Bilimin diktatörlüğünü insaniyet yıkacaktır
“Esbab-ı basita-i camide-i tabiiyeden husûl-pezir ve destgâhın masnuu olduğunu, kendi nefsini kandırıp mutmain ve ikna edemezsin.”
Aklı, bilinci olmayan maddeden kabağın hasıl olması nasıl tabi, doğal olarak görülür? Kabak çekirdeğini toprağa koyduğumuzda kabak çıkar. Kim çıkarır? Nerden çıkar? Nasıl çıkar? Kabak çekirdeğinden kabak çıkma özelliğinin nasıl olduğunu araştırmak gerekir. Mesela “Fabrikanın bir tarafından demir, saç, plastik gibi hammaddeleri girersiniz diğer tarafından araba çıkar” gibi bir görüşün açıklamasını yapmak ve buna da bilimseldir demek insaniyete yakışmaz. Bir partikülden nasıl oluyor da sonunda kabak çıkıyor? Nasıl çalışıyor? Partikülde bilinç mi var, nereye gittiğini nasıl biliyor? Kainattaki yaratılış kanunlarını kullanmak suretiyle bilinçli bir tercih söz konusudur. Tercih edici faktör bir müreccihi gerektirir. Bir evin ortasında bir masanın tesadüfen oluştuğu kabul edilmediği gibi partikülün de kendi kendine olması mümkün değildir.
Kainattaki her hangi bir maddenin kendi kendine var edilme özelliği olmadığı, tarih boyunca üzerinde durulmuş bir konudur. Milattan önce 500 yılından beri kayıtlara geçmiş insanlığın vazgeçilmez kararlarındandır. Bilim adı altında, eşyanın kendi kendine oluştuğunu iddia eden anlayış mutlaka iflas etmek zorundadır. Felsefe iflas etti, bilim adına konuştuğunu söyleyenlerin felsefesi de iflas etmek zorundadır. İnsanlığın, kainatın şahitliği altında Halıkın karşısında secdeye mutlaka kapanacağı kaçınılmaz sonuçtur. Bu geçici dönemin bulutlarından mutlaka yağmur yağacaktır. Belki bir iki günde olacak işler değil ama mutlaka olacaktır. Gördükleri harika şeylerin kendi kendine olduğuna dair delil görmediğini söyleyen bazı bilim adamları, materyalist bilim adamları tarafından ‘çatlak sesler’ olarak değerlendiriliyor. “Kendi kendine oluyor” demeyenleri laboratuvarlardan kovuyorlar, makalelerini yayınlamıyorlar. Kendi kendine oluşuna dair hiçbir delil yok ama ‘bilim, kendi kendine oluşumu izah eder’ anlayışının diktatörlüğü var. Bu sekülarist diktatörlük mutlaka yıkılacaktır, insanlık artık bunu taşıyamaz. Çünkü akıl almaz mükemmellikteki düzenin en ince detaylarını görmeye başladılar ve insanlar bu düzenin kendi kendine tesadüfen oluşmadığını kabul edeceklerdir. Dinsizliğin diktatörlüğünü insaniyet yıkacaktır çünkü zülüm devam etmez. İnkar etmek isteyen, küfrü tercih edebilir ama zulmü ikame etmek isteyen serbest değildir. Zulüm insanlığın tümü tarafından reddedilir.
Partiküllerin kendi kendine doğal olarak böyle şeyleri yapma özellikleri olduğunu kabul edebilmek, eşyanın kendi kendine oluşuyor olduğunu söyleyebilmek için “herbir zerrede Eflâtun kadar bir şuur ve Calinos kadar bir hikmetini ispat etmek” gerekir. En zirvedeki zeki insanlar kadar hikmetli olduğunu ispat etmek gerekir. Partikülün “Şuraya gidersem yanlış olur, buraya gitmem lazım” şeklinde kararlar verip bilinçli tercih yaptığını gösteren hiçbir alameti yoktur. “Zerre kendi kendini yapıyor” iddiasında bulunan kişinin zerrenin süper zekaya sahip insanlar kadar hikmetli olduğunu ispat etmeleri gerekir. Mesela bir binanın duvarındaki tuğlaya bakarken, bilinçli bir şekilde oraya yerleştirildiğini görürüz. “En güzel şekilde tuğlalar kendi kendine buraya yerleşmişler” denilemez çünkü iradeleri yoktur. Ama bilim adamı “Orasını bilemem, ben din işleriyle uğraşmıyor, burada en uygun şekilde pozisyon aldıklarını gözlemliyorum” şeklinde bilimsellik adı altında açıklama yapar. Tuğlanın bu şekli alabilmesi için tercih yapacak bilinci var mı? Kendisinin üzerindeki başka bir tuğlanın nereye gidip nasıl bir bina oluşturacağına dair tasarrufta bulunması mümkün mü? Mümkün olmadığını kabul edersek, binanın bütününü bilen birisi tarafından, yani bilinçli birisinin iradesiyle konulduğunu kabul etmek zorundayız.
Zerreler arasındaki vasıtasız iletişim
“Zerrât-ı saire ile vasıtasız muhabereyi itikad” cümlesinde belirtilen zerrelerin arasındaki vasıtasız haberleşme konusu bin yıldan beri İslam uleması arasında tartışılan önemli bir konudur. Alimlerin büyük çoğunluğu böyle ince bir meseleyi yıllarca tartışmışlardır. Bizim bu tartışmalara ne girecek ilmimiz ne de vaktimiz var. Bilmemize de gerek yok, bu argümanların en detaylarını bilen birisi olarak Said Nursi imanımızı emniyete alabilmemiz için bize ip uçları veriyor ve konunun analizini yapıyor.
Bir eşyanın diğer bir eşyayla arasında ilişki vardır ve bu ilişki birbirine bağımlı olarak gelişir. Mesela güneş ışığının fotoncukları bir yerden gelir, suyun molekülleri bir başka yerden gelir ve bunlar birbiriyle anlaşırlar. Burada vasıtasız bir haberleşme vardır. Neden vasıta yok? Muhabere varsa vasıta olması gerekir. Burada akla gelen ilk soru, güneş ışığının fotoncukları ile suyun atomcuklarının varlığı nasıl izah edilir? İkinci soru, bunların hareketlerinin varlığı neyle izah edilir?
Zerreler arasındaki araçsız muhabereyi açıklayabilmek için güncel bir örnek verelim. Elimizden hiç düşmeyen cep telefonlarıyla konuşuyoruz, şuurlu bir şekilde birbirimizle anlaşıyoruz. Bu konuşma sırasında ses dalgacıklarını kullanıyoruz. Dünyada herkes bilir ki vasıtasız hiçbir şey olmaz. Konuştuğum cep telefonun faturasını her ay düzenli ödüyorum. Bu ücretleri niçin alıyorlar? O konuşmaların gerçekleşmesi için servis hizmetleri, internet bağlantısını sağlayan sinyallerin verildiği uydu kurulumu gibi birçok araç için ücret istiyorlar. Biz de bütün bu hizmetlerin karşılığını ödüyoruz böylece vasıtaları tanımış oluyoruz. Peki iki atom arasındaki anlaşmanın vasıtasının sistemini kim kurdu? Böyle bir sistemin kendi kendine oluştuğuna dair bir delil var mı? Apaçık olan bu durumu materyalist düşünce görmezden gelir. Bilim, mikroskopun altında gördüğünü iddia eder halbuki mikro dünyaya bakmaya gerek kalmaz. Yürüyen bir insan kendi fiilini yaratıyor diyemeyiz. Adamın nasıl yürüdüğünden bile haberi yoktur, sadece yürümeyi ister ve yürür. O anda insan ne yaptığını bilmez, insan yürütülecek şekilde yaratılır. İnsanın sadece isteme iradesi vardır, insan kendi fiilinin dahi yaratıcısı değilken iki tane atomun birbiriyle anlaşarak bir molekül yapıp, molekülden bir bitki yapıp insanın yapısına uygun hale getirmesi hiç mümkün değildir.
“Esbab-ı tabiiyenin üssü’l-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzâdaki kuvve-i cazibe ve kuvve-i dâfianın içtimalarının hortumu üzerindeki muhaliyetin damgasını kaldırabilsen… Eğer nefsin bu muhalâta ihtimal verse, seni insaniyet defterinden sildirecektir.”
Tabii sebeplerin aslı, esası olan maddenin en küçük temel taşında itme ve çekme kuvveti vardır. Madde hangi iradeyle ‘git’ diyor, hangi iradeyle ‘gel’ diyor? Elektronların kaçma gibi bir eğilimleri mi var? Maddenin en küçük temel taşında birbiriyle çelişen bu iki gücü aynı anda en mükemmel bir dengede tutacak iradeye, ilme sahip olabilmesi için kainatın Yaratıcısı olması gerekir. Said Nursi bu noktaya dikkat çekerek, maddenin içerisinde yapılanların kendilerine ait olmadıklarını, kendilerinden kaynaklanmadığını bize açıkça gösteren özelliklerle donatıldığını söylüyor. Bütün bunları maddenin kendisinin yaptığına dair hiçbir delilin olmadığını belirtiyor. Nursi, maddenin içerisindeki zerrelerin vasıtasız bir şekilde birbiriyle anlaştıklarını ve maddenin en küçük parçasındaki iki çelişki gücünün en faydalı, en mükemmel düzeyde denge kuracak şekilde tercih yapma özelliklerinin olduğunu söyleyen insanların insaniyet defterinden silineceğin belirtiyor.



İslam tarihini az çok okuyoruz ,sohbetler dinliyoruz,flmler seyrediyoruz. Fakat bu bilgi yığınını böyle anlamlı bir şekilde düzenleyip sıralayan bu sıralamadan,bu düzenden şu an içinde bulunduğumuz kaos için yol haritası çıkaran yazılara pek rastlayamıyoruz. Allah razı olsun. Tarihi değerlendirmekte usul arayışında olmazsak günümüzü düzene sokmak için de tabiri caizse paldır küldür davranıyoruz. Allah razı olsun . Ben yazıdan çok yararlandım.
Allah sizlerden de razi olsun.ali