Usûle Dair Kur'an Okumaları

Kuran İstikamet Gösterir

Dikkat etmek gerekir ki, bunların hiçbirisinin “ortası” gündeme gelmez. Fakat yapılan temsiller ve teşbihler bir sonuca işaret ederler. Bu terimlerin içerdiği anlamları tam olarak hiçbir zaman hayatımızda uygulamamız mümkün değildir. Yüzde yüz mü’min olmak veya yüzde yüz kafir olmak bir insan için mümkün değildir. Bu nedenledir ki, daima “İmanın sonsuz mertebeleri var, küfrün sonsuz mertebeleri var, Cennetin sonsuz mertebeleri var, Cehennemin sonsuz mertebeleri var” denir. Fakat hiçbir insan, sonsuza ulaşamaz.

Peki, nedir ya Kur’an’ın bize öğrettiği, madem biz bu öğretilenlerin sonuna gelemeyeceğiz? Pratik hayatımızda böylesi bir eğitimin faydası ne?

Gündeme getirdiğimiz konunun can damarını bu sorular oluşturuyor. Hemen insan, “Kardeşim, pratik hayatta uygulanabilen bir şey şöyle benim için,” deyiveriyor.

Kimse, kimse için “Sen söyle yap, diyemez.” Çünkü o kişinin nerede durduğunu bilemez. Fakat istikamet gösterebilir. “İnsanlar hakkında hüküm veremeyiz,” denilmesinin nedeni de budur. (Hakimin, delillere bakarak bir kişi hakkında hüküm vermesi bile, delillere göredir, kişinin kendi gerçeğine göre olamaz.) İnsanlar hakkında hüküm veremezsek, onlara hiçbir şey de mi söyleyemeyiz? Kur’an bize öğretiyor ki, herkes kendisine ve diğer insanlara istikamet gösterici eğitimde bulunabilir. Fakat insanın bizzat kendisi, iradesini kullanarak istikametini seçecek, o istikamette kendi tercihine ve kapasitesine göre yol alacaktır.

Risale-i Nurlar’da da, Kur’an’ın bu özelliği yansımaktadır. “Bencil insan şu yolu seçti, hakperest insan da tam zıddı istikameti seçti.” “Eneyi yırt, Hüveyi göster.” “İman cennetin çekirdeğini, küfür Cehennemin çekirdiğini içerir.” “Ehl-i hak, ehl-i dalalet.” “İmanla küfrün ortası olmaz,” der. Hep istikameti gösterir. Fakat pratik hayata gelince, “Her mü’minin bütün sıfat ve fiilleri imanî olmak mecburiyetinde değildir, her kafirin de bütün sıfat ve fiileri küfrî olması gerekmez,” der.

Not: İslamdaki fikhî hükümler de böyledir. Fakat pratik hayatta insanlar kesin davranış kuralları duymak isterler. Fıkıh, insanların fiilerine baktığı için, kendisini “Müftü” bilen kişi, genel geçer kuralı, kişilerin kendilerini takdim ettiği kadarıyla, “Sen böyle yap” der. Ne kadar isabetlidir? Kişinin kendi durumunu takdim ettiği kadarıyladır. Bir hakimin delillere göre karar vermesi gibi. Hiçbir zaman mutlak doğruyu ifade etmez. Kur’an’ın ana hedefi, insanın tüm insanî duygularını, iradesini ve de bu iradenin fiilî hayatta yapacağı tercihleri eğitmek amacında olduğu için, bir kişinin bir anda yapması gereken bir fiili değil de, o fiilin istikametini gösterir.

Kısaca, biz kendimize veya başkalarına istikamet gösterebiliriz. Mesela, “Adaleti tercih et, zulmü değil,” deriz. Fakat bu kişi adaletin neresindedir, ne kadar adaletli olmaktan nasibi var, bilemeyiz. Adalet anlayış seviyesi nedir, bunu da bilemeyiz.

“Zarara rızası ile girene merhamet edilmez” sözünü biz hiçbir kimsenin bizzat kendisi hakkında hüküm vermek için kullanamayız. Peki, bu sözün değeri nerede eğer kişilerin kendileri için kullanamayacaksak?

Biz bilebiliriz ki, hak olduğuna kani olduğumuz bir sonucu onaylayıp, tercihimizi o yönde kullanmalıyız. Ne kadar başarırız? Bu bizim eğitim düzeyimizdeki yerimize göredir. Kimse de diğer bir kişinin duygularını eğitme aşamasında hangi konumdadır, bilemez. Fakat biz bu sözden anlıyoruz ki, böyle bir durum var. İnsanların önünde iki seçenek var: Zarardan vaz geçmek veya zarara rızası ile girmek.” İnsanların hangi istikamette tercih yaptıklarını bilmek ayrıdır, bu istikametteki çizginin neresinde olduklarını karar altına almak ayrıdır.

Önce ben kendime bakarım, “Ben zarara rızam ile giriyor muyum?” (Kendi rızam ile girmiyorsam zaten sorumlu değilim. İnsan iradesini kullanmadan yaptığı fiilerden sorumlu değildir. Dünyadaki bütün hukuk kuralları bunu kabul eder.) Kendimi örnek alıp, bir kişinin de böyle bir istikamette gittiğini görürsem, “Ha, insanın önünde böyle bir alternatif de var,” diye bilerek o kişi ile olan ilişkimi ayarlayabilirim.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın

2 Yorum

  • Anahtar kelime olarak peygamber, ashab, resül aradım hiç bulamadım. Kur’anın gösterdiği istikamette bunların yeri yok anlaşılan.