“Mesîl-i garazda sedad; ve maksat ve müstekarrın temeyyüzüdür.”
Bir yazı ve kitap yazılsa, mutlaka “maksadı nedir” diye sorulur. Kur’an’da da, “Allah konuşuyor” diye iddia ediliyorsa, mutlaka Yaratıcının niye konuştuğunun belirlenmesi gerekir. “Kur’an’ı sevap olsun diye okuyorum” gibi komik cevaplar olmaz. Kur’an’ı, varlık maksadımı anlamak için okuduğumda müstakarrına, hedefine ulaşmış olurum. Toplumda, düşünme kabiliyetini geliştirmemiş insanların “sevap” diye okumaları o kişiler için normal bir tavırdır. O kişilerin kendi kapasitelerine göre dini tarafgirliği olacaktır. Ama belli bir eğitim düzeyinden geçmiş ve Bediuzzaman’ın Muhakemat adlı eserini okuyup “Bu eserde ne demek istiyor” diye merak edenlerin bu tür işlerle uğraşacak zamanının olmaması gerekir.
“Rabbim neden bana konuşuyor?” konusunda ikna olacak şekilde Kur’an’a yaklaşmak, insana yakışan tavırdır. İfrat edip, “”Kendimize bakalım, diğer insanları aşağılamayalım” gibi yorumlar yaparak, Kur’an’dan faydalanmak için Allah’ın bize ihsan ettiği kabiliyetlerimizi israf etmeyelim.
Kendi gerçeğimize göre ve kendi kapasitemize göre Kur’an’ı okumalıyız. “Herkes böyle Kur’an okuyamaz, insanların çoğu avamdır” gibi savunmalarla kendimizi kandırmayalım. İnsanların çoğunun avam olduğunu bilecek kadar kurnaz olan birisinin kendisini avam sınıfına atmaya çalışması kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir. Herkes kendinden sorumludur ve kendini muhatap alırsa Kur’an’ın selasetini anlayacaktır. Yani İlahi kelamın mümtaz bir şekilde, maksadına ulaşacak şekilde konuştuğunu tasdik edecektir. Kur’an’ın bize ne vermek istediğini, nereye ulaştırmak istediğini kolayca anlayacağız.
Peygamber kıssaları, insan hayatlarına model olur
Muhakemat kitabındaki Onuncu Meseleyi belağat uzmanı olmak için değil, Kur’an okuma usulünü öğrenip, ondan faydalanabilmek için okuyoruz. Kur’an “Ben Allah’ın kelamıyım” diyerek ciddi bir iddiada bulunuyor. Eğer bu eser, Yaratıcımın bana konuşmasıysa her şeyi bırakıp, bütün telefon hatlarını kesip yalnızca bu konuşmaya açık bir telefon almam gerekir. O’nun bana konuşması dururken, annemmiş, babammış, arkadaşımmış, havaların durumu nasılmış, gibi konuşmalarla uğraşılmaz ki!
Kur’an’ın, gerçekten Allah’ın konuşması olduğunu anlamak için kainata dönüp baktığımızda Yaratıcının, tabiat ile ahenk içinde olan bir konuşmasını, harice temessül eden bir konuşmasını görürüz. Maksada ulaşmak için çok tutarlı deliller getirerek açıklamalar yapar. Üçkağıtçı politikacılar gibi, yahut inançsız profesörler gibi birçok teknik terimler kullanarak beyinleri satın alıp, kendilerine hayran bırakmak için konuşmalar yapmaz Kur’an. “Ben senin Yaratıcınım. Şu dağı görüyorsun değil mi? Bulutlara baktın mı? Yıldızlar nasıl parlıyor! Bahçende gözünün önünde büyüyen ağaç var. Bunların anlamı ne, hiç düşündün mü?” şeklinde konuşur Yaratıcım. Beni ezmeden; anlamadığım, bilmediğim haletin içerisine sokmadan muhatap olur. Peygamber örnekleri anlatır ama peygamber isimleri önemli değildir.
Hz. Musa hakkında bilgi sahibi olmak önem arz etmez. Kur’an’da Musa’nın kardeşi Harun ile olan ilişkisi anlatılır. Musa’nın Samiri ve kavmiyle olan ilişkisi öyle bir anlatılır ki aslında bizim kardeşimizle olan ilişkimizin nasıl olacağı nakledilir. Musa’nın Samiri’yle ve kavmiyle olan ilişkisi bizim dış dünyadaki ilişkimizin nasıl olması gerektiğini gösterir. Samiri nasıl “Kendi putumuzu kendimiz yapalım” diyorsa, medeniyet de bizi çağırır “Gel bana uy, her gün sana yeni bir teknoloji getireceğim, hayatını kolaylaştıracağım, rahat rahat çürüyüp öleceksin” der.
Kim bu Samiri? Yanı başımızda, her yerde olan internet, avucumuzun içerisinde olan akıllı telefonlar. Bütün bunlar bize bunları telkin ediyor. Samiri ne demişti: “Kendi güzel dünyamızı kendimiz kuralım. Musa’yı niye dinliyorsun! O Tur dağında Allah’la konuşsun, bizden uzak olsun.” Günümüzdeki Samiri de bize şunları telkin ediyor: “Bayram günü camiye gidersin önemli değil, cumaya da gidersin, hutbe dinlersin bunlar çok önemli değildir. Ama sosyal itibarın önemlidir. Bu nedenle en güzel mobilyaları almak, en güzel eve sahip olmak, akrabalar arasında en itibarlı pozisyonda olduğunu gösterir. Bu itibarı kırmayacaksın.”
Aslında bu telkinlerin altında yatan şeyi anlamak hiç de zor değil: Bu sahip olduklarınla bir türlü tatmin olamadığını kimseye göstermeyeceksin, için için anlamsızlık yüreğini yaksa da kimseye belli etmeyeceksin. Gizli gizli psikologlarla konuşacaksın çünkü başkasıyla derdini paylaşamıyorsun. İtiraf etmek için can attığın iç çelişkilerin var, yanlışların var, anlamsızlığı yaşıyorsun. Gece uyku uyuyamıyorsun, kafana takılan birçok mesele var. Hiç ahiret aklına gelmiyor, yaratılış maksadın aklına gelmiyor, çırpınıyorsun, kimseye göstermiyorsun. Sabah, erkeksen tıraşını oluyor, kadınsan makyajını yapıp en şık kıyafetlerini giyip, etrafına gülücükler dağıtarak kendini mutlu insan rolüne sokuyorsun. Geceleri uyuyamaz ve artık dayanamaz hale gelince kafa çekmeye başlıyorsun.”
Halbuki Musa ise senin yanı başında ve sana şunları söylüyor: “Senin bir Sahibin var. Bu konuyu hiç düşündün mü? Kendini kandırmadan gerçeğinle beraber ol. O’nun nimetlerinden faydalan ama O’nun sana ikram ettiğini bil ve kaynağın ebedi, ezeli olduğunu, mutlak olduğunu anla.” Kur’an ancak böyle okunur.



