Usûle Dair Kur'an Okumaları

Kuran İstikamet Gösterir

Yaratıcımın bana ihsan ettiği “Merhamet” duygusu, kaynağı itibariyle sonsuzdur. Bendeki tecellisine gelince, bu benim kabim (kabiliyetim) kadardır. Sınırlıdır. Bu merhamet duygusunu kullanırken, kendi kabımın kapasitesi kadar kullanabileceğimi bilmeliyim. Bu kapasite sınırsızmış gibi kullanılamaz. Çünkü sınırsız değildir. Sınırlarını nasıl belirleyeceğim? İşte bu cümle bana, “Ne zaman bir kişinin zararı kendi rızası ile tercih ettiğini anlarsan, senin sınırın odur.” Orada durmalısın. Sen ancak anladığın, farkettiğin kadar sorumlusun. Kendini aşamazsın. Birinci sınıf öğrencisinden, son sınıf öğrencisi gibi anlaması beklenmez.

Şimdi şu ayete dikkat edelim:

وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ

“…rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır…” A’raf (7): 156

Kur’an ile konuşan, “Sonsuz rahmet sahibi” olduğunu da bildiriyor,​ “Sonsuz Adalet sahibi” olduğunu da bildiriyor, “Sonsuz İntikam alıcı” olduğunu bildiriyor. Fakat, bu ayette özellikle “Rahmetinin her şeyi kuşattığını” bildiriyor. Demek ki, Onun Adaletinde, gazabında, intikam alıcılığında Rahmet olduğunu bilmemizi istiyor. Yani, Kur’an’ın muhataplarına, “Gazabınız, intikam alıcılığınız” olacak. Fakat bu özelliklerinizi kullanırken “Merhameti esas almalısınız,” diyor. Gazabınız, intikam alıcılığınız olmayacak demiyor. Yine unutmayacağız ki, gerek gazab, gerek intikam alıcılık, gerekse merhamet kelimeleri birer istikamet gösterir. Bizim bu kavramların neresinde olduğumuzu değil. Biz Kur’an’ın gösterdiği istikamete ulaşmak için tercih yapmalıyız. Kendimiz nerede isek kabul edip, kendi gerçeğimizi aşan bir beklenti içine girmemeliyiz. Hangi sınıfta isek, ancak o sınıfta öğretilenleri öğrebiliriz. Hemen kendimizi mezun olmuş zannetmeyelim. Zaten bu dünyada hiçbir şeyin nihayetine ulaşamayacağımızı, istidatlarımızın nihayetini bilemeyeceğimizi farkediyoruz. Yani, hiçbir eğitim alanından “mezun” olmak yok. Eğitimimize devam etmeyi tercih etmeliyiz. Ben sonunu getiremiyorum, diye ümitsizliğe düşmeyeceğiz. Fakat sanki sonuna ulaşmışız gibi kendimizden yüzde yüz emin de olmamızı beklememiz mümkün değildir.

Sonuç: Kimin gerçekten “küfrün” neresinde olduğunu, kimin “imanın” neresinde olduğu bilemeyiz. Fakat yapılan tercihte hangi istikamette gittiğini, kendimizi örnek alarak tahmin edebliriz. Yine de unutmamak lazımdır ki, bu bizim tahminimizdir, mutlak gerçeği ifade etmez.

Kur’an bize öğretir ki, “nifak” diye bir olay vardır. Fakat aynı zamanda bizi ikaz eder ki, “Siz kimin münafık olduğunu bilemezseniz.” Bu nedenle biz bu dünyada insanların fiilî hayatta gösterdikleri “delillere” gore hüküm veririz. Fakat bilmeliyiz, “Bu işin zahir, maddi görüntüsüdür, ben gerçek durumu bilemem. Gerçek durumu ancak Mutlak Yaratıcı, Mutlak İlim sahibi bilir.” Ben mutlak, yani sonsuz değilim.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Ali Mermer, New York Şehir Üniversitesi, Queens'te din görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Yorum yazın

2 Yorum

  • Anahtar kelime olarak peygamber, ashab, resül aradım hiç bulamadım. Kur’anın gösterdiği istikamette bunların yeri yok anlaşılan.