Risale-i Nur Okumaları

Said Nursi’nin İslam Âleminde Gördüğü Hatalar ve Getirdiği Çözümler

Materyalist dünya görüşünün ortaya çıkışı

Said Nursi’nin bu mevzulara girmesinin sebebi nedir? Yeni dünya ortaya çıkmıştı. ‘Para sistemi ve parayla ticaret yapmak, banka kullanmak caiz midir? Bankacılık helal midir? İslami bankacılık mümkün mü?’ gibi tamamen ikinci derecede önemli olan, itikadi esasları doğrudan ilgilendirmeyen konularla Nursi meşgul olmuyordu. O dönemin dünyasında hakim olan fikri cereyan neydi? Sömürgecilik dünyayı sardığı zaman bütün Müslüman alemler hatta Müslüman olmayan toplumların dahi zenginlikleri batı dünyasına aktarılınca ve batılı devletler bütün askeri güçleriyle Müslümanları esaret altına alma teşebbüslerine girişince, Müslümanlar da canlarını kurtarmak için askeri güçlerini geliştirmek istediler. Ama bu mümkün değildi çünkü itikadi tabanları maddî gücü hedefleyen ve sömürüyü esas alan bir dünya görüşünü geliştirmeye müsait değildi.

Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse sömürgecilik yapamazdı. Çünkü sömürgecilik yapan adam hiçbir emek harcamadan koskoca Hindistan’ın bütün zenginliklerini kendi memleketine katıverir. Sömürgeciler, hiçbir çalışma yapmadan Müslüman bir ülkeden milyon defa zengin oluverir ve elindeki imkanları da silah üretiminde kullanır. Dünya görüşünü de ona göre vurgulamaya çalışır. Bu gelişmeler sonucunda Avrupa’da Hıristiyanlık dini insan muhakemesini reddettiği için – prensipte muhakemeyi kullanmadan din adamı ne derse ona tabi olmayı getirdi için – insanlar kendi muhakemelerini kullanmayı tercih edip isyan ettiler. Dini reddettikleri için bu kez dinden bağımsız bir dünyayı anlama çalışması Avrupa’da tekrar güçlü bir şekilde canlandı. Fakat bunun kaynağını Müslüman aleminde yetişmiş olan İslam filozoflarından aldılar ama söylemediler. Bunun sonucunda Avrupa’da Yaratıcıyı ve ahireti hiç dikkate almadan bir dünya görüşü gelişti. Natüralizm, tabiatperestçilik, materyalizm, maddeperestçilik esasına dayalı bir dünya görüşü gelişti. Bu fikir akımları 19. Yüzyılda payitaht denilen başşehir İstanbul’u işgal etti. Entelektüel diye bilinen batı hayranı, “gelişmişlik”ten yana olmaktan dolayı iftihar eden, batıda eğitim görüp gelmiş elit tabaka, medreselerde anlatılanların hiçbir değeri olmadığını rahatlıkla söyler duruma geldiler. “Din bir şey ifade etmez, bunlardan vazgeçin. Tabiat kendi kendine oluşur” fikri batıdan İstanbul’a kaydı ve yavaş yavaş İstanbul’u istila etti. Daha sonra da Mısır’ın başşehri Kahire’ye kayacaktır.

Said Nursi’nin bilinmeyen ve anlaşılmayan yönü

Said Nursi, her zaman İstanbul’da bulunmadıysa da İstanbul’daki olayları yakından takip ediyordu. Van’dayken bile daima İstanbul’un neşriyatlarıyla meşgul oluyordu. Başşehir İstanbul, batı düşüncesinin yoğun bir işgaline uğramıştı. Said Nursi bu dönemde doğuda medrese eğitimini kısa sürede tamamladı. Arapça, usul-ü fıkıh, usul-ü tefsir gibi dersleri boşa zaman harcamadan en verimli şekilde zamanını değerlendirerek ana temellerini öğrendi. Hocalarına müracaat edip imtihan etmelerini istedi ve sınavlarını geçti, küçük yaşta diplomalarını aldı, medreselerden ayrıldı. Tasavvufi eğitim yapan alanlara da ilgi göstererek birkaç şeyhin medresesinde kısa süreler kaldı. Onların da neler yaptıklarının özünü, aslını kavramak için ciddi araştırmasını yaptıktan sonra o yerlerden de ayrıldı. Bu eğitim dönemlerini tamamladıktan sonra Van ve civarında yaklaşık 17 sene kadar kaldı.

Bu dönemlerde Van ili ve Van valisinin bulunduğu konum çok önemliydi. Çünkü Van Hamidiye Alaylarının merkeziydi. Osmanlı Devleti, imparatorluğun farklı bölgelerinde çıkan isyanlarla uğraşamıyordu. Belli mahallerdeki merkezlere özel yetkiler verdi. Bu yetkiye göre o merkezler, Devlete vergi vermediler, o paralarla kendi askeri sistemlerini kurdular ve düzeni muhafazaya, toplumun huzurunu sağlamaya çalıştılar. Hamidiye Alayları, mahalli otoritelerin desteği ile kurulmuş orduların o bölgedeki nizamı, huzuru muhafaza etmek için kurulmuştu. Van da bu alaylar vasıtasıyla geliştirilmiş sistemin merkeziydi. Yani Van daima İstanbul ile canlı ilişki içerisindeydi. İstanbul’da basılan kitap, mecmua, gazete gibi her türlü yayınların birkaç örneği Van’a geliyor ve Van Valisinin kütüphanesinde bulunuyordu. Said Nursi de bu yayınları gün be gün takip ediyordu.

Nursi’nin bilinmeyen ve anlaşılmayan yönü burasıdır. Batı dünyasından gelen ve İslam alemini istila eden bütün fikri akımların farkında olan Nursi’nin, bu düşüncelerin neresi doğru, neresi yanlış olduğu konusunda endişeleri vardı. Bu endişelere karşı da gayretleri ve çalışmaları vardı. İstanbul’a gittiği zaman çok rahat bir Türkçe ile yayınlar yaptı. Halbuki o dönemde Van gibi bir yerde, Türkçeyi nereden öğrenebilirdi? Günümüzde bile Van ve diğer doğu illerinde Kürt aileler Kürtçe konuşuyor. Doğu illerindeki küçük yerleşim bölgelerinde 6, 7 yaşına gelen çocukların hala Türkçe bilmediklerini görüyoruz. 1900’lü yılların başlarında da Van sokaklarında Türkçe konuşulma ihtimali çok düşüktür. Peki, Said Nursi 1908 yılında Hürriyete Hitap (Asakire Hitap) makalesini İstanbul Türkçesiyle nasıl yazdı? Bütün bunlar gösteriyor ki Nursi İstanbul’da neşredilen bütün yayınları çok yakından takip ediyordu. İstanbul’da en fazla etken olan yayınlar İttihat ve Terakki Partisinin doğmasına ve beslenmesine kaynak oluyordu. O dönemde medrese dışında eğitim gören insanlar sadece askerlerdi, hatta tıp ilmi bile askeriye için yapılıyordu ve askeri eğitim içerisinde yer alıyordu. Sivil eğitim kurumları yoktu (Sıbyan mektepleri hariç.) Nursi, medreselerdeki eğitimle dünyanın getirdiği yeni problemlerin hiçbirine cevap verilemeyeceğini ve fayda gelmeyeceğini bildiği için o defteri kapamıştı.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın