“Âlem güzeldir” cümlesindeki mana katmanları
“İkinci nokta: Kıyas-ı mürekkeb ve müteşa’ab sırrıyla metalib tenasül edip teselsül etmektir. Güya mütekellim o metalibin beka ve tenasülünün bir tarih-i tabiîsine işaret eder. Meselâ, âlem güzeldir. Demek Sânii, Hakîmdir; abes yaratmaz, israf etmez, istidâdâtı mühmel bırakmaz. Demek, intizamı daima tekmil edecek. Ciğer-şikâf ve tahammülsüz ve emel öldürücü bütün kemâlâtı zîr-ü zeber eden hicran-ı ebedî olan ademi, insana musallat etmez. Demek, saâdet-i ebediye olacaktır. Üçüncü Makalenin İkinci Şehadetinin Mukaddemesinde nübüvvet-i mutlakanın mebhasinde, insanın hayvandan üçüncü cihet-i farkı, buna iyi bir misaldır.”
İkiden fazla kıyas unsuru taşıyan, yani ikiden fazla maksat taşıyan mütedahil tasvirler – birbiri içerisinde birçok meseleyi örnek gösteren, kıyas eden – müteşa’ab sırrıyla değişik şubelere ayrılır. Yani ağaç örneğinde olduğu gibi gövdeden dallara, dallardan meyvelere doğru yapılan ayrılmaya referans verilmektedir. Metalib tenasül edip teselsül edilmekte yani istenilen çoğalma zincirleme devam eder. Çoğalma organik bağlarla teselsül eder. Teşbihte hata olmaz, mesela bir baba var, onun çocuğu var, torunu var, torunun çocuğu var, böyle devam eder. Baba ilk gördüğümüz manadır, biraz dikkat edince çocuğunu görürüz, biraz daha dikkat edince torunu anlamında mütedahil dairelerdeki tenasülden teselsül bu şekilde olur. Yani Kur’an, bir kez okumakla bitmeyen bir kitaptır. Bir defa zahiri manasını okumakla babayı öğrenmiş oluruz ama onun çocuğu var, çocuğunun çocuğu vardır.
“Güya mütekellim o metalibin beka ve tenasülünün bir tarih-i tabiîsine işaret eder.”
Kur’an ile konuşan mütekellimin bize aktarmak istediği manalar vardır. O manaların devamı söz konusu yani organik bağlarla çoğalması, üremesi devam ediyor. Manadan bir başka kapı açılıyor, o kapıdan bir başka kapı daha ve o şekilde tenasülünün bir tarih-i tabiîsine işaret ediyor. Kur’an’daki belagat organik bağlarla üreyip gelen, mana silsilelerinden bahseden tarih boyunca bir gelişime işaret ediyor. Önce “Allah birdir” der, daha sonra gider insanın kalbinin en dibinde hissettiği bir şey vasıtasıyla Rabbine yönelmesi gerektiğinin mesajını alır. Allah birdir, dedikten sonra kalbinin içinde bir talep doğar, bu talep yalnızca Rabbine yönelmesi gerektiğinin davetiyesidir. Bu davetiye “Allahu ehad” ifadesinden anlaşılır.
“Meselâ, âlem güzeldir. Demek Sânii, Hakîmdir; abes yaratmaz, israf etmez, istidâdâtı mühmel bırakmaz.”
Kainata zahiri olarak bakarak “Âlem güzeldir, bazen zelzele oluyor, fırtınalar oluyor, bu durumdayken pek güzel değil ama yine de güzele benziyor” diyerek geçiştirebiliriz. Yahut “Bu güzel sanatlı alemin Yapıcısı hikmetle yapıyor, güzel olsun diye yapıyor, yapmasında bir maksadı var. Kainatta abes iş görmüyoruz, lüzumsuz ve gereksiz hiçbir şey yoktur” diyebiliriz. Bu kainatın Yaratıcısı israf etmez, lüzumsuz bir şey yaratmaz, kudretini gereksiz kullanmaz. İnsanın yaratılışında da israf yoktur, bizdeki kabiliyetleri ihmal etmez. Mesela insanda her şeyin güzel olmasını, mükemmel olmasını istemek; kendisi gibi bütün insanların mutlu olmasını istemek; hiçbir zaman yanlışların yapılmasını istememek gibi kabiliyetleri vardır. “Alem güzeldir” cümlesinin içerisinde de insandaki istidatların yersiz, anlamsız, maksatsız olmadığının haberi vardır. Birbiri içerisindeki manalar bu şekilde ortaya çıkar.
