Risale-i Nur Okumaları

Said Nursi’nin İslam Âleminde Gördüğü Hatalar ve Getirdiği Çözümler

Bir zerrenin bütün kainatla olan bağlantısı

Evet, herbir zerre kendi başıyla Sânii ilân ettiği gibi, tesâvir-i mütedahileye benzeyen mürekkebat-ı müteşabike-i mütesâide-i kâinatın herbir makam ve herbir nispetinde herbir zerre muvazene-i cereyan-ı umumîyi muhafaza ve her nisbette ayrı ayrı mesalihi intac ettiklerinden, Sâniin kast ve hikmetini izhar ve kırâet ettikleri için, Sâniin delâili, zerrattan kat kat ziyadedir.

Bir zerre kendi başına tek işte görevli değildir. Bütün kainatla ilgili bir irtibat ağının içerisinde görev yapar. Mesela bir su molekülünün bir zerresi yerçekimiyle, dünya ile, güneş ışığıyla, güneş sistemiyle, galaksinin tümüyle bağlantılı halde, en uygun vaziyeti tercih edecek şekilde görevlendirilmiştir (konumlandırılmıştır). Dolayısıyla bir zerrenin hareketinde sadece kendisi şahitlik yapmaz, zerrenin ilişkiye geçtiği bütün zerrat-ı kainatla birlikte aynı şehadete katılır. Mesela ressam iç içe çizilmiş birkaç ayrı resim aynı tabloda birleştirir ve üzerine siyah bir nokta koyar. Birkaç tane resim aynı kağıt üzerine üst üste yapılır. Resmin bir yerine siyah bir nokta konulur. O nokta bir resimde insanın gözü olur, diğer resimde insanın burun deliğini gösterir, başka bir resimde insan kafasındaki ağzı temsil eder. Bu resmi anlayabilmek için biraz tasavvurumuzu kullanmamız gerekir. Aynı nokta aynı resimde ayrı bir şeyi ifade eder. Bir su molekülündeki atom yalnızca su molekülünün içerisinde görev yapmaz, insanın vücuduna gider, oradaki hücrelere girer, hücrelere besin kaynaklığı yapar, daha sonra vücudun toksinlerinden yer alarak ter veya idrar şeklinde tekrar dışarı çıkar. Oradan ağacın gövdesine girer orada başka şekilde görev yapar.

İnsan bu işleyiş karşısında hayretler içerisinde kalır. Demek ki bir zerre yalnız kendisi kadar değil ilişki kurduğu tüm zerreler adedince Yaratıcısına ayna olur ve lisan-ı haliyle şunları ifade eder: “Beni kasıtlı Birisi görevlendiriyor, ben kendi başıma en mükemmel pozisyonu seçip, tercih yapamam. Beni incelediğin zaman en fazla göreceğin şey, kendisine ait kitlesi olmayan esir maddesidir.” Yaptıklarıyla bunları ifade eden zerrenin ne aklı, ne fikri, ne iradesi, ne endişesi vardır. Ne geleceği bilir, ne de canlı varlıklara faydalı olmak için etrafındaki diğer atomlarla haberleşme özelliği vardır. Diğer moleküllerle anlaşması için ne cep telefonu, ne televizyonu, ne radyosu bulunur.

Başka bir örnekle açıklamaya çalışalım. Otomobil oldukça karışık mekanizması olan bir yapıya sahiptir. Bir atom veya bir partikülün iç yapısı ise arabanın mekanik sisteminden çok daha komplikedir. Fakat kendi başına bir şey yapma özelliğine sahip değildir. Arabanızla küçük bir uygulama yapalım. Her gün evinizin garajından arabayla çıkıp sağa dönüyorsunuz. Arabayı aldığınız günden beri belki bin kez evinizin garajdan çıkıp sağa döndünüz. Acaba bin birinci defa garajdan çıktığınızda araba kendiliğinden sağa döner mi? Kesinlikle herkes bilir ki dönmez. Bin değil, milyon değil, milyar defa da olsa araba kendi kendine sağa dönmez. Hiçbir arabayla milyar defa bunu tecrübe etmemiz mümkün değildir ama teorik olarak düşünebiliriz. Arabanın içinde şuurlu tercih yapan şoför vardır. Milyar yıl sonunda da olsa içinde şoför olmadan arabanın sağa dönmesi mümkün değildir. Madde dediğimiz şey işte budur! Ne kadar kompleks mekanizmayla yapılmış olsa dahi iradesi, ilmi yoktur. “Ben bugüne kadar hep sağa döndüm, artık sağa dönmeyi öğrendim” diyecek durumda değildir ve böyle bir şey yapamaz. Buradan da anlıyoruz ki mutlaka bir tercih edicinin, bir Müreccihin tercihi sonunda böyle bir şey gerçekleşebilir. Her bir zerre diğer zerrelerle irtibat halinde en mükemmel pozisyonda yer alır.

