdanını konuşturuyor, firakın elemini konuşturuyor. Dünyaya aşık olan adamın duygularını ifade ediyor: “Aşkından kalbim paramparça, ben kavuşmak istiyorum ama sen ölüme gidiyorsun ey dünya! Nasıl olur da sana kalbimi bağlarım? Ben vuslat istiyorum, sen firak şarkısı söylüyorsun, benden kaçıyorsun. Seni öpemiyorum, morarmış dudağı kim öpebilir? Fani sevilmez, baki istenir. Bakiye ulaşmak ve mutlu olma duygularını tatmin etmek için mala, mülke, dünyanın zahiri güzelliklerine sahip olmak için para kazandım, onunla her yeri süslü şato gibi ev yaptırdım ama hiçbiri mutlu etmedi.” Morarmış dudaklar, beka isteyen ve bekaya aşık bir insanın bu fani dünyada cevap bulamayacağını anlatıyor.
Dördüncü beyit: “İç organlarım dikenli ağaçtan tutuşmuş ateş koru üzerindedir. Gözlerim ise güzellikten oluşan bir bahçede dolaşmaktadır.”
Dikenli ağaç kuruyunca çok çabuk alev alıverir. Şair bu beyitte, iç dünyasının böyle bir ateş koru içerisinde yanarken gözlerinin güzelliklerden oluşan bir bahçede dolaştığını, kendi gerçeğini, faniliğini, geçiciliğini unuttuğunu söylüyor. Bu dünyanın güzelliklerinden toplamak istiyor. Halbuki bu dünya fani ve geçicidir. Bu dünyanın güzelliklerini toplayıp, malı mülkü üst üste katlayarak ne yapacak! Herkes ölecek, bu dünya da ölecek, her an her şey ölüme mahkum ediliyor. Niye insan kendini kandırıyor? Bu örnekte de hem firakın insana getirdiği acının çekilmez olduğu, fakat mahbubun güzelliklerinin ise hürmete, sevgiye, lütfa layık olduğu belirtilerek, bu iki çelişkinin insan tarafından mutlaka çözümlenmesi gerektiği anlatılır. Kur’an’ın belagatında da bu çözümün nasıl takdim edildiğine dikkat edilmelidir. Bu örnek beyitler bize Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği konusunda yol gösterir. Said Nursi Altıncı Mesele’de, kelamın semerelerinin bize taşıdığı manaları toplamamız, kelamda boğulmamamız gerektiğini anlatır.




Masallah harikulade bir yazi. Beni derin dusuncelere ve canli hayallere sevk ettiniz. Bu fani dunya hayatimi maksadima uygun sekilde yasayabilirim insallah. Tesekkurler nazik hatirlatmalariniz ve hayati oneme sahip vurgulariniz icin.