“Demek, intizamı daima tekmil edecek.”
Güzelliğin ana iskeleti olan kainatta nizam, düzen var. Bu düzen devamlı bir surette mükemmelleştirilecektir. Tek bir çekirdek önce topraktan bir filiz verir, sonra gövde olur, dallar çıkar, o dallardan yapraklar açar, sonra çiçekler açar, tomurcuklar gelişir, büyür. Meyve güzel kokusuyla gelir, olgunlaştığında küçücük bir dokunuşla elimize düşer. Bu durum karşısında insanın aklının şaşırıp, hayretler içerisinde kalarak secdeye kapanması gerekir. Eğer bu olaylar karşısında hayretten secdeye kapanmıyorsak insaniyetimizi kullanmadığımız anlamına gelir. “Neler oluyor burada?” diye hayretle sorabilmeliyiz. Demek ki kainatta intizam daima tekmil edilecek.
İnsanın duyguları da bir çekirdekten ağacın büyümesi gibi büyür, meyveler vermeye hazırlanır. İnsan, gençliğinin ebedi olmasını ister, kendisine verilen duygularını tam yerinde kullanacağı zaman yaşlanmaya başlar. İhtiyarladıkça zafiyetleri artar, mükemmel olmak ister ama bedeni çürümeye doğru gider ve insanı terk eder. Ama insan burada kemal beklentisi içerisindedir. Demek ki insanın kemale olan kabiliyeti karşılıksız bırakılmayacaktır. İnsanın kabiliyetinde olan her şeyin en mükemmel ve en güzele doğru gelişmesi gerektiğine dair olan beklentisi karşılıksız kalmayacak, tamamlanacak, intizam tekmil olacaktır. İnsandaki en derin duyguların cevabı Kur’an’daki anlam katmanlarında bulunur. İlahi kelama bu şekilde muhatap olunması gerekir. Güzelliğin iç katmanları anlatılmalıdır. Ayet-i kerimeler bir saray gibidir; Said Nursi yaptığı tefsirinde içine insanı alır, kat kat dolaştırır, her kattaki ayrı dairelere götürür, her dairedeki ayrı odalara götürür, birbirini doğuran ve birbiriyle organik bağı olan mana ilişkiler ağını tanıtan açıklamasını yapar. Tarihi hikayeler anlatmak yerine gerçek tefsirini yazar.
“Ciğer-şikâf ve tahammülsüz ve emel öldürücü bütün kemâlâtı zîr-ü zeber eden hicran-ı ebedî olan ademi, insana musallat etmez.”
Sonbahar geliyor, emellerimiz, beklentilerimiz, gençliğimiz, kabiliyetlerimiz yaşlanıyor, ölüyor. Bütün bunların hepsinin yokluğa gittiğini zanneden düşünceyi insana musallat etmez. İnsanı böyle bir ademe mahkum etmez. Bu sonucu “Alem güzeldir” cümlesinden anlarız. Bu güzellik insanı ademe mahkum etmez, beklentilerini suya düşürmez, saadet-i ebediye olacaktır.
Bu muhakeme tarzı Risale-i Nur Külliyatının içinde bir ağ gibi vardır. Said Nursi, Kur’an’ın belağatının anlam katmanlarının içerisine bir dalgıç gibi girer. Bir mevzuyu ele alırken önce konunun başına bir ayet koyar, sonra mevzuyu anlatırken anlatılanlarla ayet arasında bir ilişkinin olmadığını zannedersiniz. Buradaki örnekte de “Alem güzeldir” dedi ama insanın ademe mahkum edilemeyeceği sonucuna getirdi. Eğer bu bağlantıyı kuramıyorsak sebebi, Kur’an’ın belağatına nüfuz etmiş bir zatın eserlerini okuduğumuzun farkında olmama ihtimalimizden olabilir.
Not: Fatma Özten tarafından hazırlanmıştır.




Allah Razı olsun Çok iyi özetlemişsiniz.Bu usule çok ciddi ihtiyaç var.Aytıntılarda insanlar birşeyler söyleyebiliyorlar ama bütünün krokisini çizmek kolay değil Allah size ihsan etmiş. Said Nursiyi ciddiyetle okumuşsunuz. Bize de anlatıyorsunuz. Allah razı olsun.
Cok guzel bir yaklasim gercekten, daha once geleneksel Risale okumalarinda hic rastlamadim. Binlerce elhamdulillah bu manalar kalbinize ilham edildigi icin.
Ben de Elhamdulillah diyorum. Dualariniz icin tesekkur ederim. ali