Akıl kainat cinsinden olmayanı ihata edemez

“Neden herkes aklıyla göremiyor?”

Çünkü o zerreyi gözümüzle görüyor, aklımızla takip ediyoruz fakat onun Sahibini, onu kasıtlı bir şekilde o pozisyonda görevlendireni göremiyoruz. Çünkü Sahibi zerre cinsinden değil, zerre mahluktur, yapılmıştır. Yapıcısı tamamen başka bir boyutta varlığı olan birisidir ve bizim için ihata edilemez anlamında “mutlak”tır deriz. İnsan kemal-i zuhurundan dolayı göremez. İnsan için mahiyetinin ihatası mümkün olmayacak bir özellikte Kendini tanıtır. İnsanın ihatasına giremeyecek şekilde kendini tezahür ettirir. Ama insana emanet edilen akıl ve diğer özelliklerle O’nun varlığından haberdar olacaktır. Mesela birisi bir kalem yapsa, biz kalemin yapıcısını kalem cinsinden arayamayız. Kalemin kendisinde bilinç yok, irade yok, kudret yoktur. Kalemin “Beni kalem olarak kullanacaklar, şöyle olayım, böyle olayım” diyecek özellikleri yoktur. Kalemin yapıcısı kalem cinsinden olamayacağını insan aklı anlar. Kalemin, kalem cinsinden olmayan bir yapıcısının mutlaka olması gerektiğini insan aklı anlar ve bu yapıcısının varlığını onaylar.  Aklın görememesinin sebebi, zerrenin yapıcısı zerre cinsinden ve dolayısıyla zerrelerden oluşan kainat cinsinden olamayacağı için insanın O’nu ihata etmesi mümkün değildir. çünkü biz ancak varlık cinsinden, kainatın cinsinden olanları ihata edebiliyoruz. Kainatın Yaratıcısını kainat cinsinden tasavvur edemiyoruz ama Yaratıcının vücudunun varlığını inkar da edemiyoruz.

Yani, eb’âd-ı vâsia-i âlemin sahifesinde Nakkaş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisatın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i âlâdan gelen selâsil-i resâil, seni âlâ-yı illiyyîn-i yakîne çıkarsın.”

Sonlu olmasına rağmen insanın sonunu getiremediği şu alemin geniş sahifesinde görünen varlıkların her birini, varlığındaki hikmeti araştırmak maksadıyle incele. Göreceksin ki, her birinin tek tek varlık alemine getirilişlerinde sonu gelmez bir bilinçli tercih, faydalılık, düzenlilik, güzel yapma, sevdirme amacı vs göreceksin. Eğer bu eşyanın varlığı ile, ‘’Bana aktarılan gerçek nedir?’’ diye sorarak bir incelemeye tabi tutarsan anlayacaksın ki, onların varlık kaynağı bu kainat içinde, bu kainat cinsinden olan herhangi bir şey kesinlikle olamaz, onların kaynağı, Mutlak Şuurlu İrade Sahibi bir Zat’tır. Her bir varlığın, bu Zat’ın Kendisini tanıtmak için insana gönderdiği bir ‘’mektup’’ olduğunu hemencecik anlayıvereceksin. Onları okur okumaz, seni Kendisini tanımaya davet eden birer ‘’davetiye mektubu’’ olduklarını anlayacaksın. Onların Mutlak Kaynağı ile tanışmak imkanını elde edeceksin. Böylece, bir insan olarak taşıdığın sonsuza açılan ebedi saadet beklentilerinin mümkün olduğunu görüvereceksin. Ebedi saadete aşık olan duygularının da Onun sana bu buluşmayı gerçekleştirmek için verdiğini hemececik anlayıp, her bir şeyin fani özelliklerle yaratıldığının hikmetini anlayıp, bütün ümitsizliklerin sona erecek ve kendini daha bu fani dünyada iken Cennette hissedivereceksin. Cennetin Rabbini tanıyan bir insana bu kadar yakın olduğunu farkedivereksin, Rabbine şükür ile yaşamanın lezzetini tadacaksın, inşaAllah.

Not. Fatma Özten tarafından hazırlanmıştır.

 

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın