27 Kasım 2017 0 Yorum Devamı →

Delil-i İhtira: Her An Orijinalliğini Gözlemlediğimiz Yaratılış – IX

Allah vaadinde duruyor (9. Bölüm)

Bir partikül kendini var etmiş olamaz, bir partikül bir başka partikülün varlık nedeni de olamaz. Eğer olabilseydi öncelikle kendisi var edilmeye muhtaç olmaz, bilakis kendisinin varlık nedeni olurdu. Her partikül her bir anında kendisini var edecek bir başka kaynağa muhtaçtır. Kainata bakıp ulaşacağımız sonuç/hakikat partikülün varlık hakikatidir. Bu hakikat değişmez, partikül bir hayvanda olur, bitkinin bedeninde olur. Bir bitki bir andan diğer ana kendi kendine büyüyemez. Bir partikülün hakikati mahiyet değiştiremez. Yani, partikül kendisi var edilmeye muhtaç iken, zamanla artık bir ‘’Var Edici olma’’ özelliği kazanamaz. Yaratık daima yaratıktır, Yaratıcı da daima Yaratıcıdır. Hakikat mahiyet değiştirmez.

Bir yağmur damlacığı “Ben buradan gitmeyeceğim” diyemez. İnsan dahi varoluşu açısından “Ben böyle değil, şöyle olacağım” iddiasında bulunamaz. Ancak “Şöyle var edilmek istiyorum” diyebilir. Kainatta cari olan, birbiriyle bağlantılı gibi görünen düzene ve o düzenden öğrendiklerine göre müracaat ederek “Ben şöyle yaparsam, bu düzenin Yaratıcısı şu şekilde cevap verir” diyebilir. Düzenden öğrendiğim bu sonucu Yaratıcıdan istiyorsam bu şekilde bir tercih yaparak, “Ne olur bu sonucu bana yarat” anlamında teklifte bulunurum. Su içmekten, tohum ekmeye kadar hatta yürümeyi kastetmeye varıncaya kadar bir tercihte bulunuruz. Bu tercih bana serbestçe kullanılmak üzere Yapıcım tarafından verilmiştir ve kullanırım. Mesela yürümeye karar verdikten sonra yürüme fiilini kimse yaratamaz. İstediğim şekilde yürüyeceğim diyemem yaratılıştaki düzene uymak suretiyle yürüyebilirim. Bu düzende ona yerçekimi denir. Hiç kimse çıkıp da “Ben yerçekimine uymayacağım” diyemez. Mesela kaslarımız nasıl yaratıldıysa öyle çalışırlar, fakat ben “Kaslarımın böyle değil de başka şekilde çalışmasına karar verdim” dediğimde kimse beni ciddiye almaz, kas hücrelerim de beni dinlemez. Kainatta bir tek partikül dahi bizi dinlemez, onlar ancak Yaratıcılarını dinlerler. Biz sadece Yaratıcımıza müracaat ederiz, O da yarattığı düzen doğrultusunda bize yapmış olduğu vaadini (düzen bizim için Yaratıcının bize bir vaadidir)  gerçekleştireceğini ve vaadinden dönmeyeceğini söyler. Kainata baktığımızda vaadinden dönmeyeceğini anlayabiliriz.

Yaratıcı hiçbir zaman düzendeki vaadini bozmuyor, tutarlılığını koruyor. Demek ki kainatı kim yaptıysa vaadini tutuyor. Bir taraftan da vahiyle gelen haberde, peygamberlerin getirdiği sözde, Allah’ın vaadinden dönmeyeceğini, söylüyor. Her ikisi de birbirini onaylıyor; hem Yaratıcının vaadinden dönmediğini kainatta görüyoruz hem de sözüyle de “Ben vaadimden dönmem” diyor. Kainatın Yaratıcısının vaadinden döndüğünü de görmedik. Hangi açıdan vaadinden dönmediğini gördük? Yaratma ve vücud verme açısından. “Bir domates tohumu ektim, kainatta gözlemlediğim düzen dahilinde domates çıkacaktı ama  çıkmadı” ise Allah vaadinden döndü demek çok basit bir yargılama olur. Çekirdeğin içi çürük yaratılmıştır, çürük yaratılan bir çekirdekten bitki çıkmayacağını Allah vadediyor. Allah yine vaadine uyuyor bize bitki vermiyor.

Benim görevim istemek, O’na bakan yönü yaratmak ama isterken O’nun vaadine uyarak istemeyi öğreneceğim. Eğer bilmiyorsam düzeni araştırmaya devam edeceğim, o araştırmalar sonucunda elde ettiğim düzenin prensiplerini bulup, o prensiplere uygun olarak yeni bir şeyin yaratılması talebinde bulanacağım. Bütün teknolojik ürünler/makineler, kainattaki mevcud düzenin, insanın tercih ettiği şekilde yaratılması için yapılan duanın/temeninin/talebin vaade uygun olarak cevaplandırılmasıdır.

Newton’un görüşlerinin yanlışlığı zamanla ortaya çıkmıştır. Kuantum teorisine göre her şeyin yeniden, her bir anda titreşim şeklinde varlık aleminde yenilenmesine rağmen (materyalist bilim adamlarının deyimiyle kendisini yenileyen kozmoloji anlayışının varlığı izahına rağmen) teknoloji hala tabiat kanunlarının sabitliğini kabul eden Newton anlayışına göre çalışıyor. Bu, çok basit yüzeysel bir düşüncedir çünkü her şeyin yaratılışının yenilenmesi ayrıdır, düzenin değiştirilmesi ayrıdır. Düzenin korunması ve sabitliği Yaratıcının vaadini bozmadığı ve vaadine muhalefet etmediğinin delilidir. Ama düzen içerisinde her şeyin varlığının her anda yenilenmesi ayrı bir konudur. Biraz daha teknik kelimelerle anlatırsak; kuantum teorisi, düzen içerisindeki varlığın her an yenilenmesini anlatırken, Newton’un teorisi, düzenin yeknesaklığı yani değiştirilmeden korunduğunu, düzeni koyanın verdiği vaadi tuttuğunu ifade eder. Dünya ile, düzeni koyanın verdiği vaadi koruması üzerine ilişki kurarız. Kuantum hakkında da varlığın varlık nedenini anlamak için konuşuruz. Allah’ın vaadini tutmasına güveniriz çünkü kainatın Yaratıcısının sözünden dönmeyen olduğunu yine kainatı müşahede ederek anlarız. Bu olaya Allah’a güvenmek, ayni tevekkül adı verilir. Yoksa “Ben bu işi Allah’a terk ettim, artık O’na kaldı” demek tevekkül değil, düşüncesizliktir. Tevekkül, Yaratıcının düzenli yaratıyor oluşundan emin olmak, o düzene uyma kararlılığı göstermek, demektir.

Not: Bu yazı serisi 2015 yılında Ali Mermer tarafından yapılan “Muhakemat, 3. Makale, Unsuru’l-Akîde” derslerinde Fatma Özten tarafından alınan notlardan oluşmaktadır. İfadeler, ders esnasında kullanılmış olup, yer yer aynı, yer yer de yaklaşık olarak aynı manaya gelecek kelimeler yazılmıştır. Yazı, son olarak Ha-Mim tarafından düzenlenerek yayınlanmıştır. Yapılan derslerin ses kayıtlarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Diğer Bölümler: 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest

Fikrinizi Paylaşın