Hepimizin ortak babası olan Adem a.s.’i ve geçtiği halleri anacağız. Bu, tüm peygamberlerin geçtiği yolu anmadır. Örneğin, Kâbe tevhid’i tasdik etmek için hedeftir. Arafatta ayakta durup, hiçbir şey yapmadan bekleyerek, ne yapıyoruz? Esasen, sırf kendi varlık gerçeğimize odaklanmak için duruyoruz. Varlığımızı gerçek Sahibine bağlama. Yani Allah’a dönüyorum.
Bu dünya, görünür sebepler âlemidir. Mesela hasta olunca, Rabbimin Şafi olduğunu bilsem de ilacı ihmal etmiyorum çünkü fiziksel dünya üzerinden O’nunla ilişki kuruyorum. Arafat’ta, hiçbir şeyin kendinde ilahlık özelliği olmadığına hükmederek dururum.
Niçin Kâbe’ye dönüyoruz o halde?
Tevhid’i tasdik etmek için ruhum Rabbime, bedenim de Kâbe’ye dönerek ruhuma eşlik etmeli.
Âdem peygamber cennetteydi. Demek ki sen de cennetteydin. “Âdem sensin.” Ruhun cenneti temsil eder, yani ruhumuz cennette. Bedene girdikten sonra, ruhu kirletmeye başladık.
Ruh ve bedenin birleşmesi, Âdem’in cennetten dünyaya indirilişiyle sembolize edilir.
Biz kimiz?
Biz et ve kemikten ibaret değiliz. Bizi insan yapan ruhumuzdur. Ruhum dünyayı gözler yardımıyla görür, kulaklar ile duyar, burun kanalıyla koklar ve akıl vasıtasıyla düşünür. Yani ruhumun dünyayla bağlantı kurması, maddi/hayvanî yönüm ile (örneğin bedenimle) gerçekleşir. Kâinatta, onu fiziksel olarak tecrübe edip, ardından gerçek Sahibine ulaşmak için varız.
Tüm insanlığı temsil eden İbrahim a.s. olduğumu görmeliyim.
Kalabalığa karışınca, kimlik ve kişiliğimizi kaybettiğimizi tecrübe ederiz. Hac, okyanusta bir damlaya dönüşme niyetidir, senin kim olduğunu bilen olmasa da, onlardan birisindir.
Tevhid inancımda cesur olmak istiyorum. İmanımı tasdik edebilmem için, bütün insanî özelliklerimden yararlanmalıyım. Ancak bu durumda, İbrahimvari bir yol izler, tek kişilik bir millet olurum.
Bir sürü aynı özelliğe sahip damlanın bir arada olduğu yerdir okyanus. Kendi varlığının farkına varabilirsen bu kalabalıkta, okyanus haline gelmiş olursun. İbrahim okyanustu ve tüm insanlığın endişesini taşıyordu. Okyanusun, damlalardan oluştuğunun farkında değilsen, insanlığın da farkına varamazsın. Kimliğinden sıyrılmak üzere okyanusa gidip, milyonlarca damladan biri olduğunu hissedersen, diğer damlalardan hiç farkın olmadığını anlarsın.
Kendini tanıyamazsın çünkü kimse seni bilmiyor, sen de kimseyi tanımıyorsun.
Grup ya da ailenle gidiyorsan, onları bırak ve yalnız başına kal. Bu ihmalkârlık etmeyle karıştırılmamalı. Biz hanımları, beyleri, çevredeki tanıdıkları kendimize bağımlı hale getiriyoruz. Özel yardım ve bakım isteyen bir tanıdığımız varsa o başka mesele. Hacda bari eşinizin kendisi olmasına izin verin. Eğer bu ağır geliyorsa, Hacca niye geldin ki, evdeki halini tekrarlayacaksan? Kendini yenilemek istiyorsan, hayat sahnesinde yapayalnız kendi rolünü oynamalısın.
Mesela ağlamak istediğinde, hanımının yanında rahatça ağlayamazsın, aynı şekilde heyecanlandığında ve duygularını ifade etmek için bağırmak istediğinde eşinin yanında bunları yapamazsın.



