27 Kasım 2017 0 Yorum Devamı →

Delil-i İhtira: Her An Orijinalliğini Gözlemlediğimiz Yaratılış – VIII

‘’İnkılab-ı hakikat’’ nedir? (8. Bölüm)

Hakikatin bir halden başka bir hale dönüşümü olmaz. Bir atom kendi varlığının varlık nedeni olamayacağına göre değişerek varlığını devam ettirmesi de söz konusu değildir. Fakat düzenli bir alemin varoluşundan dolayı değişimi gözlemleyemiyoruz. Güneşin her gün doğuş saati bellidir, dünyanın güneş etrafında elips şeklindeki hareketi mevsimlerin düzenli olmasına vesiledir. Bunlar gibi kainattaki bütün olaylar bir düzen içerinde gerçekleşir. Dünkü su damlacığı ile bugünkü su damlacığı, dünkü atom ile bugünkü atom birbirine benziyor gibi görünüşünü, zaman içerisinde varlıklarının yenilenişini, biz zaman içerisinde aynı varlığın kendi varlığını devam ettirişi gibi algılıyoruz. Günlük hayatımızda bu cinayeti hep işliyoruz. Bu kavrayış, düzenin vermiş olduğu bir alışkanlıktır.

Dün, bir gün daha gençtim, bugün bir gün daha yaşlı hücrelerle beraber yepyeni bir mekanizma içerisinde varım. Dünkü mekanizmaya benziyor olmamız önemli değil, bugünkü mekanizmanın hücre yapısı ve kabiliyetleri yepyeni bir varlıktır. Zaman boyutu ihmal edilerek yapılan tefekkür doğru bir düşünme yöntemi olmaz. Şu kainatın varlığı, insanın fiillerine benzetilerek onların cinsinden açıklanamaz. İnsan tuğladan bir ev yapar, elli sene sonra hala o evin birazcık eskimiş vaziyette bulunduğunu zanneder. İnsanın fiillerinin insana verdiği bir vehimdir. Bu vehim zararlı değildir, insan yarın ne olacağını bilmese de evini yapar. Düzenlilik sabit olmakla birlikte düzenin içeriği her an değişir. Her an birbirinin devamı gibi görünen yeniden yeniye bir varoluş gözlemlenir.

Eşyanın varoluşundaki bu düzeni fark ettiren düşünce modeli, Said Nursi’nin eserlerinde bulunur. Nursi, imanın hakikatlerinin izahını yaparken aynı model üzerine yapar. Hatta arkadaşlarıyla günlük işlerini konuşmak için yapmış olduğu yazışmalarında pratik hayatın gereğine göre konuşur. Yeri geldiği zaman muhatabına, bu modelin uygulanmasının sonucu olan bir anlayışı/yaklaşımı teklif ediverir. Çünkü her zaman kafasında bu vardır. Nursi bu bakış açısı sayesinde tutarlı, isabetli bir hayat yaşamıştır. İnsanlarla kendisinin arasını yabancılaştırmamak için kullandığı kelimeleri ve cümleleri insanların anlayabileceği kapasite içerisinde yerleştirmiş ve kullanmıştır. Fakat tefekkürünü kendi başına, müstakilen, yaratılışın, varlık aleminin devamlı yenilenerek yaratılıyor olduğunu gözlemlediği bir dünya üzerine kurmuştur.

“Allah devamlı yeniliyor” diyerek Allah katına çıkmadan “Kainat devamlı yenileniyor” demeliyiz. Ağaç her gün birazcık daha büyüyor; dünya her gün, her an bir başka konuma geçiriliyor. Dünya aynı dünya değil, eskiyor; her şey eskiyor yani değişikliğe tabi tutularak yeni bir halde var ediliyor. Bunu dünyada gözlemliyoruz ve bunu yapabilenin ancak ve ancak mutlak olan bir kaynak olabileceği sonucuna ulaşıyoruz. Vahiy metninde o mutlak kaynağa Allah deniyor. Bizim görevimiz bu sonuca ulaşmaktır. Onun hakkında “Allah şöye yapar, böyle bilir” gibi spekülasyona girmeyiz. Kendisi “Ben herşeyi bilirim” der, biz söyleyemeyiz. Biz kainata bakarız, her şeyi zaman ve mekan sınırına tabi olmaksızın, kainat cinsinden olmayan Birisi tarafından var edilmiş olduğunu, söyleyerek noktayı koyarız.

Hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, bu alem zaman ve mekan boyutuyla vardır. Mekana bakıp zaman boyutunu ihmal etmek bizi, Yaratıcının ayrı ayrı yaratma fiili ile devamlı ‘’meşgul’’ olduğu vehmine götürür. Biz yaratılışı zaman içinde müşahede ederiz, çünkü zamana tabi kılınarak var ediliyoruz. Aynı anlayışı Yaratıcı için kullanmamız hatalı bir muhakeme olur. Yaratıcı Mutlak olmalıdır. Mutlak olanın bir şeye tabi olduğu değil, bilakis o şeyin Yaratıcısı olduğunu hatırlamamız gerekir. Yani Yaratıcı, zaman diye algıladığımız şeyin de mekan ile aynı anda yaratıcısıdır. Kısaca, kainat hem mekan ve hem de zaman boyutuyla var edilir. Fakat biz yaratıklar onu zaman içinde sanki sırayla yaratılıyor ve dolayısıyla Yaratıcı daima yaratma fiili ile meşgul oluyor, diye algılıyor olabiliriz. Böyle bir yanlış algılamaya düşmemenin tek yolu, Yaratıcı katından değil de, bizim yaratıklığımız katından kainata bakıp, onun benim katımdan görünen şekliyle, her gördüğüm haliyle bu alemin bir Yaratıcısı olmalıdır, ‘’işte bu Yaratıcı Mutlak olmazsa şu kainatın gözlemlediğim şekliyle varlığını izah etmem mümkün olmaz,’’ sonucuna ulaşırız.

Kainatın her anının yeni bir yaratılış olduğunu söylemek, biz yaratıklar açısından kullanılan bir ifadedir. Mekanı zaman içinde akıyor gören biziz. Zaman, bizim için yaratmanın devamını gözlemlemekten ibarettir. Yaratıcının Mutlak olduğu anlaşılınca, Onun, bizim açımızdan başından sonuna kadar tüm kainatın, yani zaman ve mekan boyutuyla birlikte tüm varlık aleminin Yaratıcısı olduğu sonucuna her insan rahatlıkla ulaşır.

Allah katından yapılan spekülatif konuşmalar hatalıdır, insanı çıkmaza sokar. Birçok filozof, alim, düşünür veya varlığı en ciddi boyutlarda düşünerek hayatını buna vakfeden insanların bile, Allah hakkından spekülatif konuşma yapmaları, onları çıkmaz sokağa sokmuştur. Çünkü kendileriyle çelişmeye başladılar. Hiç kimsenin Allah katından konuşmaya hakkı yoktur. Allah’ı/vahyi dinleriz, Allah bize “Ben her şeyi bilirim, Benim kudretim her şeye yeter” der. Biz de kainata bakarız, inceleriz “Bunu yapanın kudretinin her şeye yeten olması gerekir” sonucuna ulaşır ve tasdik ederiz. Buna iman denir. Yoksa Kur’an’ı taklide iman denmez, taklit denir.

Not: Bu yazı serisi 2015 yılında Ali Mermer tarafından yapılan “Muhakemat, 3. Makale, Unsuru’l-Akîde” derslerinde Fatma Özten tarafından alınan notlardan oluşmaktadır. İfadeler, ders esnasında kullanılmış olup, yer yer aynı, yer yer de yaklaşık olarak aynı manaya gelecek kelimeler yazılmıştır. Yazı, son olarak Ha-Mim tarafından düzenlenerek yayınlanmıştır. Yapılan derslerin ses kayıtlarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Diğer Bölümler: 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest

Fikrinizi Paylaşın