Risale-i Nur Okumaları Diğer Kur'an Okumaları

İns ve cinn neye el sürmemiş?

İns ve cinn neye el sürmemiş? | Ha-Mim

İşarat-ul İ’caz’da Bakara suresinin ilk ayeti olan الٓمٓ hakkında dört mebhas var. Bunlardan dördüncüsü şu müzakerede çalışılmış ve fakat bu mebhasta zikredilen üç latifeden birincisi biraz hızlı geçilmiş. Bu birinci latifenin Arapçası şöyle (sayfa 44):

İns ve cinn neye el sürmemiş? | Ha-Mim

Şadi Eren tercümesi: “Hatipler ve fasihler bir modeli örnek alırlar, o minval üzere nescederler, gidilmiş bir yolda giderler. Ama bu tarza daha önce hiçbir insan ve cinn el sürmemiştir.” 

Abdulkadir Badıllı tercümesi: “Öteden beri bilinmekte olan bir misale, örneğe uymak ve yerleşmiş bir ahenge göre fikir ve düşüncelerini dokumak ve sülûk edilmiş, tecrübesi yapılmış bir yolda yürümek hutaba ve fusahanın adetlerindendir. Halbuki şu الٓمٓ ve sair mukatta’âtlı şifrelerin üslûbuna daha öncesinden ne ins, ne de cinlerin teması, mübaşereti olmuş değildir.” 

Yani kısaca Kur’an’ın şifreleri ve üslubu o kadar orijinaldir ki, hiçbir insanın işine benzemiyor ve Kur’an’dan önce hiçkimse ​onun o​rtaya koyduğu varlığı yorumlama usulüne dokunamamıştır diyor.​ Burada bahsedilen hususu Rahman suresinde geçen iki ayete bağlamamız gerekir, zira yukarıdaki Arapça orijinalin kırmızıyla işaretlediğim son kısmı bu ayetlerle neredeyse tıpatıp aynı:

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانّ

​“Onlara daha önce hiçbir insan ve cinn dokunmamıştır.” 55:56, 55:74

Bu ayetleri cennetlikler için daha önce kimsenin el değmediği bakire huriler olacak diye anlıyoruz. Müellif ise ayetleri bu alem kontekstinde anlıyor ve asıl güzelliğin manada olduğunu bize ikaz ediyor. Bunu da hiç hissettirmeden yapıyor. O kadar ki, dikkat etmediğiniz zaman hiç farkına varmadan geçip gidiyorsunuz.

Nasıl ki Kur’an hiçbir insanın eserine benzemiyor, onun rehberliğinde şahsi tecrübelerimizden devşirdiğimiz manalar da o denli orijinal ve bize özel olmalı ki, hem bu alemde o manaların lezzetini tadalım, hem de ahiret aleminde o manaların asılları olan ve bizden önce hiç kimsenin değmediği hurilere muhatap olabilelim.

Bu bize özel manalara erişmemiz için, onların bize nasıl ulaştırıldığına dikkat etmemiz gerekiyor.  Her ne kadar Allah’a inansak ve O’nun yaratıcı olduğunu itiraf etsek de, günlük yaşantımızda karşımıza çıkan hemen her şeyi farkında olmadan birilerinin ellerinin değmiş olmasına bağlıyoruz. Örneğin, kullandığımız sandalye ve masaya bir marangozun eli değdi diye düşünüyoruz. Yediğimiz ekmeği, buğdaydan una ve hamura kadar kim bilir kaç kişinin eline değdiriyoruz; yani onlara tesir verip Allah’ın her karede o şeyleri yeni baştan ve el değmemiş bir halde yarattığının pek farkına varamıyoruz. Ağaca yağmurun elini, elmaya da dalın ve yaprağın ve çiçeklerin ellerini değdiriyoruz. Allah’ın her şeyi bakir olarak emrî yaratmasına nüfuz etmekte zorlanıyoruz ve nazarımız oraya ulaşmıyor. Kışır ve kabukta kalıyoruz. Cennetteki bakire hurilere ulaşanlar ise, eşyadaki bekareti görebilenler olmalı. Burada her şeyi bakir görenler, bu nazarlarının karşılığını da orada o şekilde görürler elbet.1 

Tecrübe ettiğimiz eşyanın bu bekareti ancak ve ancak Kur’an’ın getirdiği bakir ve orijinal perspektif ile görülebiliyor. Diğer hiçbir kitaba benzememesi lazım ki, bize bu tür orijinal bir bakış açısını kazandırabilsin.

Cennet Cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı, bana Seni [anlamak] gerek Seni

– Yunus Emre

  1. Bu paragraftaki noktaları dikkatime sunduğu için Mehmet Ali Akgün’e teşekkür ederim. ↩︎

Yazar hakkında

Zafer Devrim Özdemir

"Hayır; gördüklerinize yemin ederim... Ve görmediklerinize..." Hâkka 69:38-39
"Allah kuluna kâfî değil mi?" Zümer 39:36

Yorum yazın