Kur’an’daki selaseti bozan teşebbüsler
Kur’an tarih bilgisi vermez, teknik terimlerin içerisinde boğmaz, bildiğimiz gözlemlediğimiz dünyadan bahseder. Muhakkak atom altı dünyaya girmemiz şart değildir, baktığımız en küçük eşyada bile O’nun varlığının sonsuz işaretlerini görebiliriz. Her bir eşyanın varlık alemine gelmesinde bizim için çok deliller vardır. Bizi, O’na bağlayacak çağrılar, davetler vardır. Kur’an anlayacağımız dilde konuşur. “İnna enzelnahu Kur’anen arabiyyen leallekum ta’kılun” Akıl edesiniz diye, Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik, şeklinde buyrulur Yusuf Suresi 2. ayet-i kerimesinde. Bunun için çok büyük eğitimlerden geçmek gerekmez. Eğer kendimiz anlayamazsak Said Nursi gibi anlayan birileri çıkmış, konuşmuş, kitaplar yazmış bize Rabbimiz nasıl anlayacağımız konusunda yol göstermiştir. Bu kaynaklara baş vurabiliriz.
Kur’an’ın ifadeleri aklımızı tatmin ettiği gibi hislerimize de muhatap olur. Kur’an’da ulaştırılmak istenen ana hedefe giderken başka konuları karıştırmak selaseti tağyir eder. Okuyucuyu ulaştırılması istenen ana hedefe götürmeyecek şekilde farklı konuları dahil etmek metnin akıcılığını bozar. Kur’an’da böyle ilgisiz sapmalar yoktur.
Birçok insan “Kur’an okurken bir konudan birden başka bir konuya geçiyor” diye söylüyor. Kur’an’ın belağatında selaset vardır ve o selaset gereği başka ilgisiz konuları karıştırmaz. Okuyucuyu bir noktada alır, vermek istediği hedefe götürür. Yapılan açıklamaların hepsi götürmek istediği hedefin araçlarıdır. Bir konudan, birden bire başka bir konuya geçen ayetleri okurken şöyle bir yaklaşım içinde olunmalıdır: “İlk ayetlerde anlatılan konu, diğer ayetlerde birden başka bir konuya geçiyorsa bu şekilde sonuca daha güzel ulaşabilirim. Bu nedenle dikkatli okumalıyım”. Bir konudan birden bire başka bir konuya geçerken bağlantıyı kurmak müfessirin görevidir. Eğer müfessir bağlantıyı kuramıyorsa iki şık vardır, ya o kişi bu işten anlamıyor veya özel bir maksat için Kur’an’a muhatap oluyordur. Kur’an okumalarımızda müfessirin Kur’an’ın selasetini nazar-ı itibare alıp almadığına bizim dikkat etmemiz gerekir.
Okuyucuyu istenilen hedefe ulaşmada yardımcı olmayacak ara bilgiler (enformasyon) Kur’an’da atlanır. Bu, Kur’an’da çok genel bir kuraldır. İnsana ana mesajı anlamasında yardımcı olmayacak açıklamalar atlanır. Mesela bir peygamber örneği verilirken, aslında her insanın hayatına tekabül eden bir peygamber temsili anlatılır. İnsanı hedefe götürürken yardımcı olmayacak ara bilgiler atlanır. Musa şöyle yapmıştı, derken birden Harun’a geçiverir, oradan firavuna gider. Ne zaman firavuna gitti? Önce Musa ile mi yoksa Harun ile mi görüştü? Tur dağında görüşürken ses duydu, geldi toparlandı, oradan firavunun sarayına mı gitti? Bu soruların cevapları belli değildir. Çünkü Kur’an hikaye anlatmaz, Hz. Musa’nın biyografisi hakkında bilgi vermez.
Tarihten biliyoruz ki Tevrat’ın başına bu olay gelmiştir. Yahudiler bütün peygamber hikayelerini tamamladılar. Tevrat’ın peygamber hatıralarını anlatan kısımlarını, insanın ulaşacağı maksada faydasının olup olmadığı düşünmeden tamamlayarak güzel bir biyografi kitabı ortaya çıkarttılar. Bizde de böyle meyiller olabilir. Aradaki boşlukları dolduran birçok tefsir vardır. “Kur’an burayı anlatmıyor, olayın aslı budur” diyerek israiliyattan faydalanmak suretiyle yazılmış eserler vardır. O boşlukların doldurulması ana hedefe ulaşmamızda bize engel olmuştur.
Kainatla bağdaşmayan, kainatın fıtratıyla kucaklaşmayan tefsir Kur’an tefsiri değil, onu yazanın bilgiçlik taslamasıdır. Kur’an’ın maksadı, garazı vardır; bu maksadı “Neden bu dünyada varsın?” sorusunun cevabını bize anlatır. Bunsuz Kur’an okunmaz, bu soruyu cevaplamadan bu dünyada yaşamaya değmez. Bütün maksadıyla birlikte Hz. Yusuf’un güzelliğini, İrem Bağlarını anlatıyorsa insanın fıtratına konuşuyordur. Bunlarla birlikte bir hedefe ulaştırır. Kainat bir tarafta, söz bir tarafta o maksada götürür. Yani her ikisi de aynı maksada götürür. Eğer tefsiri yapanın açıklamalarında maksattan sapan yorumlar varsa bu ayetle çelişir. Kastın mecrasında teferrük etmemek için sedat etmek, yani aynı kaynağın dere yatağında akması gibi olmalıdır, yan dallara bölünmemesi gerekir veya yan dallar da aynı hedefe götürmelidir. Sağa sola çarpmamalı, bölünmemesi gerekir. Dalların da aynı havuzu doldurması, aynı maksada hizmet etmesi gerekir.
Herşey Rabbi ve geldiği kaynağı tanıtmak içindir. Ruhun Rabbini tüm esmasıyla tanıma özelliği, istidadı vardır. Kur’an, o istidadı geliştirmek üzere terbiye yapar.
Not: Fatma Özten tarafından hazırlanmıştır.



