Musa as’ın Kıssası Benim Dünyamda Nasıl Canlandı? – V

قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسَى

20:57 – [Firavun:] “Ey Musa!” dedi, “Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin?”

İlginçtir, aynı tavır şimdi de inanmak istemeyenler tarafından sergileniyor.

Kur’an, “Kainata bakın ve onun yaratılışını inceleyin, Yaratıcısını tanıma imkanına sahip olacaksınız. İşte bu Yaratıcı, sizin de Yaratıcınızdır, kainatın içinde sizi kainat ile tam bir ahenk içinde, onun bir parçası olarak yaratan aynıdır.” diyor. Verilen cevap: “Bu bir sihirdir.” Ne kadar ilgisiz! Şimdilerde ne deniyor?: “Biz öyle metafizikle uğraşmayız, dini konular bilimin alanına girmez.”

Eşyanın özelliklerine bakıp bu özelliklerin varlık kaynağını sorgulamak kadar insanî bir tavır olabilir mi? Neden varlık kaynağını sorguladığınız zaman “sihir” veya geçen birkaç asırdan beri, “Bunlar metafizik-din konularını ilgilendirir” deyip reddediyorsunuz? Cevapları yok da ondan! Yani, Firavunluk tavrı, inanmak istemeyenlerde hala aynı doğrultuda devam ediyor.

Rasulullah Muhammed asvs için de aynı tavrı sergiledikleri naklediliyor. Kur’an’ın sunduğu Allah kavramına karşı verilen cevap: “Sen bir mecnunsun, sahirsin, şairsin vs.” Sunulan mesajı reddedecek deliller ile konuşmaları mümkün değil. Nerede çıkmaza giriyorlarsa verilen cevaba dikkat edelim: “Bilim bunu da bulup çıkaracak ileride…” Şu anda yaratılan eşyada görülen özelliklerin varlık kaynağı olabilecek bir özelliğe sahip bir varlık kainat içinde var mı? Kainatın varlık kaynağının kainatın içinde olması aklen, mantıken mümkün mü? Cevap: “İleride belki bir şey buluruz?” Güler misin, ağlar mısın?

Musa as kainatın Yaratıcısının, yaratılan alemdeki delilleriyle konuşuyor. Cevaba dikkat edelim: Karşı fikri ortaya koymak, yani bir alternatif ile gelmek yerine, hiç mi hiç ilgisi olmayan bir konuya dönüyor. “Senin Rabbin bu delilleri senin önüne serendir” diyen birisine karşı verilen cevap tamamen ilgisiz ve genel halk tabakasının hassasiyetine hitap edecek bir alana çekiliyor: “Bizi yurdumuzdan çıkarmak için böyle şeyler söylüyorsun.” Veya “Yabancı güçler bunu düzenliyor.”

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنتَ مَكَانًا سُوًى

20:58 – [Firavun devam etti:] “Madem öyle, biz de sana mutlaka bunun gibi bir sihirle karşılık vereceğiz! O halde şimdi, aramızda, uygun bir yerde -katılmaktan bizim de, senin de caymayacağımız- bir buluşma günü tayin et!” 

​Gösterilen delilleri “sihir” diye damgaladıktan sonra, Firavun kendi anlayışına göre “sihir” ile ​mukabele edeceğini bildiriyor. Kur’an, kainatta her bir varlığın Yaratıcısına işaret ettiğini, O’nun bir ayeti olduğunu söyler. İnanmak istemeyenler, varlık aleminin nasıl bir düzen içerisinde var olduğunu inceleyerek, onların varlık kaynağını sorgulamaktan kaçar. Var oluş şeklini de, sanki var edici unsurlarmış (varlıkta etken faktör, yani varlık sebebi) gibi yorumlayarak sunar.

Bu kelime oyunlarına dikkat etmek gerekir: “Tabi olarak böyle olur, şu madde şuna sebep olur, eşyanın doğasında böyle bir özellik var, bunlar içgüdüsel davranışlardır” vs derler. “Peki bu özellik eşyanın doğasında kendi kendine mi oldu? Eşya bu ‘doğayı’ nereden elde etti? Böyle bir ‘doğa’ varlık alemine tesadüfen gelebilir mi?” gibi sorular ile karşılaştıklarında verilen cevap da çok gülünç. Hem “Biz laboratuvarda göremediğimize inanmayız” diye iddia ederler ve hem de bu soruya laboratuvarda gösterilebilen bir cevap yerine, “İşte öyle olmuş” diye cevap verirler. Gülünç bir yaklaşım. “Biz öyle oluşuyor diye görüyoruz, o kadar.” “Peki bir oluşumun varlık kaynağını göster.” Cevap: “Biz metafizikle uğraşmayız.” Evet, Firavun hür idi seçeneğinde, bugünkü materyalist yorumcular da hür. Fakat sonucuna katlanmak zorundalar. Her hür seçeneğin bir sorumluluğu vardır.

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى

20:59 – Musa dedi ki: “Herkesin süslenip bayram ettiği ziynet gününü buluşma zamanı olarak tayin ediyorum size, halkın toplandığı kuşluk çağında buluşalım.”

Halkın alıştıkları dünyevi ziynetleriyle övündükleri günü seçiyor Musa as. Bu ziynetlerin onların hayatında ne kadar etkili olduğunu, dünyanın “mülk” cihetine göre o ziynetlere değer vermenin ne kadar “gerçekçi” olduğunu görsünler de, bu ziynetlerin etkisizliğini anlasınlar.

فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى

20:60 – Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.

Kur’an’ın, Firavun’un hazırlığını bir “hile” hazırlığı olarak takdim etmesi, Firavunun giriştiği çabanın bir bahanelere baş vurma olduğunu gösterir. Yani, inanmak istemeyen bir kişi gerçekten inanamadığından değil de, inanmak istemediğinden inanmaz. Yani, peşin hükmüyle değerlendirir. Gerek inandığını söyleyenler ve gerekse inanmayanlar için geçerli olan bu duruma dikkat etmek gerekir. Peşin hükümlülük, insanın araştırma görevine aykırıdır. İnsana hür olarak araştırma kabiliyeti verilmiş, kullanılması gerekir.

Diğer Bölümler: 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens’te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın