Usûle Dair Kainat ve İnsan Kur'an Okumaları

Hz. Davud (as) Kıssasında Kendimi Buldum-1. Bölüm

Hz. Davud (as) Kıssasında Kendimi Buldum-1. Bölüm | Ha-Mim

Mesela, pusula Kuzeyi gösterir. Fakat bazı manyetik alan sapmaları pusulanın yanına yaklaştığında manyetik alanını bozar ve yönler karışır. Bu sapmalar, benim kişisel hırslarım, kaprislerim, ön yargılarım, bencil düşüncelerim, kendi kendini yeterli gören egoist yorumlarımdır. Bunlarla pusulayı yanlış yorumlamam çok mümkündür. Kuran’ın kendisi, ‘beni okumaya başlamadan önce ‘Allah’a sığın’ diyor. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ (kovulmuş/taşlanmış ve devamlı vesveselerle taşlayan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım,) de. Şeytanın telkinlerini dinleme! Yani, peşin hükümlerle kendini şartlandırma, açık fikirli ol, söylenilenlerin senin insaniyetinin ihtiyacına cevap verip vermediğine bak ve sonunda da sana bu duygular ile kim varlık verdi ise işte Ona dayandırarak insani ihtiyaçlarını karşılamaya çalış. Bu metni de O’nun sana gerçeğini anlaman için rehberlik yaptığını bilerek oku, dinle, sonra karar ver. Bu yüzden, gerçek olmayan alternatif anlayışları sunmakla görevlendirilen Şeytanı kovmaya değer. Peki, bunu söyledim ama gerçekten kaprislerimden, egoist endişelerimden, önyargılarımdan kurtuldum mu? Şartlanmış zihnim bu toplumda ben bunu yapamam, diyor. Bu yüzden, bu metni okumalıyım. Ve eğer bu metin bana bir şekilde toplumsal (ve popüler) kültür akışını takip etmemem gerektiğini teklif ediyorsa, kendim özel olarak kendi kararlarımı uygulamalıyım. Bu konuda bana yardımcı olacak Kur’an’a müracaat etmeliyim. Eğer toplum kültürünü takip edenler varlık yorumumu ve hayatımın amacını boşluk olarak görüyorlarsa, pratik hayatımda yaşadığım doğrularıma veya vahiy öğretisinden öğrendiklerime katılmayabilirler. Ben Yaratıcının mesajını deneyimliyorum. Bu yüzden ben İsrailoğullarından biriyim. 

Musa’dan sonra gelen İsrailoğulları dedi ki: “Bize bir kral tayin et ki Allah yolunda savaşalım!”

Buradaki ‘kral’ vurgusuna dikkat edin. Onlar peygamberi hayatlarının lideri olarak görmüyor olmalılar ki bir ‘kral lider’ istediler. Demek ki hala krallık (sultanlık) yönetimi zihniyetini atamamışlar. Peygamberi, ordu komutanı olarak göremiyorlar. Peygamberler ise ‘kral’ değildirler. Krallar kendilerini atarlar, fakat peygamberler ise Allah’ın tayin edip insanlara gönderdiği mesajın uygulayıcı liderleridirler.

 ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ (Allah yolunda)

Allah’a ulaşan bir anlayışın gerçekleşmesi davası için savaşmalıyız. O’na ulaşmak ve başka şeyleri hesaba katmadan Allah’ı kâinatın sahibi olarak ilan etmek için mücadele edeceğiz. Fiziksel olarak bu dünyada bir şeyler yapsak bile sadece Allah için yapacağız, dışarıdaki birileri veya belli bir ırkın üstünlüğü veya güçlü olması için değil.

“Ya savaşmanız emredilir de savaşmaktan kaçınırsanız?” 

Ne için emredilir? Allah’ın hukukunu muhafaza ve Onu hakkıyla tanıyıp teslim olmak için.

“Onlar da: ‘Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki? Biz yurtlarımızdan ve oğullarımızdan uzaklaştırıldık.’ demişlerdi.”

Dikkat edersek bugünlerde ‘neden’ biraz değişti. Amacın, vatanı geri almak olduğu söyleniyor. Kendi vatanını Allah’a ulaşma yolunda savunmak zorundasın. Yani, savaşmadaki esas amaç Allah için olmalı, kara parçası için değil. Fakat bu, vatanın veya bedenin yani dünyevi hayatın korunması için savaşmamalısın anlamına gelmiyor. Şimdi Medineli inananların Yesrib için değil Allah’ın hukuku için savaşa hazır olduklarını anlayabiliriz. Evet Yesrib’i savunuyorlar ama savunurken Allah’ın rızasını gözetmek zorundalar.

فَلَايُسْرِففِّىٱلْقَتْلِ

Katilde aşırıya gitmesin” (Kur’an, 17: 33)

Öldürmede aşırıya kaçma. Konunun bağlamında anlamı farklılık içerse de genel prensip olarak da alınabilir. ‘Savaşırken adaletli ol.’ Saldıran insanlara sinirli olma çünkü eğer sinirlenip sağduyunu kaybedersen, agresif bir şekilde saldırmaya başlarsın. Toplum adaletini kurabilmek amacıyla Allah’ın yönlendirmesi takip edilmeli fakat bu yönlendirmeyi uygularken kabileci pagan (şimdilerde milliyetçi, ulus devletçi) kurallarıyla karıştırmamak lazım.

“Halbuki savaşmak onlara emredilince, birkaçı dışında, uzak durdular.”

Onlardan çoğu dönmüş ve pek azı Allah’ın yolunu takip etmeye sadık kalmış. Bu ne demek? Kimisi ne kadar cesur savaşçılar olduklarını gösterip toplumda statü elde etmek için, kimisi ganimet kazanmak için, kimileri toprak ve dünyevi güç kazanmak için savaştılar ama bunlar Allah için, “ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ” yani ‘Allah’a ulaşma’ veya ‘Onun bilincinde olma yolunda’ yapılan bir savaşma değildi. Hem Allah yolunda ve hem de yurtlarından çıkarılmanın intikamı için yapılan karmaşık hedefli savaşlar, Peygamberlik mesajına karşı olduğu için, onların anlayışlarındaki yanlışlık çok açık idi. Yalnızca ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ için savaşacak olanların, başka hedefler amaçlayanlardan ayrılması için bu insanlara imkân verilmeliydi. İlk imkân hiç beklenmedik bir kişinin kumandan tayin edilmesi oldu, sonra da bir “nehir” ile bu imkan bir daha süzgeçten geçirilecekti. Zaten baştan beri Peygambere değil de ayrıca bir “kral”a ihtiyaç duyduklarını ifade ederken kendilerinden birisinin kral olmasını ümit ettikleri belliydi. Peygamber ise ‘kral’ın yani padişahın emrinde çalışan bir nevi “Şeyhu’l-İslam” gibi sultana bağımlı bir pozisyona düşürülmek isteniyordu.

وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ

“ama Allah zalimleri çok iyi biliyordu.”

ظَّالِم۪ينَ Sadece yanlış yapmak değil, Allah’ın sınırlarını aşmak, rızasına karşı gerçekten yanlış, haksızlıklar içeren, hakikate dayanmayan (şirk bunlar içerisinde en önemlisi) bir şeyler yapmak anlamına da gelir. Ruhunun ana vatanı olan geldiği yere, yani Allah’a ulaşma yolunun dışında bir maksatla yapılan bir savaşa katılarak Allah’ın koyduğu sınırları aşmamaya dikkat et. Özellikle, zamanımızın inananlarının zihinlerini hazırlamak için bu ayette verilen örnekteki insanlardan ders almak gerekiyor. Onlar Allah’ın hukuku için savaşacaklarını söylediler ama bir toprak parçasını savunmakla karıştırdılar. Kendi kültürel anlayışlarını takip ettiler ve ideal savaş şartlarında başarısız oldular. İdeal savaş şartları konusu gelecek ayetlerde tartışılacak inşaAllah. 

Bu bizim için ne anlama geliyor? Ben savaşmıyorum ki diyebiliriz ama imansızlığa/küfre karşı her zaman savaş halindeyiz. Haksızlığa, kötü hırslarımıza, önyargılı durumlarımıza karşı savaşmalıyız. Peygamberin öğretilerinden öğrendiğimiz gerçekle çelişen kültürel geleneklere karşı kendi içimizde savaşmalıyız. İntikam için inançsızlıkla savaşmak, toprak kazanmak veya insanları haraca bağlamak vs. için değil; hak olanın, ona muhtaç olanlara ulaştırılması için gerekli gayreti göstermeliyiz. Egoist istekler bizi bir yola çekiyor ve gerçeği kabul eden ruhumuz bizi başka bir yola davet ediyor. Ne için savaştığımızı bulmalıyız. Biz düz çizgiyi, Allah’a ulaşan yolu tutmalıyız. Bu yol; benim dünyevi memnuniyetim, kaprislerim ve hırslarım için değil. Yegâne sebep Allah olacak. Şu anda devam eden savaş, kendi irademi O’nun iradesine teslim etmektir. Kendindeki kaprislerle, kıskançlıklarla savaşacak kendinden başka birini, gerçek bir savaş alanı veya kral bir komutanı arama. Her zaman öyle ya da böyle bir savaşın içindeyiz ve peygamberlik geleneğine göre en büyük savaş içimizde devam eden savaştır. Diğer savaş bedeninle yaptığın fiziksel savaştır ama en önemlisi ve en zoru kendi ruhunda, egonda yaptığın savaştır. Beden zaten geçici. Her şekilde öleceğiz fakat ruhsal ölüm sonsuzdur, Cehennem bu ölümü temsil eder. Gelecek hafta devam edeceğiz inşaAllah.

*Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Part 1 – I Found Myself in the Story of David – 10/14/20” başlıklı videonun transkriptinin çevirisidir.

Yazar hakkında

Meryem Nur

Yorum yazın