Risale-i Nur Okumaları

İçimizdeki Ebu Cehil’e Uymamak

Her zaman tevhidin inceliklerine girip, o inceliklerle nefsimizi daima susturmaya, ikna etmeye ihtiyacımız var. İnsan ölmedikçe nefsi ölmez, nefis canlı kaldıkça vesveseye devam eder. Her vesveseye cevap olmak üzere de bu kainat yeniden düzenlenerek huzurumuza takdim edilir. “İşte sana yeni bir imkan daha. Haydi bu imkanı da kullan ve Rabbini bu vesileyle bir daha tanı” denilir. Kur’an bu tanıma işleminin nasıl yapılacağını kelam cinsinden bütün detaylarıyla izah eder.

Kur’an eğitimine girmeyen insan başka şeylerle meşgul olur. Kim ne yapmış? Kim nereye gitmiş? Buranın valisi kim? Burayı kim yönetiyor? Özellikle politikacılardan veya birbirlerine düşman etmek için hazırlanan tv programlarına katılan din adına konuşanlardan kim ne demiş? Bu tür dedikodularla insan eti yiyerek vakit geçiririz. Bir şeylerle meşgul olmak üzere yaratılmış olan merak duygusunu Kur’an’a ve Rabbi tanımaya değil de dünyanın oyunlarına, cambazların gösterilerine, sahtekarların konuşmalarına zaman ayırmaya başlarız, onları dinleriz. Başkalarının neler yaptığı, neler söylediği üzerinde dururuz. Nefsimizin ne gibi vesveseler verdiğini anlayıp, ona cevap bulmak için çırpınma faaliyetinden kendimizi uzak tutarız.

Bu kainat bir okuldur, bir mekteptir, bir medresedir ve biz bu kainat medresesinin talebeleriyiz, öğrencileriyiz. Kainat bir laboratuvardır bizim için. O laboratuvarı “inceledim bitti” dediğimizde öğrenciliğimiz de biter. Öğrenciliğimizin bitmesi, tamam, mükemmel olduğumuz anlamına gelir, tamam olmak da müstağni bir hale girmemdir yani ihtiyacım yok, demektir. İhtiyacım yok diyen de tuğyan içindedir.

Kendimize sormalıyız: Ben böyle yapıyor muyum? Bende böyle tavırlar var mı? Acaba dünyanın bir işini merak edip de Rabbimi tanımayı merak etmeme gibi bir tavır içerisine girdim mi? Kulağım, gözüm radyoda, televizyonda, gazetelerde mi? Görüştüğüm insanların, medya gibi gıybet kaynaklarından duyduklarıyla beni meşgul etmelerine razı oluyor muyum? Bunlara kulak verdiğimde, kendi elimle kendimi zarara uğrattım, demektir. “Bunlarla ne işim olur?” diyebilmeliyiz. Benim bu dünyada niçin bulunduğumu anlatan bir kaynaktan haber almalıyım. Beni Yaratanın ‘Beni niçin yarattığını’ anlatan kaynaktan haber almalıyım. Benim bu dünyadaki vazifem nasıl anlatılıyor? Hangi duygularımı hangi yönlerde kullanmam gerektiği noktasında ne gibi rehberlikler yapılıyor?

Furkan suresinin 59. Ayetinde “Fes’el bihî habîrâ” şeklinde buyrulmaktadır. Eğer bir haber merak ediyorsak, onu her şeyin hakikatinden haberdar olanın Konuşması olan Kur’an’dan sormalıyız. Rabbimiz konuşurken niye başkasını konuşturalım! Ya Rabbimizin konuşmasını dinleyelim, ya da eğer O’nun konuşmasını dinlemeyi beceremiyorsak Rabbin konuşmasından nakil yapanları dinlemeliyiz. Rabbimizin konuşmasını bizim anlayabileceğimiz şekilde bize ulaştıranları dinlemeliyiz. Muzır şişe parçaları olan gıybet kaynaklarını dinlememeliyiz. Bu gıybet kaynakları insanların ilgi alanlarını ve duygularını yaratılış maksadına değil dünyanın bizzat kendisinin hizmetine veriyor. Kendi siyasi görüşünü empoze etmek için konuşuyor. Kendi tercihlerini beyinlere enjekte etmek için konuşuyor. Başkası hakkında konuşuyor, insana bu dünyada niçin yaratılmış olduğunu anlatmak için konuşmuyor.

Kur’an’da da anlatılanlar var ama onlar Allah’ın elçileri olarak anlatılıyor. O elçilere isyan edenler anlatılıyor. Allah’ın elçileri, Allah’ı insanlara tanıtan zatlardır. Kur’an başkasının gıybetini yapmak için konuşmaz. “Ad kavmi şöyle kötüydü, Semud kavmi böyle kötüydü” şeklinde konuşmaz. Bu kavimlerin takındığı tavırların kötülüğünden bahsederek eğer biz de böyle davranırsak aynı kötü akıbetlerin bizi de beklediğini anlatır. Kur’an başkalarının hatırasını anlatmaz. Benim Ad kavmini, Semud kavmini, bendeki firavunun, nemrudun temsilcisi olan Ebu Cehil’in verdiği vesveselerin neler telkin ettiğini anlamam için Kur’an bana konuşur. Kur’an Rabbimin bana konuşmasıdır ve ancak böyle dinlersem anlayabilirim.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın