Mikroskobik canlılardaki mükemmelliğin Müreccihe işareti
“Hurdebinî bir hayvanın sureti altında olan makine-i dakika-i bedia-i İlahiyenin”
İnsanın karşısına ancak mikroskopla görülebilecek kadar küçük bir canlının suretine girmiş makine-i dakika-i bedia çıkar. Mikroskopla görülebilecek kadar küçük parazitler, tek hücreli canlılar, küçücük hayvancıklar vardır. İnsanı hayretler içerisinde bırakan, düşünen insanın bile yapamayacağı işleri, iradesini kullanarak yapan bir makineyle karşı karşıyayız. İnsan da mükemmel bir sisteme sahip olarak kendini buldu. Kendini görür buldu, duyar buldu, düşünür buldu. Midesi, sinir sistemi, boşaltım sistemi akla hayale gelmez bir şekilde vücudunda en mükemmel bir tarzda döşenmiş buldu. Otururken yürümeye karar verdiğinde kaslarının hareketlerinde milyonlarca değişik kimyevi reaksiyonlar meydana gelerek, bir kalkma işleminin gerçekleştiğinden insanın hiç haberi yoktur. İnsanın dokularındaki, hücrelerindeki, organlarındaki mikropların, parazitlerin yaptığı faaliyetlerden sayfalarca formüller yazılır. Bu formüllerde de en ufak sapmaların olmadığını yine bilim adamları söylüyorlar. O küçücük hayvancıklar bu faaliyetleri yapmaya kendi kendilerine karar veremezler. Çünkü öyle bir özellikleri yok, o halde o hayvancığa kim varlık verdiyse onun düzenini O varlık veren kurmuştur. Kim olabilir diye etrafımıza baktığımızda o hayvancığa bu marifetleri verecek, onu harekete geçirebilecek ne bir fabrika ne de bir varlık görüyoruz. İşte o zaman diyoruz ki, bu kainatın tümünün düzenini kim kurduysa o hayvana da bu şekilde hareket etme özelliğini kainatı kurandan başkası olmayacağını anlıyoruz. Bu sonucu vermeye gücü, kudreti yeten, bir yapıcı ve tercih edici faktör, müreccih görüyoruz; o zaman ilahi demek zorundayız. Yani kainatı yaratan İlahtır, deriz.
Makine-i dakika-i bedia-i ilahiyeyi ancak kainatın Yaratıcısının yapabileceği sonucuna ulaşırız. Bu makine “şuursuz, mecra ve mahrekleri tahdit olunmayan”dır. Bu makinenin kendine ait bilinci yoktur. Nereye gidecek, nerede nasıl hareket edecek hiçbir şekilde karar altına alınamayandır. “Ben şunu yapacağım” diyemeyen, tahdit olunmayan, sınır altına konamayan bir yapısı vardır.
“İmkânâtında evleviyat olmayan esbab-ı basita-i camide-i tabiiyeden”
Her bir atomun parçacıkları vardır. Atomu dahi göremezken parçacıklarını görmek için milyonlarca kez büyütülse de görülmüyor ama varlığından eminiz çünkü sonuçlarını görüyoruz. O parçacıkların ‘şu şekilde değil de bu şekilde bir hayvan oluşmasını’ tercih etme konusunda ne şuuru, ne ilmi vardır. Kainat kim tarafından bu özelliklerle bu şekilde çalışmak üzere tesis edilmişse bu atomu da içindeki parçacıklarını da aynı Zat yapmıştır. Mikroskoplarla görülebilen binlerce çeşit canlı var. Son araştırmalara göre 7 milyon çeşit canlı varlığın olduğundan bahsediyor biyoloji kitapları. Paleontolistlerin ölmüş canlıların fosillerinde yaptıkları araştırmalarla bu sonuçlara ulaşılmıştır. Hiçbir kimse çıkıp da, yılan şöyle olsaydı daha iyi olurdu, diyemez çünkü yılan bu haliyle en iyi hayatı, doğumu, gelişimi, yem toplaması, sıçraması, avını yakalamasını gerçekleştirir. İmkânâtında evleviyat olmayan yani bütün canlılar en mükemmel şekilde var edilmişler, daha güzel ve mükemmel olabilirdi diyebileceğimiz canlı yoktur. Her varlık kendi içerisinde mükemmeldir.
Bu dünyada bulunuş maksadını unutmadan yaşama
7 milyon canlının her birisi kendi içinde en mükemmel düzenle yaratılmışken, tesadüfen oluşmuşlar diyenlerin cehennemi niçin hak ettiğini daha rahat anlayabiliriz. Sadece kasıtlı karşı çıkmak ve hakikate teslim olmamak için olmadık yollara başvuran sahtekar muannitlerin yaptıklarının karşılığını görmeleri gerekir. Yalancılığın ve sahtekarlığın sonucunu vicdan azabı olarak bu dünyada yaşarken, ebedi hayatında da yaptıklarının cezası nasıl gerekiyorsa o yaratma şartlarında muhatap olması gerektiğini insan anlar. Yaratıcımız “Yanlış yaparsanız kendi elinizle kendi cehenneminizi kurarsınız. Ben, sizi bunu anlayabilecek şekilde yaptım” der. Yaratıcısını tanımayan insan, vicdan azabını için için çekmek zorundadır; kendisini sahipsiz, kimsesiz, tesadüfen oluşmuş varlık olarak görür.
İnsan en güzel şekilde yaratılmıştır ama bir gün gelip ölecektir. İnsanı yaratan kasıtlı olarak ölecek şekilde yaratmıştır. 7 milyon canlının 6 milyonu, geçmiş zaman dilimleri içerisinde gelip fosillerini insanlara ibret almaları için bırakıp gitmişlerdir. Bu dünyanın sonu olacak (ölecek) şekilde var edildiğinin farkına varılması mesajını verirler. Çünkü devamlı değişikliğe tabi olan dünya bir gün kendi varlığını kendisi koruyamadığı için artık kim onu değiştiriyorsa, “Tamam seni ne var edeceğim ne değiştireceğim” dediği anda kendisine kalsa yok olacaktır. Yani kim bize hayat verdiyse o hayatı geri alacaktır. “Kendi varlığımı kendimin devam ettiremeyeceğimi” anlamam için hayatı bitirecektir. Bu şuur, ilim, kavrama, basiret, his dünyası bize niçin verilmiş diye sorduğumuzda, “Bu dünyada niçin varım?” sorusunun cevabını aramak çıkar. Bunun dışında bir görevimiz yoktur. Güneş sistemi bozuk da onu düzeltmek için değil, atomun çalışmasında hata var da onu gidermek için değil. Her şey yeterli ve yerli yerinde, yeter ki insan düzeni bozmasın.
Koyunlar, inekler, kuzular otluyor, büyüyor; at, deve gelip insana hizmet ediyor çünkü ünsiyet peyda ediyor, evcilleştiriliyor ve zevkle seni istediğin yere götürüyor. Her şey insanın emrine veriliyor. “Çoluk çocuğuma bakmak için buradayım” şeklindeki mazeretler geçerli olmaz. Çoluk çocuğa bakarken de “Bu duygu nereden geldi?” diye sormazsak hainlik yapıyoruz demektir. Bana bu duyguyu kim verdi? Bunu vermekteki maksadı neydi? Beni yapan bu kadar mükemmel yapmak suretiyle kendini tanıtır. Çoluk çocuğa zevkle bakmak yerine “Gecemi gündüzüme katıp, canımı dişime takıp çalışıyorum” diyerek kendimizi bir yerlere koyarız.
Bu dünyada bulunuş maksadı için her şeyi yapacağız. Çoluk çocuğumuza da bakacağız, laboratuvara da girip çalışacağız ama maksadımız yalnızca insanlığa hizmet etmek değil, yaratılmışlığımızın gerçekliğini anlamaktır. Yaratıcının en harika şekilde kendisini tanıttığını görüp, tezahürleri karşısında secdeye kapanmak için bu dünyada çalışacağız. Bu çalışmanın sonunda Allah meyvesini verecektir. Çekirdeği ekip, sulayıp, otunu temizledikten sonra Allah patlıcanı da, domatesi de, kirazı da, portakalı da, her ne istiyorsam ona göre verir. Ama benim görevim patlıcan, kabak yetiştirmek değil, insaniyetimin görevi onların yetişmesine, yaratılmasına şahit olmaktır. Patlıcanın nasıl harika bir şekilde yoktan yaratıldığını görmektir.




İslam tarihini az çok okuyoruz ,sohbetler dinliyoruz,flmler seyrediyoruz. Fakat bu bilgi yığınını böyle anlamlı bir şekilde düzenleyip sıralayan bu sıralamadan,bu düzenden şu an içinde bulunduğumuz kaos için yol haritası çıkaran yazılara pek rastlayamıyoruz. Allah razı olsun. Tarihi değerlendirmekte usul arayışında olmazsak günümüzü düzene sokmak için de tabiri caizse paldır küldür davranıyoruz. Allah razı olsun . Ben yazıdan çok yararlandım.
Allah sizlerden de razi olsun.ali