Yansımalar

Kulluk Şiiri

Kulluk Şiiri | Ha-Mim

Şu anda odamda hiçbiriniz yok. Fakat sevdiğim, dostlarım bildiğim sizinle konuşuyorum, dinliyorsunuz beni. Çok mutluyum. Varlığınızdan memnunum. Şu anda fiziken yanımda olmamanız, demek ki sizinle beraber olmadığım anlamına gelmiyormuş. Yalnız teknoloji nimetine mi borçluyum bu mutluluğumu? Evrenin bir parçası olan teknoloji olmadan da sevdiklerimle, hatta kızdıklarımla bile beraber olabiliyorum.

Aşık olanlara sorun. Sürekli olarak sevdikleriyle konuşmazlar mı? Hele bir de şairlik damarları varsa, maşukunun fiziken yanı başında olmaması, onun aşkının zirveye çıkmasına neden olur. Maşuku fiziken var olduğu halde, fiziken yanı başında var olmaması şairlik duygusunu daha da bir canlandırır, kamçılar onu. Fiziken yanı başında olmak sınırlayıcı olur aşıklar için.

Fizikî ayrılık insanın aşk duygusunu daimileştiriyor; her an, her yerde maşuku ile beraberliğin özlemini giderecek duygularla donatılmış çünkü insanoğlu. Geçmişte kalmış sevdiğin bir hatıra, bir şekilde gündeminize taşınırsa, o hatıra sizin derinden bir ahh! çekmenize neden olur. Hatıranın tabloları hayalinizde canlanır, o günleri bir daha düşünür, hemencecik kendinizin içinde buluverirsiniz o kareler dizisinin. Başlıyorsunuz kendi kendinizle konuşmaya, hatıranın kahramanlarıyla da konuşur, kucaklaşırsınız. “Ah canım, ciğerim anneciğim, ne günlerdi onlar!” diye dilinize dökülüverir, cümleler. Başlarsın konuşmaya anneciğin ile, “alırdın beni karşına, tatlı, şefkat dolu sesinle başlardın ninnilerle beni sakinleştirmeye…” Konuşursun, neden konuşamayacak mışın? Geçmiş yokluğa gömülmedi ki. Fiziken beraber olmamak bir şeyin yokluğu anlamına gelmez ki. Var olmalı ki konuşuyorsun anneciğinle. “Ama annen öldü” diyorlar. O senin için öyle, benim için değil ki. Ben ve annem hâlâ hep beraberiz. Ölüm beraberliğin engeli değil ki! Ceset ölür, sevgi ölmez ki, hatıralar ruhta yazılıdır. Ruh ölmez, ruhun kayda aldıkları da ölmez.

Kendini tanıyana ne mutlu! Tebrike şayan. Kendini tanıyınca insan, o zaman varlığının kaynağını da tanıyıveriyor. Karşında olmayanla seni beraber kılan, geçmişte yaşadığınız günleri şu anda canlı bir şekilde yaşama özelliği ile sana varlık veren hiç boş, anlamsız, mesajı olmayan bir iş yapar mı?

Sahi, beni var eden ile ben fiziken beraber değilim ki, benim ile Onun aramızda birlikteliği hiç mümkün olur mu ki? Yaa, işte varlığımın sırrı burada. Kendimi tanıdığım an, Var Eden’imi hemencecik karşımda buluverecek şekilde donatılarak tanıyıveriyorum. Fizikî beraberlik aşkın, hasretin bittiği, kavuşma ateşinin söndüğü andır.

Aşkı cinsellikle karıştırmamalıyım! O benim hayvaniyet yönümdür. Konumuz değil. Ebedi mutluluk arzusuyla dolup taşan, evrene sığışmayan insanî duygularım, sonsuza açılan ihtiyaçlarım, cennet dedikleri yerin bile tadını kaçıran sınırsızlığımın bilincinde olmalıyım. Beni hiç terk etmeyen, sürekli bir hasret ile, bana varlık vererek Kendisine davet eden Maşukuma kavuşma arzumun tadını unutmamalıyım. Ona şiirler yazmak, ümit dolu göz yaşlarımla Onun huzurunda olmak arzusuyla yanıp tutuşmalıyım. Cennette bile Onu arzuluyor, onunla beraberliğimi canlandırdığım duygularımla hep Onunla beraber kalmak istiyorum.

