Risale-i Nur Okumaları Usûle Dair

Kur’an’ın Belağatındaki Mana Katmanları

Ayetler yaşadığımız hayata rehberlik ediyor mu?

“Sanki o mecmu-u makasıtta her bir maksat tesavir-i mütedâhileden müşterekün fîh bir cüzdür. Nasıl mütedâhil tasvirlerde siyah bir noktayı bir ressam koysa, o nokta birinin gözü, ötekisinin yüzünün hali, berikisinin burnunun deliği, başkasının ağzı olduğu gibi, kelâm-ı âlîde dahi öyle noktalar vardır.”

İç içe girmiş tasvirler gibi hepsi aynı noktada birleşen, aynı hedefe yürüyen manalar bir noktada birleşirler. Mesela ressam iç içe çizilmiş birkaç ayrı resmi aynı tabloda birleştirir ve üzerine siyah bir nokta koyar. Birkaç tane resim aynı kağıt üzerine üst üste yapılır. Resmin bir yerine siyah bir nokta konulur. O nokta bir resimde insanın gözü olacaktır, diğer resimde insanın burun deliğini gösterecektir, başka bir resimde insan kafasındaki ağzı temsil edecektir. Bu resmi anlayabilmek için biraz tasavvurumuzu kullanmamız gerekir. Resimdeki o nokta gibi kelâm-ı âlîde yani belağatı yüksek kelamda da öyle noktalar vardır.

Mesela Resulullah’ın zamanında gerçekleşmiş bir olayda her hangi bir kişinin belli bir davranışına karşı cevap olarak Rabbimiz, o konuyu aydınlatan bir ayet ile Muhammed a.s.v.’a rehberlik yapmıştır. Bir kişinin davranışındaki eksikliği veya yanlışlığı düzelten cümle, bu resimde göz görevini yapar ve yanlışı ortaya koyar. Sonraki bir nesilde aynı cümle bir başka olaylar zincirinde burun görevi yapacak, daha sonraki bir nesilde de yüzdeki ben görevini üstlenecektir. Aynı cümlenin birçok görev yapması belağatın şiddetinden kaynaklanır.

Kur’an, Resulullah ile başlayan hayat macerasında Allah’ın Muhammed a.s.v.’a yaptığı rehberliktir. Bu rehberlik, Hz. Peygamber a.s.v.’ın yanı sıra onun etrafında yaşayan sahabe adını verdiğimiz insanların hayat macerasına da rehberlik eder. Eğer Kur’an’ı esbab-ı nüzul dahilinde anlayıp bırakırsak, ilahi kelamı 1450 sene öncesinde bitiririz. “Vahiy o dönemin hayatını tanzim etmiştir” diyerek o hayatlardan sadece örnek almakla yetinirerek Kur’an’ın bugünkü hayatımıza karşılık gelen eğitiminden mahrum kalırız.

Böyle bir yaklaşımla Kur’an okusaydık, Bedir Savaşını, Hendek Savaşını yanlış yorumlardık. Allah’ın yardımıyla sahabelerin galip geldiğine ve Allah’ın sevdiği kullarına böyle yardım ettiğine inanırdık. “Onlara yardım etti belki bize de yardım eder” diye beklerdik. Peki bizim hayatımızdaki Bedir Savaşının karşılığı nerede? Bize Allah’ın yardımını ulaştıracak Bedir’e katılanların sadakati nerede? O sadakat eğitimine bakan yönüyle bu ayetleri okuyarak bizzat kendi hayatımızın yaşanan kitabı olduğunu veya rehberliğini idrak ediyor muyuz? Aynı ayetlerin bizim hayatımıza da iniyor olduğunu anlama ve böylece Kur’an’ın ezeli bir ilimden geldiğini idrak etme çabasında mıyız?

“Hz. Peygamber a.s.v. döneminde bazı olaylar olmuş, ona bir soru sorulmuş, o da cevap vermiş. Bana böyle sorular sorulmuyor bu nedenle beni bu ayetler ilgilendirmiyor.” şeklindeki tavırlara giremeyiz. Kur’an bizim yaşadığımız hayatın da rehberlik kitabıdır. Akıl baliğ olduktan sonra, ne zaman Kur’an’a ihtiyaç duysak muhatap oluruz. Babaannemden duydum diye Kur’an’a ihtiyaç hissedilmez. Bu dünyadaki hayatımızın varlığını anlamlı kılacak bir rehbere ihtiyacımız vardır. Bu dünyanın bir Yaratıcısının olması gerekir ve bu Yaratıcı bana rehberlik yapmalıdır. Yaratıcının sözü olduğu iddia edilen Kur’an diye bir kitap var. Bu kitabı elimize almalıyız ve Yaratıcının sözlerinin kainattaki şahitliğine mutabık geliyor mu, bakmalıyız. Aynı zamanda bizde (insanda) var olan o şahitliği algılama duygusuna da tamamen mutabık rehberlik yapıyorsa o kitabı ciddiye alıp hayatımızın her kademesinde doğrudan doğruya hayat arkadaşı olarak Kur’an okuması yapmalıyız.

Kur’an, hayatımın arkadaşı olarak, hayatıma rehberlik yapmak üzere Rabbimin bana konuşmasıdır. Çünkü bu konuşma, ezeli ve ebedi olan Rabden geliyor olduğunu söylüyor. O’nun ilmi ezeli ise, ben O’nun ilmine muhatap olmak üzere Kur’an’ı elime alacağımı biliyor olmalıyım. O halde niçin esbab-ı nüzul içerisinde boğulup kalalım! Esbab-ı nüzul o hayat tarzının rehberliğinin örneğiydi. Bizim esbab-ı nüzulümüz nedir? Çünkü Kur’an ile eğitilen Hz. Muhammed a.s.v. insandı ve vefat etti. Onun getirdiği mesaj elimizde Mushaf olarak duruyor. O Mushaf’ı Kur’an olmaya çevirmeliyiz. Yani mutlak ilimden gelen kelam olarak okumalıyız. Mutlak ilim Sahibi olan, şu anda Kur’an’ı okuyacağımı bilen birisinin yaptığı konuşma olduğunu anlamalıyız. Aksi takdirde Kur’an değil, tarih kitabı okur duruma düşeriz. Kur’an’dan faydalandığı ilmini bize aktarmak isteyenlerin bu konudaki hassasiyetleri gerektiği kadar gelişmemiştir. Bu hassasiyetleri geliştirenlerin yaptığı rehberliklerde de biz bu noktalara dikkat etmiyoruz. Said Nursi’nin yaptığı tefsirlerde bu özellik vardır. Kur’an hayat rehberi olmak üzere Yaratıcımızın bize şu anda yaptığı konuşmasıdır. Kelamullah’a bu şekilde muhatap olmak gerekir, bunun dışındaki okumalar Kur’an değil tarihsel belgeye dönüşür veya kutsal bir kitap olur ki biz ona Mushaf deriz.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın

3 Yorum

  • Allah Razı olsun Çok iyi özetlemişsiniz.Bu usule çok ciddi ihtiyaç var.Aytıntılarda insanlar birşeyler söyleyebiliyorlar ama bütünün krokisini çizmek kolay değil Allah size ihsan etmiş. Said Nursiyi ciddiyetle okumuşsunuz. Bize de anlatıyorsunuz.  Allah razı olsun.

  • Cok guzel bir yaklasim gercekten, daha once geleneksel Risale okumalarinda hic rastlamadim. Binlerce elhamdulillah bu manalar kalbinize ilham edildigi icin.