Münafıklık özelliğinin çok değişik tanımları vardır. Burada münafıklığı, dinini bilerek dünyaya satma, bilerek hakikat elmaslarını pis muzır şişe parçalarına mübadele etme olarak tanımlanır. Burada dikkat edilmesi gereken kelime “bilerek”tir. İnsanların çoğu masumdur, bilmeden yaparlar, uyanmaları için uyarmak gerekir. Alak Suresinin 6-7. ayetlerinde “Kellâ innel insane le yatgâ en reâhustagnâ” diye buyrulur. Bu ayetlerde insanın kendisini yeterli gördüğünde tuğyan içinde kaldığı anlatılır. “Biz de Allah’a inanıyoruz, biz de namazımızı kılıyoruz” şeklindeki ifadeler kişinin kendi kendini yeterli gördüğünün manasını taşır. Şeytanın sağdan yaklaşması bu şekilde olur. Bu yapılan vurgularda yalnızca dinsizliği taraf edinmiş, kainatı bilimsel olarak izah etmeye çalışıp onun işaret ettiği Allah’ı inkar edenleri kastetmiyoruz. Genelde taklidi iman ile yetinip tahkike ihtiyaç göstermeyecek tavır takınan içimizdeki Ebu Cehil’e bakan yönüyle konuyu ele alıyoruz.
Bu duygu “Biz de Müslümanız, biz de Allah’a inanıyoruz” diyerek genel ifadeler kullanır. “Ben şu nedenlerle Allah’a inanıyorum” diyemez. Bu duygu genel olarak konuştuğundan dolayı genelin içerisinde kaybolup gider. Ne Kur’an’ı anlamaya ne de Kur’an’ın eğitimine tabi olmaya muhtaç olmadığını düşünür. İmanı bitirdiğini, şimdi artık amele dikkat etmesi gerektiğini savunarak iman eğitiminden kaçınır. Kaç kez umreye kaç kez hacca gideceğinin hesaplarını yapar. Bu amellerin yapılması için de para kazanması gerektiğini teklif eder ve para kazanmaktan da zevk alır. Bu duygu insana gazinoya veya diskoya gitmeye değil, onun yerine enaniyetini tatmin edecek faaliyette bulunmayı teklif eder. “Biz Müslümanız, biz dindarız, çeşitli dini faaliyetleri de destekleriz” şeklinde açıklamalarla kendisinin yeterliliğini ilan eder. “En reâhustagnâ” ayet-i kerimesinde vurgulandığı gibi kendi bulunduğu haliyle başka şeylere ihtiyacı olmadığını düşündürtür insana. Kur’an’ın mesajına muhatap olmaktan uzaklaştırır. Kur’an’ın iman eğitimine girmeye müsaade etmez. Dünyalık bir işi veya mesleği gereği öğrenmesi gereken bir konuyu en detayıyla incelettirir ve fakat Kur’an’a muhatap olmaya gelince, onun mesajına muhatap olmak yerine anlama kabiliyeti olduğu halde anlamaya çalışmadan, “Bu da sevap deyip”’ geçiştirmeyi teklif eder. İçimizdeki bu Ebu Cehil, Kur’an ile eğitilmeye tahammül edemez. Bilir ki, Kur’an kendisinin insan üzerindeki hakimiyetine son verecektir.
Kendi kendini yeterli gören bu duygu, dini artık tam manasıyla bildiğini ve artık dünyadan da nasiplerini alması gerektiğini telkin ederek dinini dünyaya sattırır. Yani din ile olan bağlarını koparmayı teklif etse kabul etmeyeceğini bildiği için yalnızca gelenekleşmiş amellere yöneltip, Kur’an’ın mesajına muhatap olacak kabiliyette olanların kabiliyetini tamamen dünyevi işlerinde kullandırarak, Kur’an’a değil Mushaf’a muhatap eder, onu ‘’kıraatiyle teberrük olunan bir kitap’’ haline dönüştürür. Bütün bunlar insanın kendi kendisine yeterli olduğunu iddia eden içimizdeki Ebu Cehil’in tavırlarıdır ve ayet-i kerimedeki müstağni olan insanın tanımının içerisine girer.
Peki, kendimizi dindar bilmeyecek miyiz? Konunun doğru anlaşılması gerekir. Ne kadar dindar olursak olalım, ne kadar dini işler yaparsak yapalım, kaç rekat namaz kılarsak kılalım devamlı Kur’an’ın feyzine, nuruna, kuvvetine ihtiyacımız vardır. Ona muhatap olmaktan geri kaldığımız anda, “yeter artık” dediğimiz anda kendi kendimizi yeterli görme pozisyonuna girdik demektir. Kur’an’ın nuruna, feyzine ihtiyacımız olduğunu bilerek, daima Kur’an’ın eğitimine, terbiyesine kendimizi tabi kılarak tevhidin sınırsız olan tabakalarını keşfeden kaşifler olarak her gün tevhid hakikatinde bir katmer daha öğrenmenin heyecanını taşıyacağız. Bu heyecanın bittiği yerde iman eğitimi biter, iman eğitiminin bittiği yerde insanın kendisini yeterli gördüğü ortaya çıkar. Kendi kendimize yeterli olduğumuzu, ihtiyacımızın olmadığını iddia ettiğimiz anda Kur’an’ın tabiriyle tuğyan içerisindeyizdir. Bu, Rabbimizi tanımamak için Ebu Cehil’in başkaldırısıdır. “Her gün sana kainatı yaratıyorum, her gün sana yeni imkanlar tanıyorum, her gün Kendimi bir başka şekilde senin huzuruna sunuyorum” diyen Rabbimize, “Hayır, artık ben Seni tanımak için yeni bir tablonun yaratılmasına falan ihtiyacım yok, ben Seni tanıdım bitti, ikide bir şu dünyayı yenileyip durma canım” demeye gelen bir tuğyan tavrının içerisine giriyoruz.