Tanımı yapılamaz insan özelliği bunlar. Düşünün, böyle bir insanı yaratanı; Kendisi hangi özelliklerle donatılmış olabilir? Tanımlamak mümkün mü? Tanımlandığı zaman yok olandır O. Tanımlanamazlığında var olandır O. Benim “varlığını tam kavradım” iddiamda benim için yok olan, “eğer O beni var etmeseydi yok olurdum” bilincimde var olandır O.

Ey bana varlık veren! Ey “O” (Hüve) olan Sen! Sana aşık olmayan beyin çalışmaz olsun! Senin için atmayan kalp atmaz olsun. Onunla beraberliği arzulamayan kalp bir et parçası demektir zaten. Ona yönelmeyen yüzler kararsın! Ona hasret yaşları dökmeyen gözler kör olsun! Onun karşısında “iyyake na’büdü ve iyyâke nestaîn” diye her hatırladıkça, zikrettikçe aşk şiirleri döktürmeyen diller kurusun! Onun huzurunda eğilmeyen beller kırılsın, Onun mutlakiyeti karşısında secdeye kapanmayan zeka yüklü başlar çatlasın! Onu taşımayan bedenler çürüsün ve çürüyor da zaten.

İnsan, insan olur da, nasıl böyle tanımlanamayacak kadar sınırsız duygularla Kendisini tanıtanı tanımaz ve tanıttırmaz, Onu sevip sevdirmez, Ona Kendisini tanıdığını her fırsatta dile getirip ilan ettirmez! Ey Ali nasıl yaşayabilirsin ki Ona şiirler yazmadan, Onun hasretiyle yanmadan! Ona kavuşmanın yollarını aramadan! Kendini boşa harcama, kendini bir et, kemik kümesinden ibaret görme, yakışmaz senin insanlığına.

Seni insan yapan senin insani duygularındır. O duygular senin Yaratanın bizzat Kendisinden üflediği nefesidir, ruhudur. Konuşurken içindeki o nefesi çıkarıyorsun ağzından. Nasıl olur da o Mutlak yaratıcının sendeki emanetini Onu anmadan, zikretmeden harcayabiliyorsun o nefesi? Utan kendinden. Ona kaside yazmadığın her anın senin en büyük kaybındır. Zümrüdü çöpe atmaktan ne farkı var, senin Ona yönelmeyen, Ona hamd etmeyen, Onu tesbih etmeyen nefeslerinin? Kıymetini sonsuzdan sıfıra indirmekten, sana ebedi verenin sendeki emanetini, yokluğa giden anlamsız konuşmalarınla harcamaktan utanmıyor musun? 

Kendini dinle, kendine gel, kendini Onda bul. O var olduğu için sen varsın. O senin için var olmasa sen bir insan olarak yoksun, ancak bir et yığını olarak varsın. İnsanlığın her an yokluğa o zaman dökülür işte.

Bana, “seni ancak Bana kulluk etmen için yarattım” diyorsun. Söze ne hacet, varlığım haykırıyor: Sen ey Ali, yalnız Ona kulluk etmek için varsın. Yetmez mi varlığın sonsuz amacı olan kulluk sana? Her anında, her fırsatta yalnız ve yalnız Ona ibadet eder bütün alem. Neden katılmamakta direniyorsun bu zikir halkasına? Ne kazanıyorsun hayatını toprağa gömmek ile?

Haydi yaz şiirini! Ey O! Senin bilincinle canlanır akıllar. Sana yönelen yüzler Senin sonsuz nurunla parlar ebede dek. Sana kapanan başlar yücelir ebediyete. Senin için çarpan kalpler ancak Senin ile tatmin olur. Ancak Seni taşıyan bedenler ‘”insan” olur. İnsaniyetinin yeşerdiği hayat ancak Senin için yaşandığı zaman hayat olur, Seni unutarak yaşanan hayat memat, ölü, ceset olur. Seni taşıdığının bilincinde olmayan hayatlar odun taşıyan eşek olur!

Seninle olmak, Senin için olmak, Seni anmak için yaşamak, Sana vuslat şiirleri yazmak için konuşmak, Seni hatırlamak için düşünmek nasip et bize, hepimize, Ya Rabb’el-Alemin!

Amin!

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın

1 Yorum

  • Ben de çok utanıyorum ve nefes alamıyorum. Keşke O’nunla hep beraber olabilseydim diyorum. Bu kainata haksızlık ettiğim, hakkına girdiğim, Seyyidlerinden bağımsız telakki ettiğim anlar için çok üzgünüm.
    Ya Gaffar az zunüb
    Ya Settar al uyub
    Ya mukallibel kulubu vel ebsar

    Subhaneke ma abednake hakka ibadetike ya Mabud