Risale-i Nur Okumaları

İçimizdeki Ebu Cehil’e Uymamak

Ebu Cehil’in, Bedir Harbi için Mekkelileri toplarken yola çıkmadan önce Kabe’de yaptığı bir duası vardır. Bir peygamber duasını andıran sözlerinde Ebu Cehil şöyle yalvarır: “Ey Kabe’nin Rabbi, kim haklı ise onu galip kılmak üzere yola çıkıyorum. Senden de bunu yapmanı diliyorum.”

İnsan olarak yaptığımız işlere ve dilimize dikkat etmeliyiz. Kendi kurduğu tuzaklara razı olan insanların durumunu düşersek Kur’an’ın hidayeti ve nuru bize ulaşmaz. Kendimizi eleştirebilmeliyiz. Kendimize ve dindarlığımıza güvenimizi, her yıl hacca ve umreye gidişimizi tahlil etmeliyiz. Kıldığımız namazların, tutuğumuz oruçların, yaptığımız umre ve hacların ne anlama geldiğinin çalışmasını yaparak tevhid ile boyanarak, tevhidin sıbgasına girecek bir eğitime tabi olmalıyız. Ancak böyle bir durumda Kur’an’ın nuru ve feyzi gelir.

Said Nursi’nin irşad çağrısına tabi olmayanların içinde imamlar, müftüler de vardı. Ebu Cehil de kabilesinin alimlerindendi. Hidayete talip olurken dikkat etmek gerekir. “Biz de Allah’a inanıyoruz” demekle hidayet bitmiyor.

‘’İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?’’ Ankebut Suresi (29):2

Neden inandığımızı bilmeliyiz ve tahkikini yapmalıyız. İnancın sonunda konumumuzun ne olduğuna dikkat etmeliyiz. Din kisvesi altında yapılan yanlışlıklar vardır. Rekabet duygusundan dolayı Said Nursi’nin yazmış olduğu risalelerin yayılmasına tahammül edemeyenler var. Ben senden daha dindarım, ben senden daha fazla Arapça bilgisine sahibim, iddialarının altında enaniyet, gurur, ucub, kendi dindarlığına güvenmek vardır. Şeytan, inandığını söylediği insana sağdan yaklaşır, derler.

Kendini yeterli görme tuzağı

İşte, ben çendan Kur’an’ı Hakîmin kuvvetine istinaden dâvâ ediyorum ki, çok alçak olmamak ve yılan gibi dalâlet zehrini serpmekle telezzüz etmemek şartıyla, en mütemerrid bir dinsizi, birkaç saat zarfında ikna etmezsem de, ilzam etmeye hazırım. Fakat, nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki, bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübadele eder derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara hakaiki söylemek, hakaike karşı bir hürmetsizliktir.

Kendi bilgimize ve faziletimize değil, Kur’an-ı Hakimin kuvvetine istinad etmek gerekir. Said Nursi, çok alçak olmamak ve yılan gibi dalalet zehrini serpmekten zevk almamak, başkalarını zehirlemekten lezzet almamak şartıyla en mütemerrid dinsizi birkaç saat zarfında ikna etmese de ilzam etmeye yani cevap veremez duruma getirmeye hazır olduğunu söylüyor. Bediuzzaman bunu nasıl yapıyor? Kur’an-ı Hakimin kuvvetine dayanarak yapıyor. Biz de bu kuvvete dayandığımız ölçüde aynı sonuca ulaşırız. Fakat nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis muzır şişe parçalarıyla mübadele eder derecede münafıklığa girerse, insan suretindeki yılanlara hakaiki söylediği için hakikate karşı hürmetsizlik yapmış olur. Öküzün boynuna inci takılmaz. Hz. İsa’nın tabiriyle domuza inci atılmaz. Domuz ne bulursa yer, inci atıldığında da yer ve onu pisliğe dönüştürür.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın