25 Kasım 2017 0 Yorum Devamı →

Delil-i İhtira: Her An Orijinalliğini Gözlemlediğimiz Yaratılış – III

İnsan kainatta mevcudu kullanmakla yetkilidir (3. Bölüm)

İnsanlar, kainatta görünen sanatın gerçekleşme düzeninin prensiplerini bularak, o prensipleri kullanarak birşeyler yapabiliyorlar. Yeni bir vücud vermiyorlar, yeni bir vücudu (yeni bir mevcudu) kullanarak yeni şeylerin vücud alemine getirilmesini tercih etme yapma kabiliyetleri vardır. Mesela sağımda duran bir kitabı alıp sol tarafımda bir yere koyuyorum, yeni bir kitap yaratmıyorum. Kitap sağımda iken yaratılan kainat başkadır, kitabı soluma koyduğumda yaratılan kainat başkadır. Bana verilen irade-i cüz’iyeyi özgürce kullanarak kitabı sağ tarafımdan alıp sol tarafıma koyduğum anda, sol taraftaki kitabın oluşumunun Yaratıcısı ben değilim. Ben yalnızca mevcud yaratılış sisteminde bana verilmiş olan hürriyeti, sağımda bulanan değil solumda bulunan bir kitap olmasını isteyerek kullanıyorum. Bu olayı yaratan ben değilim. Kainatın tüm kurallarıyla birlikte kitaba sol tarafımda olarak vücud verenin ben olduğunu iddia edemem. ‘Yoktu böyle birşey ben var ettim’, diyemem. Mevcud kurallara uyarak kitabın solda olmasını istiyorum. Mesela elim hastalansa, iradem olsa da kitabı sola nakledemem.

İnsanın bir şeye vücud vermek değil de, mevcudu kullanmakla yetkilendirilen bir yaratık olduğu, öldüğü zaman tam olarak anlaşılıyor. Bu durum, insanın kendi isteklerini yaratan bir kişi olmadığını anlayarak, bu işin varlık alemine geliş nedenini sorgulamasına imkan veriyor. Böylece bu kainatın varlık nedenini araştırmaya, bunun sonunda da insanın varlık nedenini ve onu var edenin kim olduğunu sorgulamasına vesile oluyor. Böylece onu var edeni tanıyarak, kendisini Vareden ile referanslı olarak izah edebilir. İnsan iki el verilerek var edilmiştir, her iki ele beş parmak takılmış, her parmağındaki kemikler, bağ dokuları ve kıkırdak sistemiyle birbirlerine bağlanmıştır. Parmağın nasıl çalıştıklarına dair bir haberi yok, onları çalışır bulur. Sadece parmaklarını kullanmak ister ve ona göre hareket ettirir. Ne kendi vücuduna ne de kainattaki olayların nasıl gerçekleştiğine dair bilgi edinmeden, onları kullanır bulur.

Partikülün tercih yapma özelliği var mıdır?

Kainattaki parçacıkların, kainatın varlık nedeni olduğunu iddia etmek akılsızlığın zirvesidir. Aklı olan, geleceği düşünen insan kendini yapamazken, kainatın ve insanın vücudunda görevlendirilen partiküllerin varlık alemini yapması mümkün müdür? İnsanda düşünme, anlama, geleceği görme, tedbir alma kabiliyetleri vardır fakat bir partikülde bu özelliklerin hiçbir emaresi yoktur. Bir partikülü alıp bir yere koyduğunuzda orada durur, “Ben burada olmayacaktım, falancanın bedeninde görev yapacaktım” diye bir tercihte bulunma özelliği yoktur. Maddenin bizzat kendisinin tercih yapma, bilme, öğrenme özelliği yoktur fakat insanın bilme, öğrenme, düşünme, muhafaza etme özelliklerinin olmasına rağmen bu özellikleri yapan insanın kendisi değildir. Bütün bu özellikler insana verilmiştir, yani insan bu özelliklerle birlikte yapılmıştır. Partiküller insanın ve kainatın bir düzen içerisinde var edilişinde yapıtaşı olarak kullanılır.

Bütün partiküllerle birlikte kainat her an yeni bir varlığa tabi tutuluyor. Çünkü kendilerini yeni bir kainat bağlamında yeniden var edecek özelliklere sahip değildir. Hem kainat bağlamında hem de biz yeni şeklimizle yeni özelliklerimizle var ediliyoruz. Fakat bir önceki özelliğimize çok benzer olduğumuz için farklılığın olduğunu zamanla görüyoruz. Mesela ihtiyarladıkça saçlarımız beyazlıyor. Adaptasyonun yapıldığını iddia eden görüşler de vardır. Mezarın rengine uygun olması için adaptasyonun yapılıp yapılmadığını bilemeyiz ama eskiden siyah olarak yaratılan saçlarımız şimdi beyaz olarak var ediliyor. İnsan kendi kendine birşey yapamaz, insan kendi varlığını yarın için “Sen şöyle olacaksın” diye karar altına alamaz. Bu özelliklerle donatılmış insan kendini karar altına almazsa, bu özelliklerle donatılmamış olan insanın parçacıklarının böyle bir karar altına alma ve kendine “şöyle olacaksın” diye bir halden başka bir hale geçen yeni bir vücud verme özelliklerine sahip olmadıklarını müşahede edebiliyoruz. ‘Yaşlanarak yaratılıyor’ oluşumuzu, ‘yaşlanıyoruz’ diye yorumlamak yanlıştır. Günlük dilimizde yaptığımız, kainatın düzeni gereği olan konuşmalarımızı karıştırmamalıyız. Bilim adamı, biz böyle konuşuyoruz diye konuşmaz, gözlemlediğini yorumlayarak konuşur ve yorumlamasında da kendi dünya görüşünü yansıtır.

Rüzgar kendi kendine salınır mı? Rüzgarın kendi kendine bir yerden başka bir yere hareket etme özelliği yoktur. Gözlemlerimize göre yükselen sıcak havanın yerini soğuk hava doldurur. Rüzgar bu hava hareketlerinden oluşur. Rüzgar molekülünün hareket etme özelliği yoktur. Sıcak havanın yerine soğuk havanın var edilmesi yeni bir yaratılış türüdür. Dahası, bu yaratılışın her bir karesi yeni bir yaratılıştır. İşte, bu her anının yeni bir yaratılış olduğunu kavramanın adına tevhid deniyor.

İnsanın aklı, bir varlık aleminin yorumunu onaylayabilecek durumdadır, her insan kendi kapasitesi dahilinde bu yorumu yapmakla sorumludur. Aklımla ve irademle hayatımı, varlığımı anlamlandırıp düzenliyorum, tanzim ediyorum. Bazen “Vahiy bana yeter” gibi yorumlar duyuyoruz fakat vahyin bize yol göstermesi için bu yolun doğru olup olmadığının tasdik edilmesi gerekir. Bize verilen özellikleri kullanarak ya onaylamakla ya da reddetmekle sorumluyuz. Materyalistlerin maddenin varlığının ezeli olduğunu peşinen kabul edip yanlışa düştükleri gibi, bizim de “Vahiy zaten doğrudur” diyerek, Vahiy ile bildirilenlerin doğruluğunu soruşturmadan kabul etmemiz aynı yanlışa bizi düşürür. Vahyin bizzat kendisi de zaten insanı Vahyin sunduğu haberi onaylaması için araştırması, üzerinde düşünmesi gerektiği hatırlatır. Özetle, Vahiy insanı insanî kapasitesini kullanmaya davet eder.

Maddenin ezeli olması için kendi kendini var etmesi gerekir, varlığının kendinden olması gerekir. Bir şeyin varlığının kendinden olması için o şeyin var olmadan önce kendisinin var olması gerekir. Yani bir şey hem yok olacak, hem de yok olan kendisini var edecek. Dünyada böyle saçma bir mantık hiç kimse tarafından ileri sürülemez.

Not: Bu yazı serisi 2015 yılında Ali Mermer tarafından yapılan “Muhakemat, 3. Makale, Unsuru’l-Akîde” derslerinde Fatma Özten tarafından alınan notlardan oluşmaktadır. İfadeler, ders esnasında kullanılmış olup, yer yer aynı, yer yer de yaklaşık olarak aynı manaya gelecek kelimeler yazılmıştır. Yazı, son olarak Ha-Mim tarafından düzenlenerek yayınlanmıştır. Yapılan derslerin ses kayıtlarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Diğer Bölümler: 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest

Fikrinizi Paylaşın